10 Mart 2018 Cumartesi

SA5767/KY38-SevDur130: 15 Temmuz Şehit Aileleri Yaralarını Birlikte Sardı


Takdim

15 Temmuz FETÖ’cü hain darbe girişiminin ardından 1 buçuk sene geçti. Bu süre zarfında o günleri unutturmamak adına birçok şey yapıldı. Kolay kolay unutmayız desek de, hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. 28 Şubat’ı, FETÖ’nün o dönem yaptıklarını unutmasaydık, 15 Temmuz yaşanmayacaktı. Yas iklimiyle yaşanması gerekmese de, 15 Temmuz’un her detayını bilmek gelecek nesilleri güvende tutacaktır.

O geceyi hiç unutmayacakların başında şüphesiz ki şehit aileleri geliyor. Eşleri dul, çocukları yetim bırakan o gecenin şehitleri vatanlarına sahip çıkarken, ailelerine de şerefli bir hayat bıraktı. Kiminin çocuğu 3, kiminin 5, kiminin de Ömer Tarık Kantarcı gibi 8 aylıktı. Kanatları kırılmış olan eşler ise hayatlarına devam etmek, çocuklarına hem anne hem baba olmak için dimdik ayakta kalmanın yollarını arıyor. Bu yol bazen terapi, bazen bir dostun omzunda ağlamak, bazen de muhtaç olana yardım etmek.

Darbenin gazisi olan Çengelköy’de Üsküdar Belediyesi tarafından açılan 15 Temmuz Psikolojik Destek ve Yaşam Merkezi de bu yaraya merhem olmak için yola çıkmıştı. Aradan geçen onca zaman sonra, şehit aileleri için terapiye gidilen bir merkezden ziyade, evlerinin bir parçası oldu. Aynı acıyı paylaşan, aynı kaderi yaşayan eşlerin birlikteliği yaraları iyileştirdi, hayatı biraz daha yaşanabilir kıldı. Biz de çay ve poğaçalarına ortak olmak ve o günden bugüne neler yaşadıklarına kulak misafiri olmak istedik. Ardından Çengelköy şehitliğine gidip, şehitlerimizin mezarı başında dua ettik.

15 Temmuz’u kayıp değil, kazanç olarak gördüklerini söyleyen şehit aileleri, eşlerini kaybettikleri Çengelköy davasına hala sıranın gelmemesinden muzdarip. Hayat bir şekilde devam ederken, Destek Merkezi’nde birbirlerini bulmalarından da oldukça memnunlar. “Burada aile gibi olduk” diyen şehit aileleri, bir yandan terapi alırken, bir yandan da yardım amaçlı el işleri yapıyor. Adalete gelince; İlahi adaletin bir gün tecelli edeceğine yönelik inançları tek tesellileri.

Osman Yılmaz’ın eşi Şule Yılmaz:

Çıkrıkçı’yı görmek istiyorum

İlk zamanlar 15 Temmuz’u kayıp olarak görsem de şu anda kazanç olarak görüyorum. Hepimize çok şey kazandırdı. En sevdiğim insanın en sevdiğim yerde olması benim için bir kazanç. Öyle şerefli birinin ailesi olarak yaşama devam ediyor olmak da bir kazanç. Hayatını normal bir şekilde kaybetmiş olsaydı unutulup gidecekti. O günden beri hayatımıza giren ve çıkan çok insan oldu. Hayatı tanımak açısından da bize çok faydası oldu. Tek kayıp, artık eşimi göremiyor olmak. Göremiyoruz ama biliyoruz ki o en güzel yerde. Onu ölü olarak düşünmüyorum ben. Çok önemli bir karar alacaksak ona danışıyoruz, onun bir şekilde gösterdiği yolda yürüyoruz.

Davalara çok fazla gitmiyorum, çünkü enerjimizi tüketiyor. Sanıkların söylediği yalanları yürek kaldırmıyor. Ailelerinin şımarık davranışları çok rahatsız edici. Provoke ederek olay çıkartmak istiyorlar. Enerjimi Çengelköy davasına saklıyorum.  O Çıkrıkçı’yı görmek istiyorum. Görsem ne olacak bilmiyorum, ona söyleyeceğim şey bir cümleyle bitmeyeceği için bir şey söyleyemem herhalde, ama görmek istiyorum. Bir an evvel başlasın ve sonuçlansın istiyoruz ama istediğimiz gibi sonuçlanmayacağını da biliyorum.  Bizim istediğimiz idam, başka bir şey içimizdeki alevi soğutmayacak. Bunun da olması çok zor.

Biz öldük zaten, sıra sizde

Onlar o gece fütursuzca “vurun, gebertin” dedi ya, olacak bir şey değil ama aynı şekilde öldürülürlerse belki biraz içimizdeki ateş soğur. Onun dışında ömür boyu hapis yatsalar ne olur ki? Biz nasıl acı çektiysek, onların ailesi de öyle acı çekmeli. Eşlerinin mahkeme salonlarına gelip, “ah canım” deyip kocalarına kalp göndermeleriyle olmuyor bu iş. Bir tanesinin eşiyle dayanamadım kavga ettim bir gün. Akşama kadar tek bir kişinin savunmasını dinledik, dönüp dolaşıp “mal varlığıma el konuldu, unvanım gitti, çocuğum işsiz kaldı” deyip duruyordu. Karısı da eşini alkışlamaya kalktı. Çıkışta ona “aynı acıyı çekeceksiniz ki bizim kalbimiz hafiflesin, benim çocuğum ne yaşamışsa çocuğun onu yaşasın. Öyle çocuğumun maaşı kesilmiş demekle olmuyor, derdiniz bu mu” dedim. “Niye biz acı yaşıyormuşuz, siz yaşayın, siz ölün” dedi bana. Kadının koluna şöyle yapışıp döndürdüğümü hatırlıyorum, “biz öldük zaten, sıra size geldi, ölümden beter olacaksınız” dedim.

Burası bizim evimiz

Acılarımız henüz çok tazeyken toplanmaya başladık bu yaşam merkezinde. 15 Temmuz’un kazançlarından biri de burada edindiğim dostlar. İlk zamanlar bir sokak aşağımda oturan Kadir Sivri’nin eşi Yüksel hanıma gitmeyi çok düşünmüştüm, ama bir türlü fırsat bulamadım. Onu da burada tanımak nasip oldu. Yüksel’in eşi vurulduğunda benim eşim onu çekmek için üzerine atlamış. O zaman vurulmuş ve oracıkta ölmüş. Bunu bilmek bile beni ona daha başka yaklaştırıyor. Yüksel’in kızı rüyalarında benim eşimi görüyor, ben babanın arkadaşıyım diyor. Bunlar insanı olduğundan daha çok yakınlaştırıyor. Biz gerçekten bir aile olduk.

Burası bizi büyüttü, bir aile yaptı. Diğer şehit aileleri ile bir araya geldiğimiz zaman, ne kadar fark olduğunu, onların hala yolun başında olduğunu görüyorum, çok üzülüyorum. Hayat bitmedi, devam etmek zorunda, ağlamamız gerektiği zaman ağlıyor, gülmemiz gerektiği zaman da gülüyoruz. Ama diğerleri hala ilk günkü gibi ağlıyor. Burası bizim evimiz.

Halil Kantarcı’nın eşi Ayşe Kantarcı:

Hiç canı yanmamış insanlar ahkam kesiyor

15 Temmuz’dan sonraki bir yıl çok tempolu geçti. Allah razı olsun, yurt dışından ve yurdun her yerinden acımızı paylaşmaya geldiler. Bu süreçte çok fazla kendi acımı yaşayamadım. Bu bir tarafıyla çok iyi oldu, çocukların da dikkati dağıldı. Bir tarafıyla da yorucuydu. Bir yıldan sonra başka alanlarla ilgilenmeye, tempomu düşürmeye başladım. Çocuklarla daha çok vakit geçirdim, zaman dediğimiz şey de bunun için zaten, taşlar yerine otursun, su yolunu bulsun diye. Baştan çok üzüldüm, çok erkendi diye düşündüm, ama şimdi sadece eşime duyduğumuz özlem var. Şehit olmak veya şehit eşi olmak zaten benim duamdı. Allah duama icabet etti, daha ne isterim. Sadece dua ederken bekardım, çocuklarımı düşünmemişim. Babasız büyüyen çocuk sadece benimkiler değil ama. Kadere iman edenlerdeniz biz, onların ömrü o gece bitmiş. Dışarı çıkmasalardı da kanepede öleceklerdi. Şükür ki şehadet nasip oldu.kantarci

Bu süreç içerisinde gördüm ki, o hadiseleri birebir yaşayamayan, şehit veya gazi olmayan insanlar daha fazla 15 Temmuzcu olmuş. İnsanların çok farklı noktalara odaklandıklarını görüyorum. Çok fazla program yapıldı, çok fazla yazıldı çizildi, fakat bunların hepsi yüzeyseldi. 15 Temmuz’u sadece bir zafer olarak görüp, kutlamasını yaptılar. Halbuki insanların oturup, biz bunu neden yaşadık, nasıl yaşadık, bundan sonra yaşamamak için ne yapmalıyız üzerinde düşünmeleri gerekirdi. Biz şehit yakınları olarak mevzuya daha hassas ve adil bakıyoruz. Ama hiç canı yanmamış insanlar dışarıda ahkam kesiyor. Kraldan çok kralcı oluyorlar. Köprüde yapılan kutlamayı hazmedemedik bir türlü. Biz orada bir sürü şehit vermişken, bu ülkeye hiçbir katkısı olmayan sanatçılar çıkıp şov yaptı. Yaraya tuz basmak oluyor bu. Anma töreni gibi yapılabilirdi, eğlence yapılmamalıydı.

Adalet olsa, 28 Şubat mahkumlarına olurdu

Davalara baktığımda da zafer kazanmanın rehavetini görüyorum. Diğer taraf suçlu olduğu halde “suçsuzum” yüzsüzlüğünü gösterebiliyor, onların avukatları daha sıkı çalışıyor. Doğru cezalar verileceğine dair de ümidim yok. İlk etapta kimi buldularsa aldılar. Sonra yavaş yavaş salıverdiler. Bir buçuk yıl oldu, Çengelköy davalarına gelinmiş değil. Biz eşlerimizi Çengelköy’de kaybettik ve buradan çok şehit verildi. Kul adaletiyle bu işin çözülmeyeceğini biliyorum. Çünkü adalet olsa 28 Şubat mağdurları bugün hala cezaevinde olmazdı.

Biz şehit yakınları ilk etapta herkese iyi niyetle bakıp, acaba masum olabilirler mi diye düşünüyorduk. Fakat onların kibirli bir şekilde yaptıkları savunmalara bakınca, masum olamayacağını anlıyorsunuz. Davalardan umduğumu bulamadım, bizim için de çok yorucuydu çocukları bırakıp Silivri’ye gitmek, geç saatlerde dönmek. Gittiğimizde sadece üzülüyorduk. O yüzden artık gitmiyorum.

Ülkeyi korumak sivillerin görevi değildi  

15 Temmuz şehitlerine çok fazla ihtimam gösterildiğini ve bunun çok dillendirildiğini görüyorum. Çok anti patik oluyor. Diğer şehit yakınları “bizim şehidimiz şehit değil mi” diye bize sitem etmeye başladı. Afrin şehitleri var şu anda mesela. Ama 15 Temmuz şehitleriyle asker olarak şehit olanların arasındaki fark, bizim eşlerimiz sivildi ve vatanı kurtarmak sivillerin görevi değildi. Bizim türkülerle gönderdiğimiz, her şehit düştüğünde gözyaşı döktüğümüz askerimiz bize silah çekti, eşlerimizi öldürdü. Ben içlerinde temiz olanların şehit olmakla mükafatlandırıldığını düşünüyorum, ki Afrin şehitlerimiz de öyle. Onların hikayelerini okudukça gerçekten çok üzülüyorum. Ama bütün askerimizin iyi olduğunu da düşünmüyorum.

Evet, 15 Temmuz’u ayrı kılan bir hassasiyetin olması gerekiyordu, fakat insanların bunun suyunu çıkartacak kadar istismar etmesine de müsaade edilmemesi gerekiyordu. Şimdi bize tepki gösteriyorlar, oysa bunun sebebi biz değiliz. Eşimin fotoğrafını bile ilk kez geçen gün paylaştım sosyal medyadan. Hem beni üzdüğü için, hem de insanların gözüne sokmak istemedim, ağlama edebiyatını sevmiyorum.

Mehmet Yılmaz’ın eşi Ayşegül Yılmaz:

Milletin kendine olan güveni perçinlendi

Aradan 18 ay gibi bir zaman geçti, ama hala dün gece olmuş gibi tap taze duruyor kalbimizde ve zihinlerimizde. 15 Temmuz’u Türkiye’nin dönüm noktası olarak görüyorum. Orada kazanılmış bir zafer vardı gerçekten. Bu milletin kendine olan güvenini perçinledi. Ardından başarıyla Fırat Kalkanı operasyonu yapıldı. Bir yandan içerideki hainlerle bir yandan da dış güçlerle uğraşıyoruz, gerçekten zor bir süreçteyiz. 15 Temmuz olmasaydı içerideki hainler hainliklerine devam edecekti. Onların temizlenmesine vesile oldu. Maalesef şehitsiz de zafer olmuyor. Onlar bir şekilde vefat edeceklerdi, şükür ki şehitlik nasip oldu.

Şehitlerimizin hayatlarına baktığımızda yaşantıları, karakterleri bile birbirine benziyor. Eşim de duyarsız bir insan değildi. Alışkındım ben onun aniden çıkıp gitmelerine. O gece çağrılar yapılmadan, salalar okunmadan önce köprüye gitti. Üç buçuk civarında da şehadet haberini aldım. Duyunca hepimiz şok yaşadık, ama eşim bizi sanki alıştırmıştı. “Eğer bir gün vefat edersem, sakın benim arkamdan üzülmeyin, ağlamayın, o gün benim düğün günüm. Çikolatalar, tatlılar filan dağıtın” demişti. Ben de “neden böyle konuşuyorsun, bizi düşünmüyor musun” dedim. “Sizin sahibiniz ben değilim, Allah” diye cevap vermişti.

Sanık avukatları çok cevval

Bu merkeze gelmek bana çok iyi geliyor. Çünkü hepimiz aynı kaderi paylaştık, aynı acıyı yaşadık. İlk zamanlar o geceyi konuşurduk, ama artık acılarımızı tazelememek adına pek konuşmuyoruz. Sadece onlara olan özlemlerimizi dile getiriyoruz. O gece hepimiz için çok zor bir geceydi. Polis, asker veya subay değildi bizim eşlerimiz. Hiçbir hastalığı olmayan insanların aniden elimizden uçup gitmesi çok acıydı. Bunu sadece Allah’a olan teslimiyet, kadere olan imanla kaldırabiliyoruz.

Eşim şehit olmadan önce, şehit haberleri çıktığında üzülürdük, ama onu yaşamak apayrı bir şeymiş. Şu anda bir şehit haberi alsam, bugün onlar için çok zor bir gün diyorum, çok üzülüyorum. Hele ki Afrin şehitlerinin çoğu genç, yeni evli, küçük çocuklu veya eşi hamile. Onların durumu çok çok daha zor. Allah mutlaka dayanma gücünü verecektir.

Davalara gittiğimizde çok büyük bir sabır ve öfkeyle dinliyoruz savunmaları. Ama gitmemiz, davamızın arkasında olmamız gerekiyor. Maalesef çok kalabalık olamıyoruz. Küçük çocukları olanlar her zaman gelemiyor. Sanıkların avukatları çok cevval, yakınları da geliyor davalara. Onlar bizim gözümüzün içine baka baka yalan söylerken, ilahi bir mahkemenin olduğunu düşünüyoruz. Gerçekleri hiçbir şekilde inkar edemeyecekleri bir mahkemenin olduğunu düşünmek içimize su serpiyor. Bu dünyada onlara verilecek en ağır ceza idam, o bile yüreğimizi soğutmaz. Zor bir süreç, ama katılmak da gerekiyor.

Muhammed Ambar’ın eşi Elmas Ambar:

Arkadaşlarım benim derdimi anlıyor

Destek ve Yaşam Merkezi’ne gelirken ilk önceleri çok çekiniyordum. Selma arayıp ısrar edince, terapiye de başladım. Çok iyi geldi bana burası. Hele geçen yaz eşimsiz çıktığım ilk tatil dönüşümde yaşadıklarımı ve buradaki arkadaşlarımın bana verdiği anlatamam. Rize’ye gitmiştim, eşim yanımda yoktu, onun arkadaşları birçok yere ismini vermişler. Onları gördükçe eşimin de onların yanında olmasını istedim hep. Bunlar beni çok üzdü. Tatilden sonra buraya geldiğimde elim ayağım titriyordu. Arkadaşlarım çok destek oldular. Onlar benim derdimi anlıyor, çünkü aynı şeyleri yaşıyoruz.

Biri 8 biri 4 yaşında iki çocuğum var. Oğlumun ismi Ali, ama artık ona Muhammed Ali diyoruz. Nüfusta da bu değişikliği yapıp, babasının ismini başına koyacağım. Oğlum da ilk zamanlar buraya çok geldi, terapi filan aldı. Çok zor süreçlerden geçtik ailece. Çocuklarım için dik durmaya çalışmaktan kendimi çok kasmışım. Şu anda her yerim ağrıyor. Geceleri uyku uyuyamazdık mesela. Terapiler çok iyi geldi, artık uyuyabiliyoruz.

Adaletin tecelli edeceğini düşünmüyorum

Davalara bir kez gittim, artık gitmiyorum. Adaletin çok net bir şekilde yerini bulacağını düşünmüyorum. Benim yeğenim de Bursa’da askeri bir lisede 2. sınıftaydı. O gece üzerlerine silah zimmetli üst devrelerinin silahları darbede kullanılmış. Komiser onlara, kafanıza silah sıksam da, kalkın desem de kalkmayacaksınız demiş. O çocuklar orada yatarken, silahları kullanılmış, şimdi onlar hapiste, kullananlar dışarıda. Ben bunu bildikten sonra adaletin tecelli edeceğini nasıl düşüneyim? Davalara gidip sinirlerimi bozacağıma, gelip eve çocuklarıma kötü davranacağıma, evde oturup dua etmeyi tercih ediyorum.

Darbeye tiyatro deyip, eşimin boş yere öldüğünü söylediklerinde, yanlış tarafta mıyız diye sorgulamalarım oldu bir ara. Eşim, “Menderes’in asılmasının sebebi benim babamın neslinin korkak olmasıydı” diyerek çağrılar daha yapılmadan dışarı çıkmıştı. Bunu düşündüğümde hiçbir şeyin boşuna olmadığını anlıyorum. Bir de bölündük bu olay yüzünden. Saadet Partililerin MHP’den daha çok yanımızda olmasını isterdim. 15 Temmuz’dan sonra AK Partililer ziyaretimize çok geldi, neden diğer partililer gelmedi? MHP bu kadar destek veriyor şimdi, neden o zaman gelip bizi ziyaret etmedi? Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi’nden niye gelmediler? CHP ve HDP’yi zaten beklemiyoruz.

Yeri gelmişken 15 Temmuz’dan faydalanıp böbürlenen bazı şehit aileleri ve gazilerden şikayetçi olduğumu söylemeliyim. Bize de zararları dokunuyor. Olur olmaz programlara şehit ailelerini çağırmaya da gerek yok ki. Şiir dinletisinde bizim ne işimiz var? Masa doldurmak için çağırıldığımızı düşündüğüm için hiçbirine gitmiyorum. Köprüde yıldönümü adı altında yapılan kutlamaya da gitmedim. Ben eşimin ölümünü kutlayamam. Benim evim köprüye çok yakın, bu sesleri duyduğumda kulaklarımı tıkamak istedim. Cumhurbaşkanım henüz bana gelmedi, eğer gelirse bunu iletmek istiyorum. Gereksiz masraflar yapacaklarına, bizim adımıza hayır yapsınlar, yetim doyursunlar isterim.

Kader Sivri’nin eşi Yüksel Sivri:

Birlikte olmak da terapi

İlk zamanlar sanki dünyada bir tek ben vardım ve benim başıma gelmiş gibiydi her şey. Zaman her şeyin ilacıymış, haftalar, aylar, yıllar geçtikçe, arkadaşlarımla birlikte oldukça, biraz hafifledi acım. Destek ve Yaşam Merkezi’nin değerini arkadaşlarım birer birer anlattı. Burası çok önemli bizim için, kapansa da biz görüşmeye devam edeceğiz. Daraldığımız an burada bir kapı olduğunu biliyoruz. Bahçesinde çok kahvaltı yaptık, aşure yapıp dağıttık, iftar yaptık. Burası benim evimin oturma odası gibi, gelmeden yapamıyorum. Terapi için de geliyorum, ama birlikte olmak da bizim için bir terapi.

sivriDavalara gidiyordum önceleri. Ancak hepimiz çok etkileniyoruz. Rahatsız edici bir atmosfer var orada. Çengelköy davasını iple çekiyoruz. O Çıkrıkçı’nın yüzüne bakmayı ben de çok istiyorum. Baksam ne olacak, ama bir bakalım da ne olacağını görürüz. Gönül ister ki çocuklarımı da götüreyim, ama bir tanesi zaten hiç iyi durumda değil. Hadi bizi boş ver, biz yetişkiniz, eşiz, keşke çocuklarımız onun yüzüne bir baksa. O da çocuklarımızı gördüğünde o emri nasıl verdiğini düşünür mü? O itler diyordu, o itler kimmiş tanısın bizi.

Destek Yaşam Merkezi görevlisi Selma Güleç:

Atkı,bere ördük, Halep’e gönderdik

Üsküdar Belediyesi 6 aylığına kiralamıştı bu ofisi. Biz böyle bir ortam oluşturunca bugüne kadar uzattılar. Buraya gelen herkes tekrar gelmek istiyor. Elmas’ı zoraki getirmiştim buraya, Fatma desen yine öyle, ama şimdi gitmek istemiyorlar.

Bana burayı söylediklerinde ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Müdürümüze neler yapabileceğimizi sordum, bana listeler gönderdi, şehit ailelerini aramaya, onları ısrarla davet etmeye başladım.  O dönem benim özel hayatımda da çok zor bir dönemdi. Onlar da bana ilaç gibi geldi. Hiçbir zaman iş olarak bakmadım buraya.

Şu ana kadar 12-13 gönüllü psikoloğumuz görev yaptı burada. 200 kadar kişiye de bireysel olarak ulaştık. Sadece şehit ailelerine değil, gaziler, Çengelköy çevresinden gelenler veya başka ilçelerden gelenleri de geri çevirmedik. Şu an için 25 kişiye bireysel terapimiz devam ediyor. Çocuklara yönelik de hem grup, hem bireysel terapiler yapıldı.

Terapiler dışında el işleri de yapıyoruz burada. Geçen kış bereler, atkılar, şapkalar yaptık,  çuvallarla Halep’e gönderdik. Bir yandan sohbetimizi yaparken, bir yandan da örgü örüyoruz. Mum çalışması yaptık, kimini yine yardım için sattık, satılmayanları da yakıp mum ışığında oturuyoruz bazen. Şu anki çalışmamız da keçe. Keçeden değişik şeyler yapıp, satışa sunup yardım için kullanmayı düşünüyoruz. Burası yaza kadar kapanacak, ama gönül bağımız devam edecek.

Gönüllü psikolog Arzu Buyuk:

Yas bir süreçtir ve yaşanması gerekir

Bir buçuk senedir burada gönüllü çalışıyorum. Yaşam tarzım gönüllük esasına dayanıyor zaten. Memleketimde böyle bir olay olunca da bize ihtiyaç duyulur diye her yere mesaj attım. Bizim elimizden gelen bu, biz de bu şekilde yardım ediyoruz. Ben zaten Çengelköy’de oturuyorum. Buradakilerin hayır dualarını alacakmışım demek ki.

Yas bir süreçtir ve yaşanması gerekir. Biz onların yasını engellemek amaçlı terapi yapmıyoruz. O süreci nasıl atlatacakları yolunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. O yolda birlikte yürümeye çalışıyoruz. Bu tarz bir olay olduğunda hemen terapi sürecine alınmaz, önce anlamlandırmalarını beklersiniz. İlk başta da bu süreç ev ziyaretleriyle başladı.

Yas ve travma grubunun içine girmemiştim daha önce, benim için de ilkti. Bana çok şey kattılar. Her aileye dokunduğunuzda bir şey öğreniyorsunuz. Bir anda dağılma da olabiliyor bu tarz durumlarda, onların nasıl toparlandığını, nasıl birlikte olduklarını öğreniyorsunuz. Bu arkadaşlarla aramızda değişik bir bağ kuruldu. Burası kapansa da görüşmeye devam edeceğiz.



Sevda Dursun, 10.03.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı