7 Mart 2018 Çarşamba

SA5754/KY34-EE35: Son Pişmanlık

 بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi, Mevlâmız olan Allah’a hamd, örnek kulu, son Resûlü Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ü selâm ile sözlerime başlarım.

Vakit veya zaman insanın öz sermayesidir. Herkese tahsis ve takdir edilmiş bir zaman kesiti, bir hayat, bir ömür vardır. Doğumla tükenmeye başlayan ömür sermayesi, dünya sahnesinde bir sınav süredir. 

“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler” (Zümer, 39/30).[1]

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şet ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 21/35)[2]

İnsan hayatının belli bir süresi vardır. Bu sürenin sona ereceği vakte ecel adı verilmektedir. Eceli gelen herkes ölecektir. Nitekim sonradan yaratılan her şey fanidir. Bir başlangıcı olanın mutlaka sonu da vardır. Her doğan, daha doğarken ölüme namzet olarak doğmaktadır. Bu bir hayat kanunudur, istisnası da yoktur.

“Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (A’raf,7/34)[3]

Ecel kaçınılmaz bir son, acı da olsa apaçık bir gerçek…

“Eğer Allâh, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl,16/61)[4] Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, ecel kaçınılmaz bir son, acı da olsa apaçık bir gerçektir.. Umulmayan bir zamanda aniden gelir.

Muhakkak ki semâvât ve arzın gaybını, oralarda gizli olan şeyleri bilen sadece Allah’tır. Şimdi Rabbimizin bizlere haber verdiği gayb bilgisine göre,  hakikati inkar eden, zulüm içinde bir hayat yaşayan kâfirlerin hesap günündeki kendi ağızlarından geçersiz isteklerine bakalım: “Dünyaya tekrar döndürülsek, bize bir fırsat daha tanınsa da önceki günâhlarımızdan uzaklaşıp senin istediğin hayatı yaşasak…!”

GEÇERSİZ İSTEKLER[5]

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten nakledildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 “Allah, altmış yıl ömür verdiği kişiye bahâne ileri sürme şansı bırakmamıştır.” (Buhari, Rikak 5.) [6]

Ek süre istekleri, hayatı bir anlamda yenileme veya uzatma dilekleri geçersizdir. Üç grup insanın bu tür talepte bulunacağı bildirilmiş ve bunlar peşin peşin reddedilmiştir.

GEÇERSİZ İSTEKLERDE BULUNAN 1.GRUP, ZAMANI İNANÇSIZLIKLA GEÇİRENLERDİR

Şu ayette yaşanacak o pişmanlıkları bugünden haber veriyor bize:

“Kâfirler cehennemde, “Rabbimiz, bizi (buradan) çıkar, önce yaptıklarımızın yerine iyi işler yapalım, diye feryad ederler.”

Cevap çok açık ve kesindir:

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

“Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:)  “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fâtır,35/37.)[7]

Biz size tezekkür edecek, durup düşünecek, akıl yorup anlayacak, kavrayacak, bir kimsenin tezekkür edeceği, düşünebileceği kadar bir süre, bir ömür vermedik mi dünyada? Size uyarıcılar göndermedik mi? Elçilerimiz gelmedi mi size?

Gerçekten bunlar kendi kendilerini mahvetmişler, fırsatlarını, imkânlarını kötüye kullanmışlar, sermayelerini kaybetmişler, kendi kendilerine yazık etmiş kimselerdir. Kendi kendilerini cehenneme, azaba sürüklemiş kimselerdir.

Kâfirler yeniden dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi reddediyorlardı. Bunu peygamberleri vasıtasıyla Allah bildirdiği için reddediyorlardı. Ama şimdi bu safhayı gözleriyle görünce, bu kâfirler bize bu konuda daha önce haber gelmişti diyerek kabul edecekler, itiraf edecekler.

"Ey rabbimiz!" diyecekler, "Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahımızı itiraf etmiş bulunuyoruz, bir çıkış yolu yok mu?" Bu duruma düşmenizin sebebi şudur: Allah’ın ismi tek başına anıldığı zaman inkâra sapardınız, ama O’na ortak koşulduğunda buna inanırdınız. Artık hüküm, yüce ve ulu olan Allah’a aittir.” (Mü’min,40/11-12.)[8]

“Acaba bizim için bir çıkış yolu var mıdır?”

a. Acaba bizim için tekrar dünyaya dönmek gibi bir yol, bir imkân var mıdır?

b. Ya da içine düştüğümüz şu ateşten kurtulabilmek için bize bir imkân var mıdır?

c. Ya da bizim için bir daha ölmek gibi bir çıkış yolu var mıdır?

Aslında bunu derken, “eyvah bizim için hiçbir çıkış yolu yoktur,” diyerek kahroluyorlar mahvoluyorlar.

Kur’ân-ı Kerîm onların bu durumlarını şöyle tasvîr etmektedir: “Neredeyse Cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: ‘Size (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?’ diye sorarlar.” (Mülk, 67/8.)[9]

“İnkâr edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.” (Fâtır,35/36.)[10]

Yüce Allah buyurdu ki: “Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve yalnız emredildiklerini yapan melekler vardır.”(Tahrim, 66/6.)[11] buyurmuştur.

Dünya hayatının geçici ve imtihan yeri olduğunu unutanların, ölüm anındaki acıklı durumlarını ve dünyaya tekrar geri dönmek istediklerini Kur’an-ı Kerim şöyle anlatıyor:

“Nihayet onlardan birine ölüm gelince, ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’, der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (Mü’minun, 23/99,100)[12]

GEÇERSİZ İSTEKLERDE BULUNAN 2. GRUP; ilâhî davete uzak durmuş ve bu sebeple de gerçeğe karşı haksızlık etmiş olan zalimlerdir:

 “Zâlimlerin: Ey Rabbimiz. Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım” diyecekleri gün hakkında insanları uyar. Onlara denilir ki; daha önce, sizin için bir zevâl/son olmadığına, yemin etmemiş miydiniz?” (İbrahim,14/44)[13]

Ya Rabbi ne olur bize azıcık bir ömür versen de, ömrümüzü biraz uzatsan da Senin dinine tabi olup sâlih kullarından olsak. Önceki hayatımızdan, önceki günahlarımızdan uzaklaşıp senin istediğin gibi bir hayat yaşasak. Sana asla şirk koşmasak. Yapay tanrılar tanrıçalar edinmeyip, kendi hayat programımızı kendimiz belirlemeye kalkışmasak.

Bu geçersiz telepte bulunanlar kendi kendilerini bozuk para gibi harcamış kimselerdir. Tüm imkânlarını, fırsatlarını kötüye kullanıp mahvetmiş kimselerdir. Çünkü Rabbimiz bu dünyada onlara düşünüp gerçeği anlayabilecekleri, Rablerine kulluk yapabilecekleri kadar bir ömür vermişti. Onlara uyarıcılar, kitaplar ve elçiler göndermişti. Ama bunlar tüm bu uyarıcılara kulak tıkayarak zalimce bir tavır takınmışlardı.

Onların bu taleplerine karşılık bakın Rabbimiz buyuruyor ki: Ey zalimler, sizler daha önce sonunuzun gelmeyeceği konusunda, hayatınızın, mülkünüzün, saltanatınızın asla zeval bulmayacağı konusunda yemin etmemiş miydiniz?

GEÇERSİZ İSTEKLERDE BULUNAN 3. GRUP ise elindeki imkanları paylaşmayı becerememiş eli sıkı Müslümanlardır:

 “Ey mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim, Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam’ demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden harcayın.”( Münafikûn, 63/9-10.)[14]

Ey Müslümanlar sakın sizi mallarınız ve evlâtlarınız Allah'la yücelmekten, Allah'la izzet ve şerefe ulaşmaktan, Allah’ın kitabını gündem yapmaktan alıkoymasın. Mallarımızla şeref kazanacağız zannetmeyin. Evlâtlarımızla şeref kazanacağız zannetmeyin. Yani ekonomik ve siyasal gücümüzle izzet ve şerefe ulaşacağınızı sanmayın. Çünkü mal ekonomik gücü, evlâd ve ıyâl de siyasal gücü temsil eder. Çok mal, çok evlât, çok siyasal güç asla insana şeref getirmeyecektir. Bunlar sizi Allah’ın kitabından alıkoyduğu sürece asla izzetli ve şerefli bir hayata kavuşamayacaksınız.”[15] Zaten bütün izzet ve şeref Allah’a aittir. (Nisâ,4/139.)[16] “Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir.” (Fâtır,35/10.)[17]

Bu âyetler, her işin bir zamanı ya da her zaman kesitinin bir işi olduğunu, bu sebeple zamanlama hatası yapmamak gerektiğini, sonraki pişmanlıkların ve taleplerin hiçbir şey kazandırmayacağını açıkça ilan etmektedir.

ÖLÜME ÇARE YOKTUR, HAZIRLANMA VARDIR

Her canlı Cenâb-ı Allâh’ın izniyle yaşar ve ölür. Yaşaması ve ölmesi insanın kendi elinde değildir. Bu hususta Yüce Allâh’ın iradesine kimse karşı çıkamaz. O, bir kimsenin ölümüne hükmetmiş ise derhal yerine gelir. Yüce Allâh’ın ölüm hükmünde asla sapma olmaz. Görevli melekler görevlerini kusursuz yerine getirirler.

“Allâh kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.” (En’am, 6/61)[18]

“Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.” (Vakıa,56/83-85)[19]

Şu ayet de yine ölüm gerçeği ve ilahi kudret karşısında insan oğlunun aczini, bu gerçeği dikkate almayan bir hayat tarzı sürenlerin karşılaşacakları zor durumları dile getirmektedir: “Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş Rabb’inedir.” (Kıyame,75/ 26-30)[20]

“Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona: ‘İşte bu senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir’ der” ( Kaf,50/19).[21]

“De ki; Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen alemi de bilen Allâh’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta oluklarınızı haber verecektir.” (Cum’a, 62/8)[22]

 “Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size ulaşacaktır...” (Nisa,4/78)[23]

” Her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiya, 21/35)[24]

"Öyle ise, ey basiret sahipleri, ibret alın.” (Haşr, 59/ 2)[25]

En güzel örmeğimiz ve âlemlere rahmet olan Muhammed Mustafa (sav): “Akıllı kimse bu dünyada kendini sorgulayan ve ölüm sonrası için çalışandır.” buyurur.( Tirmizî, Kıyame 26, IV, 638.)

İbn-i Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre O şöyle demiştir.Ben Resulullah’la beraber iken Ensar’dan bir adam geldi selam verdi ve Peygamberimiz’e şöyle sordu:Ya Resulallah mü’minlerin hangisi en faziletlisidir? Peygamberimiz: “Ahlakı en güzel olanıdır” dedi.Sonra adam :“Mü’minlerin hangisi en akıllıdır?”dedi Aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm: “Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonrası için en iyi hazırlığı yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.” buyurdular. (İbn Mace, Sünen, Zühd, 34/31 (II;1423))

Hz. Ömer (r.a.): "Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz. Kendinizi en büyük buluşma için hazırlayınız. Kıyamet gününde hesap, ancak dünyada kendini sorgulayanlar için kolay olur." (Tirmizi, Kıyame 25, IV, 638.)

Hz. Ali (r.a.): “Ey mü’minler! Dünya arkasını çevirerek yel gibi esip gitmekte, âhiret de ona karşı aynı sür’atle gelmektedir. Bu iki alemin insanlar arasında çocukları vardır. Ey Müslümanlar! Sizler, dünyanın değil âhiretin çocukları olunuz. Bu dünya iş günüdür, hesap günü değildir. Fakat yarın (âhiret) hesap günüdür, iş günü değildir.”  (Buhârî, Rikâk 4, VI, 171.)

KULLUK SINAVI

“O, Allâh ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı” (Mülk,67/2)[26] şeklindeki buyruğu ölüm ve hayatın yaratılış sırrını çok açık bir şekilde gözlerimizin önüne sermektedir.

"Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister..." (Al-i İmran, 3/30)[27]

Kulluk sınavının bütünlemesi de ömür denilen sınav süresi içindedir. Ek bir zaman/süre asla söz konusu değildir. “Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi ertelemez.” (Münafikûn, 63/11)[28]

Önlenemeyen zarardan, tükenen ömür sermayesinden, aşağıların aşağısına düşme tehlikesinden kurtulma şansı vardır ve bu şans iman, sâlih amel (Tîn,95/6; Asr, 103/3), hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye (Asr, 103/3) kayıtlarına bağlı kılınmıştır.[29]

İmtihandan geçirilmeden bırakılmayacağız…

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "iman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar! Her kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki, Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O her şeyi işiten ve bilendir. Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir. İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Ankebut,29/1-7)[30]

Son ikmal çalışmalarına hız vermek ve zamanlama hatası yapmamak

“Hiç Allah’ın rızasına uyan (mümin) kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve yeri cehennem olan (kâfi)r kimse gibi olur mu?” (Al-i İmran, 3/162).

Değildir tabiî ki…

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Ölüp de pişman olmayan yoktur; mutlaka herkes nedâmet duyar: Muhsin (İyi yolda) olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, nedâmet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına pişman olur, nedâmet duyar." ( Tirmizi, Sünen, Zühd, 34/59 (IV;603) H.No:2403.)[31]

Son pişmanlık fayda vermeyecektir ve hesap gününde bizleri pişman ve mahcûp etmeyecek sâlih işler yapmak, ne yapıp edip Rabbimizin rızasını kazanmak ve kendimizi Allah’a beğendirmek ve aldanmamak zorundayız. Son ikmal çalışmalarına hız vermek ve zamanlama hatası yapmamak zorundayız. Unutmamalıyız ki, asıl hayat ahiret hayatıdır. “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebût,29/64.)[32]

Cehennemden uzaklaştıracak ve Cennete sokacak işler yapmak

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran, 3/185)[33]

Kısaca, Allah’tan başka bütün yaratılmışlar fanidir, hepsinin ömrünün bir sonu vardır. İnsan da bu gerçeğin dışında değildir. O sebeple, bir gün mutlaka bu hayata veda edeceğini bilen insan ölüm ötesi hayata hazırlıklı olmalı, ebedi hayatının sermayesini kazanacağı yer olan dünyada yaşadığı zaman dilimini çok iyi değerlendirmelidir. Kuran, bu zamanın nasıl değerlendirileceğini gösteren ilahi düsturlar bütünüdür. Kısacık insan hayatını, ebedi olan ahiret hayatının kazanıldığı yer olarak değerlendirilebilmesi ancak müslümanca bir hayat çizgisi ile mümkün olacaktır.

Yusuf (as) gibi Rabbimize yakarıyoruz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yûsuf,12/101.)[34]

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.” (Araf,7/126.)[35]

Ya Rabbi! Hesap gününde Senin karşında mahcup olacak işler yapmamıza ve kendimize zulmedip, yazık etmemize izin verme.



Emin Emre, 07.03.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, İlahiyat, Din ve Tefekkür
Emin Emre Yazıları





[1] إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
[2] كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
[3] وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ 
[4] وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
[5] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Vakit Daralırken. http://www.sonpeygamber.info/vakit-daralirken
[6] عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أَجَلَهُ حَتَّى بَلَّغَهُ سِتِّينَ سَنَةً
Hadiste söz konusu edilen 60 yaş hicrî takvime göredir. Milâdî takvime göre 60 yıl, ay yılının güneş yılından 10 gün eksik olması sebebiyle, hicrî hesapta 62 yıla tekabül eder. İşin bu yönü dikkatten uzak tutulmamalıdır.
[7] Kur’an cehennemliklerin cehennemde, bağırıp çağırıp olanca güçleriyle feryat ve figanla Allah’a pişmanlıklarını anlatarak iyi ameller yapmak üzere oradan çıkarıp dünyaya geri göndermesi için hıçkırıklarla yalvarışları sırasında çıkan vaveylayı ve gürültüyü anlatan sesi üç kök harfli يصرخون) çığlık) kelimesiyle değil de sahneyi daha mükemmel bir tarzda yansıtacak يصطرخون) haykırış, yırtınma) kelimesiyle anlatıyor. Çünkü ikinci kelime hem yapı hem ses bakımından birinci kelimeden daha güçlüdür. Bkz. http://eruifd.erciyes.edu.tr/sayilar/201501/20150101.pdf
[8] قَالُوا رَبَّنَا أَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَأَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ إِلَى خُرُوجٍ مِّن سَبِيلٍ
[9] تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
[10] وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ
[11] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
[12] حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
[13] رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ
[14] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ 
[15] Besâiru’l-Kur’an. http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/12/munafikun-suresi.html
[16] فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا 
[17] مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا
[18] وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاء أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ 
[19] فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ
[20] كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
[21] وَجَاءتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
[22] قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
[23] أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ
[24] كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
[25]  فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ
[26] الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
[27] يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُّحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوَءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَاللّهُ رَؤُوفُ بِالْعِبَادِ
[28] وَلَن يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 
[29] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Vakit Daralırken. http://www.sonpeygamber.info/vakit-daralirken
[30] أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
[31] «مَا مِنْ أَحَدٍ يَمُوتُ إِلَّا نَدِمَ» ، قَالُوا: وَمَا نَدَامَتُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «إِنْ كَانَ مُحْسِنًا نَدِمَ أَنْ لَا يَكُونَ ازْدَادَ، وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا نَدِمَ أَنْ لَا يَكُونَ نَزَعَ» :
http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?flag=1&bk_no=56&ID=4592
[32] وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
[33] كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ
[34] فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
[35] رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ 





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı