13 Şubat 2018 Salı

SA5638/SD896: Sürdürülebilir Diplomasi ve Türkiye'nin Proaktif Dış Politikası

"Sürdürülebilir diplomasinin en büyük destekçisi iç politikada güç birliği, savaş gücü ve savaşlarda elde edilen başarıdır; savaş ve zafer yeni tanımlar yapma, yeni değişkenler üretme ve yerel ya da küresel herhangi bir değişkende söz söyleme hakkı kazandırır."


Türkiye, küresel ve bölgesel sorunların merkezinde olan bir coğrafyada binlerce yılın biriktirdiği çok ağır insanî yüklerle doğrudan karşı karşıya kaldığı yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında elde ettiği tecrübeyi, ikinci on yıla -çok ağır iç ve dış saldırılar altında sarsılsa da- gittikçe güçlenerek ve birleşerek taşırken, üçüncü on yıla girişin temellerini de birbirinden zorlu iki on yılda elde ettiği özgüvenle ve cesaretle atıyor. 2018 başlarken uzaktan ve yakından görülen, tamamen 'temel atmaya odaklı' bir kararlılıkla ortaya konan şeylerin bileşimi Türkiye'nin iş hacminin genel tanımını yapıyor.

Türkiye, geleceğinin temellerini atarken, geçmiş iki yüz (ya da dört yüz) yıllık sönme-savunma-korunma odaklı dış politikasına tam tersi bir yön belirler ve 'proaktif dış politika merkezli yaklaşımlar' edinirken, muhatabı olan ülkelerle sorunlu olarak tanımlayabileceğim iki (dört) yüzyıllık diplomatik etkileşimin ruhunu, karakterini ve değişken çeşitliliğini aynı şekilde muhafaza mı edecek, yoksa yeni yüzyılın -ya da binyılın- koşullarına uygun, ancak gerçeklikten kopmayan sürdürülebilir yeni bir diplomatik ruh, karakter ve sınırları elde edilen güçle genişleyen-genişlemek zorunda olan- diplomatik değişkenler dünyasının çeşitliliğini mi arttıracak?

Türkiye'nin bu soruya vereceği cevap, ya geleceğini tasarlamasına yardım edecek ya da bu tasarımın oluşmasını engelleyecek; Türkiye ya kararlılık oranı gün geçtikçe artan stratejiler ve eylemler bileşiği ile geleceğin sağlam temellerini atacak ya da halkın verdiği güçlü destek iç siyasî etkileşimler ve olumsuz değişimlerle zayıfladığında eski günlerine geri dönecek. Bu iki seçeneğin dışında bir seçeneği yok Türkiye'nin.. hatta Türkiye'nin 2002 öncesi eski günlerine geri dönmesi de mümkün olmayabilir, o içe kapanık, durağan, ezik varlığından daha da geriye düşme riski de yüksektir.


Türkiye'nin 2016'da icra ettiği Fırat Kalkanı Harekâtı, içte ihanet, darbe ve terörle, dışarıda savaş ve göçle baskı altına alınan Türkiye'nin bir huruç harekâtı olarak tanımlanabilirdi; 2018 Ocak ayında başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı da bu huruç harekâtının tamamlayıcı unsurlarından biri olarak görülse de, dış politika açısından tamamen farklı bir karakterdedir. Zeytin Dalı Hârekatı, diplomasinin savaş alanından elde ettiği güçle etkin bir şekilde desteklenmesi halinde, bir ülkenin küresel arenada nasıl proaktif hale geldiğinin de somut bir örneği olarak değerlendirilebilir. Ki; her iki harekattan elde edilen sonuçlar, Türkiye'ye yönelik yıpratıcı dış politik saldırıların karakterini değiştirmiştir.

Bu iki başarılı harekât, 15 Temmuz FETÖ-NATO askerî darbesi ile kılıçlarını çekmiş bulunan ABD ve Avrupa Birliği genelinde özellikle Almanya merkezli düşmanca davranışlarının baskı altına alınmasını sağladı. 15 Temmuz'da başarıya ulaşamayan NATO-ABD-AB darbesi sonrası Türkiye'yi politik olarak kuşatmak ve tecrit ederek yalnızlaştırmak isteyen Batı, Türkiye'nin etkin dış politik söylemleri ve kurduğu ikili ilişkilerle bütün dünyada yalnızlaştırılınca geri adım atmak zorunda kaldı. 

Almanya'da koalisyon hükümeti görüşmeleri sürerken  koalisyonun iki ana üyesinin mutabakata vardığı konulardan biri 'Türkiye ile ilişkilerin sürdürülmesi' idi. 

ABD'de NATO müttefiki Türkiye'ye karşı terör örgütü PKK-YPG'ye verilen desteğin yanlış olduğunu söyleyen analistlerin, eski diplomatların ve senatörlerin sayısı artarken, Başkan Trump'ın Pentagon generalleri karşısında çok da etkili olmayan profili Türkiye'nin baskısıyla deşifre edildi. BM Genel Kurulu'nun Kudüs kararı bu atmosferde ABD'yi derin bir yalnızlığa iterken başrolde yine Türkiye ve Erdoğan vardı. Avrupa Birliği'nin PKK-YPG-FETÖ gibi terör örgütleri ile verdikleri görüntünün somut olarak 'suç' teşkil ettiğini de göstermek dış politikada diplomatik bir başarı olarak kayıt altına alındı.

Türkiye, Rusya ve İran'la Batı'nın agresif söylemlerini ve eylemlerini dengelemiş, kıskaca almıştı. Türkiye'nin ürettiği denge politikası aynı anda Afrika'da, Güney Amerika'da, Orta Asya'da derinlik oluşturuyor, kalıcı bağlar inşa edilmesini sağlıyor; ABD tarafından yalnızlaştırılan, iç savaşlarla, darbelerle, terörle yıpratılan ve tehdit edilen ülkelerin direnişlerinin güç kazanmasını sağlıyordu.

Suriye'deki özgürlük temalı iç savaşın terör konseptli vesayet-tetikçiler savaşına dönüşmesindeki ana hedefin 'Suriye ve Irak'ın parçalanmasını sağlayarak, iç savaşı Türkiye'ye taşımak ve ABD-AB-İsrail-Rusya-İran destekli DAEŞ-IŞİD Terör Devleti ile PKK-YPG Terör Devleti kurmak' olduğu netleşince, Türkiye 15 Temmuz 2016 askerî darbesini engelledikten hemen sonra bu stratejik savaşın ortasına dalmaya karar vermişti. Fırat Kalkanı, ABD'de ve BM'de tanınması tartışılan DAEŞ-IŞİD Terör Devletinin masadan kalkmasını sağlarken, Zeytin Dalı Harekâtı da PKK-YPG Terör devletinin masadan kalmasını hedefledi... Muhtemelen yakın bir gelecekte bu terör devleti de masadan kalkacaktır.

Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarını ABD'nin ve İsrail'in istediği ve planladığı zamanlarda yapmadı. 2015 sonbaharında FETÖ unsurları TSK, Emniyet ve Yargı'da aktif iken ABD ve AB üyesi ülkeler Türkiye'nin Suriye'ye kara harekâtı yapması için baskı yapıyorlar, Türkiye her reddedişinde de her yerde PKK ve DAEŞ'e bombalar patlattırıyorlar, FETÖ üzerinden kara propagandaya aralıksız devam ediyorlardı.

Eğer Türkiye 2015 sonbaharında baskılara direnmese ve Suriye'de kara harekâtına girse idi, Suriye'nin keşif uçuşu yapan uçaklarımızı düşürdüğü zamandaki gibi tamamen yalnız bırakılacak, FETÖ ihaneti ile ağır zayiatlar verecek, girişilen bütün harekâtların başarısız olunması sağlanacak, Erdoğan 2013 ve sonrasında olduğu gibi üretilen negatif propaganda ile istifaya zorlanacak ve böylece Türkiye PKK karşısında şu andaki güçlü devlet profilini sergileyemeyeceği için iç savaş başlatılmış olacaktı. İç savaşla Türkiye'nin neredeyse yarısını ve Irak'ın ve Suriye'nin Kuzeyi'ni alan bir Kürdistan, bir DAEŞ-IŞİD devleti de kurulacak, Erdoğan Lahey'de yargılanacaktı.

15 Temmuz Erdoğan'sız bağımlı bir Türkiye için yapılan en büyük ve en ağır saldırıydı. Türkiye'nin büyük direnişi bütün bu planları yok etti, ancak bu ABD-AB-Rusya-İsrail-İran-BAE ve Suudi hanedanını durdurmaya yetmemişti. Bugün yaşadığımız savaş, bu yüzden beka savaşıdır.

Sürdürülebilir diplomasi Türkiye'nin askerî başarılarına dayandırılabildiği için meşru müdafaa hakkı uluslararası hukuktan kaynaklanabildi, yapılan her iki harekât başarısız olsaydı uluslararası hukuk şu ana dek herhangi bir 'anlam' taşımadığı gibi, Türkiye'nin menfaatlerine hizmet edeceği için yine batılı ülkeler için bir anlam taşımayacaktı.

Diplomasi sonuç alma sanatıdır. Türkiye kuşatmayı yarmış, terörü yenmiş, ihaneti cezalandırmış olarak ilerledikçe, diplomasinin sonuç almasına yardım ediyor. Görünen o ki; Türkiye bugün, Zeytin Dalı Harekâtı sürerken, ABD'ye, AB'ye karşı yetkin ve güçlü bir karaktere sahip diplomatik ruhunu ve dilini inşâ ederken aynı zamanda iki (dört) yüzyıllık sönme-savunma ve korunma merkezli stratejilerini günün akışına uygun olarak dalgalı bir şekilde, kurbağaları ürkütmeden tarihe gömüyor, savunmayı proaktif dış politik stratejilerle çok ileride kuruyor. Mevcut tanımları değiştiriyor, diplomatik dilin riyakâr ontolojisini Afrin'de ve Menbic'te şeffaf bir savaş ekranında teşhir ediyor. Dünya'nın egemen ülkelerine 'ya bizimlesiniz ya da teröristlerle' diyebiliyor.

Erdoğan'ın Ak Parti'de, hükümette ve devlette hızlandırdığı değişim, kalıcı olabilecek bir bilinç inşâ etmek için zamana ve iyi yetişmiş profesyonellere ihtiyaç duysa da, şu anda alınabilecek en iyi tedbir olarak sınıflandırılabilir.. .Bahçeli'nin Erdoğan'a verdiği verdiği destek dış politika arenasında azımsanmayacak kadar değerlidir, Bahçeli batılı, doğulu, kuzeyli ve güneyli saldırganların cesaretini de kırarak Yeni Türkiye'ye zaman kazandırmaktadır.

Sürdürülebilir diplomasinin en büyük destekçisi iç politikada güç birliği, savaş gücü ve savaşlarda elde edilen başarıdır; savaş ve zafer yeni tanımlar yapma, yeni değişkenler üretme ve yerel ya da küresel herhangi bir değişkende söz söyleme hakkı kazandırır. Türkiye haklı mücadelesinde sonuç aldıkça söz söyleme hakkını bileğinin gücüyle kazanıyor ve bütün dünyada egemen batılı devletlerin karşısında konumlanmayı göze alabilen ülkelere cesaret veriyor.


Türkiye, ekonomileri dağılmak üzere olan, insan unsurundaki kaliteyi kaybeden, uyuşturucu, alkol, seks ve benzeri bağımlılıklarla mücadele edemez hale gelen ve bunlara bağlı olarak her geçen gün güçlü devlet olma özelliklerini yitiren, gerileyen ve çöken Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu üyesi ülkelerin, yani ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin'in ve bunların peyki olan ülkelerin içinde bulunduğu derin ümitsizliği doğru okumalı ve stratejik hamlelerini ilgili her sahaya hız kesmeden, tereddütsüz bir şekilde yansıtmalıdır...


Seçkin Deniz, 13.02.2018, Sonsuz Ark, Sistematik Analizler 141





Sonsuz Ark'tan 
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı