15 Aralık 2017 Cuma

SA5328/KY1-CÇ447: Geçit

 "İşte geçit karşımda. Tüm masumluğuyla çağırıyor."


Besbelli haksızlık ettim. Yine de içim rahat. Beni orda bulamazsa merak etmemesini yazmıştım mektupta. Olamayacağım olasılığına hazırlamıştır kendini. En azından anlamıştır gecikebileceğimi. Hem hiç ummadığı bir yoldaş da bıraktım ona. Kim bilir belki de henüz gelmemiştir. Bu olası! Bu olasılıktan hareketle yürüyüşümü ağırdan mı aldım yoksa? Değil. Köyün çıkışında rastladığım koca karı kesmemiş olsaydı önümü.. alı koymasaydı yolumdan, hem tipiye yakalanmazdım hem de çoktan varırdım. İçim el vermedi. 

Gözyaşları kadar vahşi olan nedir? Gözyaşları kadar eşkıya kim vardır? Hiçbir eşkıya gözyaşının eline su dökemez. Önüme aşılmayacak dağlar dikilse aşardım. İşte acûzenin birinin döktüğü gözyaşları alıkoydu yolumdan. Kalakaldım. 

Gelmemiştir.. belki mektup eline bile ulaşmamıştır. Yok ulaşmıştır. Kesin kez ulaşmıştır. Evet çoktan ulaşmıştır. Okumuş, avurtlarını şişirmiş.. bir daha, bir daha okumuştur. Başını sallamış, dudaklarını ısırmıştır. Bir süre mektuba bakmıştır oturduğu yerde. Belki sobanın yanında sallanır bir sandalyede okumuştur. Sallanarak. Kendi beşiğini sallamıştır. Satır aralarında bir şeyler bulmaya çalışmıştır. Bir muziplik ummuştur. Muziplik ummuştur çünkü karda kışta, karın çoktan egemenlik kurduğu dağlara çağırışımda olsa, olsa bir muziplik olabilir.. bir şaka. Aramıştır her bir satırda kurguladığı muzipliği. Her bir sözcüğü tartmıştır. Bir daha.. Bir daha. Başını sallamıştır. Çağrı düpedüz çağrı işte. Hiçbir hile, hiçbir oyun yok. 

-Acaba! demiştir, yeniden okuyup. 

Ve hatta “sulu bir şaka” demiştir pencereden dışarı bakarak. Öyle ya kar yağıyor işte. Her kes evine, barınağına çekilir kışın. Kimi canlılar uzun kış uykularına yatar. Kışın göç olmaz ki. Zorunluluklar dışında kim niye göç etsin? Hayır anlamında sallamıştır başını. Tümcelerdeki vurgulara dikmiştir gözünü. 

-Yok, demiştir. Yok, bunda kesin bir tuhaflık var. Beni sınamaya kalkıyor. Bir ihtiyaçtan değil de.. meraktan. 

Sonra bu akıl yürütmeye “hayır!” anlamında sallamıştır başını. 

- Üşengeçtir o! demiştir. Üşengeçliğinden gerekçesini belirtmemiştir, ya da benim çıkarabileceğimi ummuştur, diye fikir yürütmüştür. 

Fısıltıyla şöyle demiştir içine:

-Önemli olmalı! Gerekçesini belirtmediği için önemli olmalı!

Ve çıkmıştır yola. Çoktan çıkmıştır. Belki de okur okumaz. Kimseye bir şey demeden –kendine bile- kışlıklarını giyinip çıkmıştır yola. Ve şimdi kulübededir. Şömineyi yakmıştır. Gözlerini dikmiştir kuru odunların alevlerine. Sorgulayan gözlerle bakmaktadır. Bir işaret arıyordur şöminede, atta, kulübede.. odun istifinden bir anlam çıkarmaya bile çalışmıştır. Dudak bükmüştür. İstifin biçimine takılmıştır. Neden odunların sivri uçlarının kendisine yönelik olduğuna dair bir şeyler kurmuştur. Ve her sabah çıkıp üç kez bağırmıştır;

“Nerdesin! Nerdesin! Nerdesin!” sesinin yankısını beklemiştir bir süre. Sonra yürüyüşe çıkmıştır atla birlikte. Acaba gelmiş midir?

Geldiğini adım gibi biliyorum. Kızdığını, öfkelendiğini ve beni suçladığını biliyorum. Sonra tövbe ettiğini. Pişman olmuştur içinden geçirdiklerine. Severim onu. Nazımı çeker. Somurtsa da çeker. Bir an gırtlağıma sarılmayı diler. Ve azıcık cesaret etse sarılır da. Sıkar. Sıkar. Ben “Gık!” bile demem. Elimi kaldırmam. Ellerini tutmam. Gözlerimin dönüşü aldatmaz onu. Yüzümün siyaha dönüşü, çıkardığım seslerin hırıltılı oluşu bıraktırır onu. Boynumu ovalar. Ben öyle dururum. Nefes alış-verişim düzene girer.. yanında dururum. Yürürüz. Merak eder. Sorar, üstelemez. Benim onun bilmediği nem vardır ki anlatayım? Bilir. Hınzırlığından sorar yine de. Yanıtlarımın kendisini doyurmayacağını bile bile. 

Çoktan varmıştım aslında. Bu kadar gecikmezdim. O yaşlı kadın ve torunları olmasaydı çoktan varırdım. Evet bir de kar yağışı, şu tipi. Sanırım biraz da korkuttu konuştukları. Ne korkak yüreğim varmış! Belli etmedim ama o;

“Bir kuş, evet bir kuş bile kanat çırpsa yeni yağan karın ardından çığ kopar. Bir dağa dönüşür örter üzerini oğul! Bekle.. bir iki gün sabret. Eğer arkadaşın gelmişse zaten o da bekleyecektir. Aman yavrum.. pek dikkat et! Soluk alırken bile gürültülü alma. O geçit çok insan yuttu.. çok canlı yuttu bu mevsimde. Buraları bilen kar yağışından en az bir hafta sonra geçmeyi göze alır.. korkar yine de. Dikkatli ol! Sağ olasın.. odunlarımızı yardın. Ocağımızı aydınlattın.. şuncacık bir yardımımı kabul et!” diye konuşurken ürperdim.

Bu sözler öylesine korkuttu ki.. titredim. Evet titredim. Bir üşüme geldi içime. Çok canlıyı yutmuşmuş! Daha neler! Hem de bir kuşun kanat çırpmasıyla bile.. bir süre nefesimi bile tutmalıymışım.. tam merkezinden geçerken! Bunlar kocakarı korkuları. Yazık o parmak kadar torunları da onun korkularıyla büyüyecek.. Allah vere de ben tam merkezden geçerken bizim ki bağırmaya! Öyle ya bir kuş kanat çırptığında çığ kopuyorsa eğer.. o zaman onun haykırışları tüm dağı ayağı kaldırmaz mı? 

Durur beklerim.. dinlerim.. ve öyle geçerim. Ama o sabahın ilk ışıklarıyla bağıracak. Bir de günün ışıkları kaybolurken.. oysa öğleyi bile aştım. Birazdan ikindi olacak. Yani akşama daha çok var.. ama ya canı sıkılıp da dışarı çıkar ve avazı çıktığı kadar bağırırsa.. en iyisi tam geçidi geçerken durup etrafı dinlemek. Korkudan değil! Çığ altında kalıp ölmekten korktuğum için değil.. onu bekletmek.. ona verdiğim sözde durmadığımı düşünecek olması korkutuyor.. o beni sever. Ben onu severim. Nazıma katlanır. Beni şımartmayı sever.. ben de onu.. işte geçit. 

Ve sessizlik umduğumun da ötesinde. Ayaklarım bile pusarak hareket ediyor. Öylesine sessiz işte her şey. Bu dağ başına kanat çırpacak kadar deli bir kuş olabilir mi? Bir kurt uluması deseydi anlamı olurdu. Nasıl da boşuna yüreğim ağzımda yol aldım. Ne korkakmışım! Ne tabansızmışım meğer! 

Hem bu tipide çığ nasıl olur ki? Hiç duymadım. Hani kar-tipi birkaç saat yahut gün önce bitmiş olsa.. hadi neyse.. gerçi o yeni karın çığ olacağını sanmam. Hoş bu bir sanı.. sanıların aldatıcı olduğunu biliyorum ve çığla ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Allah’tan tipi durdu da. İşte geçit karşımda. Tüm masumluğuyla çağırıyor. 

Kaç kez geçtim buradan ve şimdi şu gözü yaşlı kocakarının içime ektiği korkular yüzünden ayaklarım geri geri gidiyor. Masumluğu ürkütüyor. 



Cemal Çalık, 15.12.2017,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü
Cemal Çalık Yazıları






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı