2 Aralık 2017 Cumartesi

SA5260/KY64-ZTK34: 50 Yıllık ABD'li İstihbaratçı Trump Muhalifi James Clapper Röportajı

Sonsuz Ark'ın Notu:
2014 yılında Kuzey Kore'yi ziyaret(!) eden, Trump karşıtı olduğu halde Trump'a  "o büyük bir iletişimci" diyen, Trump'ın etrafında eski generallerin bulunmasından memnun olan, Ruslar'ın Trump'ın seçilmesinde rolü olduğunu düşünen, buna karşılık  Trump'ın görevden alınmasına karşı çıkarak, "Diyelim ki görevi kötüye kullanmak suçlamasıyla azledilirse veya daha düşük bir ihtimal de olsa suçlu bulunup hüküm giyerse– ancak ve ancak kutuplaşmanın ve bölünmenin artmasına hizmet eder." önleyici tesbit yapan,  Rusların seçim döneminde Twitter-Facebook gibi alanlarda etkili olduğunu iddia eden (Bu komik iddia için şu çevirimizi okuyabilirsiniz), "Havayı ve gidişatı belirleyen başkanlardır" iddiasıyla çelişik eleştiriler yapan, 50 Yıllık ABD'li İstihbaratçı Trump Muhalifi James Clapper'i okurken ABD'nin gerçekten 'problemli' insanlar tarafından yönetildiğini göreceksiniz...
Seçkin Deniz, 02.12.2017



James Clapper: The Full Transcript

Politico dergisi dış politika başyazarı Susan B. Glasser'in Amerikalı emekli general, Ulusal İstihbarat eski direktörü (2010-2017) ve Savunma İstihbarat Teşkilatı eski direktörü (1991-1995) James Clapper ile röportajı:

Susan B. Glasser: Bugüne kadar kamusal hayatta şahit olduğum en sürpriz başkalaşımlardan birini yaşadınız. ABD’nin en üst istihbarat makamındayken basına konuşmayı sevmemenizle meşhurken şu an Başkan Trump’ı belki de kamuoyu önünde en çok eleştirenlerden ve hâlihazırda yaşanan sıradışı olayları yorumlayanlardan birine dönüştünüz. Sizi değiştiren belirli bir an var mıydı?




James Clapper: Hayır zannetmiyorum. Ulusal istihbarat direktörü olarak yönetimde görev aldığım sırada, özellikle Snowden ifşaatlarının ardından, böyle bir makamda özgürce ve açık yüreklilikle konuşmak epeyce zordu. Bu nedenle istihbarat teşkilatı olarak bizim [adımıza konuşan] bazı son derece önemli vekillerimiz vardı; mesela istihbarat makamındaki bizler yapamazken istihbarat programlarını savunan, hitabeti çok iyi, müthiş bir sözcü olan Mike Hayden gibi.

Ben de bu örneği hatırlayıp istihbaratta çalışan görevliler adına kamuoyu önünde konuşacak faydalı bir ses olabileceğime karar verdim.

Susan B. Glasser: Acaba sizi yüksek sesle konuşmaya iten şey Donald Trump’ın istihbarat teşkilatına yönelik ilk saldırıları olabilir mi?

James Clapper: Tabii ki bu bir faktördü. Daha başkanlık makamına oturmadan evvel teşkilatı küçük düşürmeye başlamış, özellikle de teşkilattan “Naziler” diye söz etmişti. (…)

Ben de (…) teşkilatı savunmam gerektiğini hissettim.

Susan B. Glasser: Geçtiğimiz dokuz ay içinde Başkan Trump’ın salt konuştuğu söylem düzeyinden atamaların yapıldığı ve politikaların uygulandığı icraat aşamasına geçildi. Bu sürecin istihbarat teşkilatlarının siyasallaşması gibi bir zararlı etki doğurduğunu düşünüyor musunuz? Trump’ın yol açtığı sonuçlar neler?

James Clapper: Baskıyı hafifleten şey, Başkan’ın Naziler olarak gördüğü kişilerin, yani John Brennan, Jim Comey ve benim görevlerimizi bırakmamız oldu. Bu pozisyonlara kendisi atamalar yaptı ve bence bu, istihbarat teşkilatlarındaki görevlilerin çıkarlarına hizmet eden bir durum. İstihbarattaki görevlilerin doğru işler yapmaya devam edeceklerini düşünüyorum. Onlar iktidara hakikati ileteceklerdir; tabii bu gerçekliğe kulak asıp asmamak yine iktidara kalmış bir şey.

(…)

Susan B. Glasser: Trump’ın milli güvenlik aygıtlarındaki generallerin rolüne geçelim. Biliyorsunuz, Başkan sıklıkla “benim generallerim” diyor. Buna karşılık, “onun milli güvenliği”nden endişe duyan insanlar General Kelly, General McMaster ve tabii ki General Mattis gibi tecrübeli isimlerin Pentagon’da bulunmasından biraz olsun rahatlıyorlar. Siz bu konuda nerede duruyorsunuz? Sizce bu generaller sayesinde daha güvende miyiz yoksa bu, sivil kontrol sistemimizden bir sapma mı?

James Clapper: Deniz Piyadesi İhtiyat Teşkilatı’ndaki dönemi de katarsam toplamda 34 yılını orduda geçirmiş bir eski asker olarak, bizdeki ordunun siviller tarafından kontrolü sisteminin temel prensibine hep son derece saygı duydum. Öte yandan bu siyasi-sivil makamları doldurmasında General McMaster örneğindeki gibi muvazzaflara da emekli generallere de öncelik verilmesinden içgüdüsel olarak pek hoşlanmıyorum.

Ama evet, onların sözkonusu makamlarda bulunmasından memnunum. Onların oturmuş/deneyimli, ferasetli, mutedil ve ölçülü bir muhakemeyi ve kararı temsil ettiklerini düşünüyorum. Şahsi dostum olan ve bence bütün seleflerinden çok daha ağır bir yükü omuzlayan Savunma Bakanı Jim Mattis için bu özellikle geçerli.

Susan B. Glasser:: Daha büyük yükleri konuşalım. Sizce Kuzey Kore’yle şu an ciddi bir savaş ihtimali var mı?

James Clapper: Genç bir istihbarat subayı olarak 1976’da İstihbarat Başkanlığının Pasifik Komutasında görevliydim ve bir Kore askerî birliği tarafından iki Amerikan askerinin doğranarak öldürüldüğü askerden arındırılmış bölgedeki ağaç kesimi olayını araştırmıştım. O dönemki atmosferi hatırlıyorum; bir savaşın patlak verme ihtimali bugünküne kıyasla çok daha somut ve yüksekti. Hâlihazırda Başkan Trump ile Kim Jong-un arasında havada uçuşan aşırı ölçüsüz ve savaşkan söylemin bir kısmından endişe duyuyorum.

Başkan Trump, mükemmel bir danışmanlar kadrosunca çevrili olmanın avantajını yaşıyor; ancak Kim Jong-un kendisine objektif şekilde akıl verecek danışmanlardan yoksun. Ağzından çıkan her sözü görev addederek (…)  takip eden, (…) madalyalarla donatılmış dalkavuklarla çevrili.

Hakaret edildiğinde (…) Kim Jong-un’u harekete geçirecek ateşleme noktası nedir merak ediyorum. 2014 Kasım’ındaki Kuzey Kore ziyaretimde açıkça gördüğüm üzere, Kim Jong-un’un öyle sadece Kuzey Kore Demokratik Cumhuriyeti’nin devlet başkanı değil, aynı zamanda ilahı olduğunu unutmamak gerekir. Yani bir devlet başkanı olarak ona hakaret ettiğinizde aslında Kuzey Korelilerin ilahına hakaret etmiş oluyorsunuz. (…)

Konunun bir diğer boyutu da Başkan Trump’ın “gazap ve öfke” ve “Kuzey Kore’yi tamamen yok etme” tehditleri. Eğer gerçekleşirse bunun sadece kuzeyin askerden arındırılmış bölgesiyle sınırlı kalması mümkün değil. Savaş, askerden arındırılmış bölge boyunca uzanan topların ve roketlerin menzili içinde yaşayan 15 milyon insanın hayatını tehlikeye atacağınız güneye [yani Güney Kore’ye] de sıçrayacaktır.

Eğer ki biz tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde Kuzey Kore’ye saldırırsak hiç şüphem yok ki Pyongyang yönetimi, karşılık olarak bütün roketlerini ve toplarını [Güney Kore’nin başkenti] Seul’u hedef alacak şekilde ateşleyecektir ve defalarca ahdettikleri gibi Güney Kore’nin başkentini cehenneme çevirecektir. Yani bu tür bir şeye girişirsek sonuçları tufan olacaktır.

(…)

Susan B. Glasser: (…) Biz Trump Gezegeni’nde yaşıyoruz ve bu tamamen farklı bir evren. Yürütmenin anayasal yetkilerini, Kuzey Kore’yle nükleer savaş ihtimalini, Rusya’yı konuşuyoruz. Sizce dünya değişmekte mi, yoksa biz şu an sadece Donald Trump’ın reality şovunda mıyız?

James Clapper: Evet, biz kesinlikle farklı bir dünyadayız (…). Trump’ın başkanlığı, alışık olduğumuzdan tamamen farklı bir model. Gerçekten de o büyük bir iletişimci. Twitter’ı muazzam şekilde kullanıyor. Ama keşke bunu yaparken gerçekliklere sadık kalabilseydi. Çünkü Twitter, Amerikan halkıyla doğrudan temas kurmanın son derece etkili bir yolu.

Ancak bu twitlerdeki çarpıtmalar ve gerçek dışılıklar zamanla onun ve mesajlarının inandırıcılığını giderek azaltacaktır.

Susan B. Glasser:  Sizce Cumhuriyetçi senatörlerin Başkan Trump hakkında konuşmaları ne gibi etkiler doğurabilir? Onlar bunu doğruluk, dürüstlük adına yaptılar; ama bu, ABD’yi uluslararası alanda nasıl sarsacak?

James Clapper: Senatör Corker ve Senatör Flake’in konuşmalarından gerçekten çok memnun oldum. (…) Onların sözleri ve dile getirdikleri endişeler, konuşmak için henüz “artık yeter” noktasına ulaşmamış diğerleri için sembolik önemde.

Susan B. Glasser: Beyaz Saray açısından, Steve Bannonlar dünyası muvacehesinden bakıldığında bu önemli bir an. Niçin? 

James Clapper:  Çünkü Başkan’ın gündemini desteklemeyen iki kişiden daha kurtulacaklar [Z.T.K. Trump aleyhine konuşan bahsi geçen iki senatörü kastediyor]. Aslında bu, pek gündem[i destekleyip desteklememe] meselesi de değil, daha ziyade Trump her ne derse desin veya her ne yaparsa yapsın ona tavizsiz, tam destek verip vermeme meselesi.

Susan B. Glasser: Başkan’ı en çok rahatsız eden şeylerden biri, Rusya’ya yönelik tutumuyla ilgili süregelen eleştiriler ve ivme kazanan soruşturmalar. Aspen Güvenlik Forumu’nda Trump’ın dış politikasıyla Rusya’yı yeniden yüceltmek istediği esprisini yapmıştınız. Trump, Amerikan politikasının yönünü değiştirmeyi hala başarmış değil; ama Rusya’yla baş etme kabiliyetimiz bağlamında bunun uzun vadeli sonuçları olacağını düşünüyor musunuz?

James Clapper: Tabii ki. Zaten kamuoyu önünde açık açık konuşma gereği duymamın bir nedeni de bu. Zira sistemimizin temellerini ve değerlerimizin altını oymaya kendini adamış Rusya, ülkemize yönelik son derece derin ve ciddi bir tehdit. Bu tehdide yönelik kayıtsızlığı, özellikle de yürütme erkinin, Kongre tarafından –oybirliğiyle olmasa da– her iki partinin de oylarıyla alınan Rusya’ya yönelik ilave yaptırımlar kararını uygulamaktaki başarısızlığını anlayamıyorum. Amerikan yönetimi bu yaptırımları hala daha uygulamaya geçirmiş değil.

Ruslar bir süredir Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Antlaşması’nı tamamen ihlal ederken “İran’ın nükleer anlaşmanın ruhuna uymadığı” iddiasına hepimizin heyecanlanmasını doğrusu tuhaf buluyorum. Rusların ihlalinden kimse bahsetmiyor bile.

Rusya’nın altımızı oymak için neler yapmaya çalıştığına ve stratejik nükleer güçlerini modernize etme çabalarına bakarak (ki bütün bunları yaparken zihninde tek bir düşman var [o da ABD]) Rusların teşkil ettiği tehdide fazla odaklanılmamasını ben kaygı verici ve can sıkıcı buluyorum.

Susan B. Glasser: Sizce Obama yönetimi sırasında Rusya tehdidine yeterince odaklanılmış mıydı?

James Clapper: Bence yavaş yavaş değişti. SSCB’nin çöküşünün ardından yakın tarihimizde başa geçmiş tüm yönetimler, Rusya’yla ilişkileri yeni baştan ayarlamanın ve daha olumlu bir temele dayandırmaya çalışmanın müthiş bir fikir olduğunu düşünegeldi. Tabii ki bu noktada Obama yönetimi de bir istisna değildi.

Ancak bence 2014’te Moskova’nın Ukrayna’yı işgali ve Suriye’de Esed’e yardım etmesiyle birlikte Rusya’yla ilişkileri geliştirme hedefi de sona erdi. Özellikle Rusların 2016’da başkanlık seçimlerimize son derece saldırganca ve doğrudan müdahalesinin kanıtlarını topladıkça olan bitenin daha iyi farkına varıp uyandık.

Susan B. Glasser: Sizce uyanmakta yeterince hızlı mıydık?

James Clapper: Bakın, olgular açığa çıktıktan sonra öyle mi böyle mi yapılmalıydı diyebilirsiniz ama ahlanıp vahlanmanın bir anlamı yok. Bu gibi durumlarda ne yapmak gerektiğine dair bir ders kitabı veya hazır şablon yok. Bu konuyu saatlerce tartıştık. İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson’ın açıklamasının da gösterdiği gibi, olan bitenden tamamen bihaber değildik.

Tartışma şuydu: Rusların yaptıklarına karşı sesimizi yükseltip dikkatlerin bu yöne çekilmesini sağlarsak acaba onları şereflendirmiş, hak ettiğinden fazla yüceltmiş olur muyduk? Daha da önemlisi, mesela Başkan’ın kendisi bu konuda çıkıp konuşsaydı acaba bu Donald Trump’a karşı Hillary Clinton’a destek verici bir siyasi eylem olarak görülür müydü? Daha evvel bu konuyu kamuoyuna mâl etmememizin karşı argümanları işte bunlardı.

Susan B. Glasser: Devam eden Rusya soruşturmasıyla ilgili son birkaç aydaki ifşaatlardan daha evvel bilmeyip de yeni öğrendiğiniz şeyler oldu mu?

James Clapper: Tabii ki. Rusların Facebook reklamları, Twitter kullanımı, düzmece haber ekleme gibi sosyal medya kullanımıyla ilgili genel bir farkındalığımız vardı. Ama zaman geçtikçe Rusların yaptıklarının derinliği ve genişliği konusunda çok çok daha fazla şeyler öğrendik. (Sonsuz Ark'ın Notu: Bu konuda SA5216/Sonsuz Ark-YD61: Amerika-Rusya Krizinde Gerçek Kazanan Çin mi? başlıklı çevirimizi okuyabilirsiniz. Seçkin Deniz, 02.12.2017)

Susan B. Glasser: Ya peki şimdilerde gündeme düşen Trump Tower’da Haziran 2016’daki toplantı? Siz bu temasların boyutlarının farkında mıydınız?

James Clapper: Hayır, bu konuda hiçbir fikrimiz yoktu ve bu da Başkan’ın Trump Tower’in gözetlendiğine dair absürt ithamını çürütmeye yetiyor.

(…)

Susan B. Glasser: Önümüzdeki süreçte başka büyük ifşaatlar olacağını düşünüyor musunuz? İnsanlardan sürekli duyduğumuz şeylerden biri bu. Bunun soruşturmaya bir tür engel olduğu söyleniyor. Sizce bu anlamlı mı?

James Clapper: Bilmiyorum. Böyle bir şey diyemem.

Susan B. Glasser: Bu soruşturmayı siz yürütüyor olsaydınız dinlemek isteyeceğiniz kişiler kimler olurdu? Sizce bu hikâyenin daha fazla bilip anlamamız gereken en önemli kısımları neler?

James Clapper: İçeriden ayrıntılı özel bilgiler alıyor değilim; ama kendi topladığım bilgilerden hareketle diyebilirim ki soruşturmayı yürütenler doğru insanlarla irtibattalar veya irtibata geçmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla ilave bir tavsiyem yok. Ama bana kalırsa bulgulara bakılmaksızın bu soruşturma bir noktada sona erdirilmeli ve elde edilen bulgular kamuoyuna ilan edilmeli. Çünkü böyle devam ederse soruşturma sadece başkan değil, başkanlık makamı, yönetim, hükümet ve ülke üzerinde bir şüphe bulutu olarak gölge düşürmeyi sürdürecek. İster Cumhuriyetçi olsun isterse Demokrat, artık bir sonuca ulaşmak herkesin çıkarına olur kanısındayım.

Susan B. Glasser: Kongre’nin yürüttüğü soruşturmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Çoktan iş karşılıklı suçlamalara dönüşüp soruşturmalar neredeyse çökmeye başlamış görünüyor?

James Clapper: Hala iki partili ve makul ölçüde objektif yürüyen ve sonucundan bir şeyler çıkacağına dair biraz olsun ümit beslenen tek soruşturma, kanaatimce Senato İstihbarat Komitesi’ninki. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi ise işe yarar herhangi bir sonucun çıkamayacağı kadar tarafgirlikle malul. 

Susan B. Glasser: Ulusal istihbarat başkanı rolünüz gereği bu tür Kongre denetleme komiteleriyle ilgili uzun bir tecrübeniz var. Yasama organının Watergate skandalı sonrası yapılan reformların bir parçası olarak öngörülen denetim rolünü etkili bir şekilde oynayabileceğine inanıyor musunuz?

James Clapper: Haklısınız. O dönemde ben Milli Güvenlik Teşkilatında genç bir memurdum; dolayısıyla bütün Watergate’i ve akabindeki gelişmeleri takip ettim.

Susan B. Glasser: Bugünkünün Watergate’ten çok daha kötü bir kriz olabileceğini söylemiştiniz.

James Clapper: Bunun nedeni krizin perde arkası. Zira bu defa yabancı bir hasım, sistemimizin altını oymak maksadıyla siyasi sürecimize doğrudan, aktif ve saldırganca müdahil oldu. Watergate skandalında ise sadece içeriyi ilgilendiren, beş para etmez bir küçük soygunculuk vak'asıyla uğraşıyorduk. Bu yüzden bana göre bağlamlar birbirinden son derece farklı.

Susan B. Glasser: Peki ya istihbarat komiteleri?

James Clapper: Onlar başarılı olabilirler. Böyle olacaklarını düşünüyordum. Ama işler büyük ölçüde komitelerin liderlerine bağlı. (…)

Susan B. Glasser: Başkan’ı ve Beyaz Saray’ı kuşatan bu tür bir kargaşa niçin önemli? Profesyonellerden oluşan büyük bir altyapımız var. Başkan bu denli yıkıcı ne yapabilir ki? Gücü ne kadar?

James Clapper: Havayı ve gidişatı belirleyen başkanlardır. Dolayısıyla ortam, başkanların gündemine bağlı olarak aydınlatıcı ve ilerlemeci de olabilir, göz korkutucu da. Beni endişelendiren diğer bir boyut ise bunun yurtdışındaki dostlarımıza ve müttefiklerimize etkileri. Çoğu ABD’nin dünyadaki konumundan, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana var olan küresel liderlik rolünü sürdürüp sürdürmeyeceğinden çok ama çok endişeli.

Susan B. Glasser: Sizce Vladimir Putin kazandığını düşünüyor mudur?

James Clapper: Niye olmasın? Ruslar hayallerinin dahi ötesinde başardılar. Seçimlerdeki [müdahaleleriyle] ilk hedefleri, siyasi hayatımıza huzursuzluk ve nifak tohumları ekmekti ve bunu had safhada başardılar. ABD’deki kutuplaşmayı ve bölünmeyi hızlandırıp artırdılar ve demokratik sistemimizin altını oydular. Kamuoyunun zihninde hükümetimiz ve sistemimiz hakkında şüpheler yaratmak istediler ve bunu kusursuz biçimde becerdiler. Cesaretlendiler ve bunu yapmaya devam edecekler.

Susan B. Glasser: Kamuoyuna mâl olmuş bilgiler ışığında, sizce bu Rusya soruşturmasının mesela Paul Manafort veya Mike Flynn hakkında bir tür iddianameyle sonuçlanma ihtimali var mı?

James Clapper: Onlar hakkında olabilir. Ama bence asıl soru, Başkan hakkında hukuki bir işlem başlatılıp başlatılmayacağı, ki bunun ülkemiz için iyi mi kötü mü olacağı da ayrı bir soru.

Susan B. Glasser: Paul Manafort’un Rus oligarklarla yürüttüğü faaliyetler ve Ukrayna’daki Rus çıkarları, daha Trump’ın seçim kampanyasına dahil olmadan çok çok evvel gayet iyi biliniyordu. Sizce neden daha evvel bu konuda bir soruşturma açılmadı? Acaba Paul Manafort’un Amerikan istihbaratıyla herhangi bir bağlantısı olabilir mi?

James Clapper: Hayır.

Susan B. Glasser: Yani siz onun faaliyetlerinden haberdar değildiniz, öyle mi?

James Clapper: Evet, genel olarak haberdardım. Ama şunu unutmayın ki o bir Amerikan vatandaşı ve biz, mümkün mertebe Amerikan vatandaşları içinde casusluk yapmaktan kaçınırız.

Susan B. Glasser: Sizce Ruslar, Hillary Clinton’ın seçim kampanyasını etkilemeye çalışıyor muydu?

James Clapper: Bence Ruslar hedeflerini zaman içinde değiştirdiler. İlk hedefleri, daha evvel söylediğim gibi, nifak tohumları ekmekti. Daha sonra, -Putin’in gerek Bill gerekse Hillary Clinton’la ileri derecede şahsi husumeti olduğundan ve 2011’de renkli bir devrimle devrilmeye çalışıldığını hissederek bundan özellikle Hillary’yi sorumlu tuttuğundan- ona karşı kimi destekleyeceğiz sorusunu düşünmeye başladılar. Bence Trump’ı başta ciddiye almadılar; ama adaylığını koyduğunda onunla muhataplığın çok daha iyi olacağı kanısına vardılar. Zira Trump, anlaşma yapmayı bilen bir işadamıydı ve mesela insan hakları ihlalleri gibi konularda onunla daha kolay anlaşabilirlerdi. Yani Trump’ı Clinton’a kıyasla daha cazip gördüler. 

(…)

Susan B. Glasser: 50 yılınızı istihbaratta geçirdiniz. Sizce Başkan’ın kurumlara saldırısının uzun vadeli sonuçları olabilir mi?

James Clapper: Bu kilit bir soru. Kurumlarımıza gerek dışarıdan, yani Rusya’dan, gerekse içeriden gelen saldırılara karşı endişelerimi dile getirdim. Bence bu, sistemimiz ve temel dayanakları için gerçek bir dirençlilik testi olacak.

Susan B. Glasser: Biliyorsunuz, Trump istihbaratı eleştirirken sıkça gündeme Irak işgalini getiriyor. Bu, çok uzun bir süre önceydi ama peşini bırakmayacak gibi görünüyor. Irak, Trump’ın istihbarat teşkilatlarımızın objektifliği ve bağımsızlığına dair saldırısının tam merkezinde yer alıyor. Bundan kurtuluşun bir yolu var mı?

James Clapper: Evet, bu oldu. Ama daha sonra, 2002 Ekim’inde yayınlanan kitle imha silahlarıyla ilgili o meşum Irak Milli İstihbarat Değerlendirmesi raporunda vuku bulan benzer durumları engellemek için yapılan bütün o iyileştirmeleri duymamış olması talihsiz. Bunu gayet iyi hatırlıyorum, çünkü bu Milli İstihbarat Değerlendirmesi’nde benim de parmağım vardı. Şahsen ben çokça şey öğrendim ve bundan sonra benzer durumların önüne geçmek için birçok çözüm yoluna katıldım. Bu korkunç bir yanlışlıktı. Bunu kabul ettik ve düzeltmek için dönemin CIA Başkanı George Tenet’ten başlamak suretiyle birçok düzenlemeye gittik. İstihbarat teşkilatı benzer durumların önüne geçmek için birçok önleyici adım da attı.

Susan B. Glasser: Peki Beyaz Saray, mesela İran’ın nükleer anlaşmaya uymadığı iddiasıyla bir rapor hazırlanması emrini verse ve istihbarat da İran’ın anlaşmaya uyduğu sonucuna varsa sizce bu sonuca direnir mi?

James Clapper: Bu harika bir soru. İnanıyorum ki bu işin başını çeken analizcilerin ilk içgüdüsü kesinlikle direnmek olacaktır. Değerlendirmelerini ortaya koyduktan sonra ne olur gerçekten bilemiyorum. Ama bulgularından taviz vermeyeceklerine itimat ediyorum.

Susan B. Glasser: Trump Şov ve bu Twitter savaşları vs. kapanına düşüp bütün günümüzü bunlarla geçirmemiz yüzünden acaba dünyada gözardı ettiğimiz önemli gelişmeler yaşanıyor mudur, ne dersiniz? Milli İstihbarat başkanlığı şapkasıyla, gece boş vakitlerinizde göz ardı ettiğimiz için üzüldüğünüz şeyler var mı?

James Clapper: Güzel bir soru. İstihbarat teşkilatının kurumsal olarak odak kaybı yaşadığını düşünmüyorum; görevini yapmayı sürdürecek ve bizi kuşatarak bütün bu konularda tetikte olmaya devam edecek. Bana kalırsa daha büyük tehlike, siyaset üretenlerin meşguliyetleri ve istihbaratın kendilerine söylediklerine ne ölçüde kulak astıkları.

Susan B. Glasser: (…) Dikkat kesilmemiz gerektiğini düşündüğünüz vak'alar neler?

James Clapper: (…) Şu an Çin’de olup bitenler çok önemli. Birinin vurguladığı gibi, Başkan Xi, Komünist Parti kongresinde Çin’in yeni imparatoru olarak takdis edildi. Çin’in yükselişi ve ABD’nin iş dünyasına ve finans alanına aktif katılımı ve müdahaleleri sözkonusu. Bu konu izlenmeye değer.

Yine Rusların yapıp ettikleri ve INF Antlaşması’nı ihlal etmeyi sürdürmeleri takip edilmeli ama bu konuda pek bir şey duyulmuyor. Kuzey Kore’ye çokça dikkat kesilmiş durumdayız, bu konuda şüphe yok. Terörizm önümüzdeki dönemde de bir meydan okuma olmaya devam edecek. Ulus-devletvari bir yapı olarak IŞİD hilafetinin fiziki donanımlarını azaltmakta muazzam bir başarı kazandığımızı kabul etmemiz gayet iyi. Ancak IŞİD’in ideolojisi, mesajlaşması ve karşı-mesajları konusunun üstesinden gelmiş değiliz.

Dolayısıyla dünya çapında birçok meydan okumayla karşı karşıyayız; istihbaratımızın bunları takibe, izlemeye ve raporlamaya devam edeceğine hiç şüphem yok. Asıl soru(n), Washington’da dikkat dağıtıcı diğer konular arasında bu meselelerin her birine doğru düzgün odaklanılacak mı?

Susan B. Glasser: (…) Ağustos ayında Başkan Trump’ın “gazap ve öfke” sözlerinden sonra CNN’e dediniz ki “Bu kâbus daha ne kadar devam edecek?” İstihbaratçı kimliğinizle bir değerlendirme yapmanızı istersem, sizce Başkan’ın görev süresini tamamlama ihtimali yüksek mi?

James Clapper: Trump’ı görevden almak bence epeyce zaman alacak. İnsanların bahsettiği 25. Ek Madde görevden almak için son derece üst bir çıta. Eğer ki bu gerçekleşirse –diyelim ki görevi kötüye kullanmak suçlamasıyla azledilirse veya daha düşük bir ihtimal de olsa suçlu bulunup hüküm giyerse– ancak ve ancak kutuplaşmanın ve bölünmenin artmasına hizmet eder. Zira taban bunu asla kabul etmeyecektir ve bu, sadece komplo teorilerini besleyecektir. Dolayısıyla ben, Başkan’ın görevden alınmasının iyi bir şey olacağından emin değilim.

Şunu belirtmeliyim ki, Başkan’ın başarılı olmasını benden daha fazla isteyen hiç kimse yoktur. Babam 28 yıl Amerikan ordusunda hizmet etti, İkinci Dünya Savaşı’nda ordu istihbarat subayıydı. Ben hep onun gölgesinde büyüdüm ve izinden gittim. Dolayısıyla babamdan aldığım miras gereği ve tabii ki gerek orduda gerekse sivil görevlerde geçirdiğim 50 küsur yıllık hissiyatla, başkomutanımız olarak başkanlara destek, saygı ve hürmet en azami derecede benim içime zerk oldu. Başkan’ı eleştiren kişi olarak görülmek benim için tam bir ızdırap; ama yukarıda bahsettiğim gibi endişelerim var.  

Röportajı yapan: Susan B. Glasser (Politico dergisi dış politika başyazarı) The Global Politico, 30.10.2017


Zahide Tuba Kor, 02.12.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Türk Dış Politikası ve Ortadoğu Günlüğü, Çeviri 

Zahide Tuba Kor Yazıları




İlk Yayınlandığı Yer: Türk Dış Politikası ve Ortadoğu Günlüğü


Sonsuz Ark'ın Notu: Zahide Tuba Kor Hanımefendi'ye çevirilerini bizimle paylaşma nezaketini gösterdiği için teşekkür ederiz. Seçkin Deniz, 12.08.2017



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı