21 Ekim 2017 Cumartesi

SA5039/KY58-GÖKA41: Aile Ölüyor mu?

"Çünkü aile de insanın ahlaki koreografisi gibi fıtridir. Yeter ki biz aile ocağımızın tütmesi için çabalamayı sürdürelim."


Modern hayatın içinde yaşayıp giderken bizi hakikatten uzaklaştıran, ilk anda fark etmediğimiz birçok çeldirici var. İdeolojiler, siyasi farklılıklar, reklamlar, zihin mühendisleri… Bu çeldiriciler nedeniyle, burnumuzun dibindeki hakikati göremiyoruz. Uzak bir gelecekte, diyelim ki elli yıl sonra bizi birbirimizden ne ayıracak, diye düşündüğümde, hayata ona göre baktığımda ilk bakışta göze çarpmayan bir kriterin belirleyici olacağını seziyorum.

Aslında benim sezgimi yıllar öncesinden “Eleştirel Aile Kuramı” yazarı Mark Poster, müşahede etmiş. Şöyle söylüyor:

“Aile, bugün aynı ölçüde saldırıya uğruyor ve savunuluyor. Kadınları baskı altında tuttuğu, çocuklara kötü davrandığı, nevrozu yaydığı ve topluluk olmayı engellediği için suçlanıyor. Ahlakı yücelttiği, suçu önlediği, düzeni koruduğu ve uygarlığı sürekli kıldığı için ise övülüyor. Evlilikler, eskisinden çok daha fazla yıkılıyor ve çok daha fazla kuruluyor. Aile, bir kişinin çaresizce kaçmaya veya hasretle sığınmaya çalıştığı bir yer... Bazıları için sıkıcı, boğucu ve izinsiz zorla içeri girmiş bir şey aile; bazıları içinsen müşfik, şefkatli ve içten... Ve böylece ufukta anlaşma işareti olmadan aile ile ilgili tartışmalar, bir ileri bir geri sürüp gidiyor.” 

Poster’in sözleri, benim şimdi anlatmaya çalışacaklarıma çok benziyor, onların sanki başka şekilde ifade edilmesi…

Kanaatimce günümüzde, giderek dünyanın her yerinde insanları, giyim, kuşamları, ideolojileri, siyasi görüşlerinden ziyade aileye nasıl baktıkları daha iyi ayırt ettiriyor. İnsanlar kadına, erkeğe ve çocuklara biçtikleri rollere göre keskin biçimde ayrılıyorlar, ona göre bir plan dairesinde hayatlarını sürdürüyorlar.

Dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum iki yüz yıl öncesine göre çok farklı, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan zamanları yaşıyoruz. İki yüz yıldan bu yana önce erkekleri, sonra kadınları büyük ölçüde evden kopararak çalışma yaşamına katan, son yıllarda iyice ivmelenen ve hala tüm hızıyla süren devasa bir değişim sürecinin içindeyiz. Kadınlarla erkeklerin ev dışında çalışmalarını şart olarak sunan, tüm aile üyelerini ev dışında bir hayata zorlayan, kişisel özgürlükleri alabildiğine teşvik eden, bireyin sağlıklı ve iyi hissetmesini her şeyin üstünde tutan, aile değerlerini ve akrabalığı önemsemeyen…

Çocukluk, gençlik ve yaşlılık gibi yeni toplumsal kategorilerin ortaya çıktığı ama geleneksel çocuk oyunları, giyimi ve dilinin, yaşlı insanlara duyulan saygının ve atfedilen bilgeliğin kaybolmakta olduğu…

Hayatımız üzerine özellikle evlerimizin yeni efendileri çocuklarımızın “özerk, girişimci ve benlik bilinci en yüksek düzeyde” olan birey olarak yetişmeleri adına giderek artan sayıda uzmanın (eğitim uzmanları, psikologlar, devlet görevlileri, sosyal çalışmacılar, rehber öğretmenler, psikiyatrist ve psikanalistler vd.) söz aldığı…

Ev-içinde anne-baba-çocuk birlikte geçirdiğimiz zamanlar ve evlerdeki çocuk sayısı giderek azalırken, boşanmaların, tek ebeveynli çocukların, yalnız yaşayanların hızla arttığı…

Eşcinsel evliliklerden, sperm ve embriyo bankalarından, genetik tercih hakkından her gün daha fazla söz edilen, çok hızla akan bir süreç…

Süreç, yalnızca öyle, kendi halinde akıp gitmiyor aynı zamanda yeni adetler, yeni yaşama biçimleri oluşturarak ve çim makinesi gibi ilerledikçe bizi sağa sola atarak, ikiye bölerek ilerliyor. Her başlık, bizi ayrıştırıyor. Çok zorlayıcı olanları şimdilik ihmal edin, en basit şu iki başlığı sorun bakalım çevrenizdekilere, bakalım ikiye bölünüvermeyecek misiniz? “Kadının çalışma hayatındaki ve kamusal alandaki rolü”, “aile büyüklerinin ve babanın otoritesi”…

Bir tarafta kadının eğitimde, üretimde, siyasi hayatta rolünden; insan, kadın ve çocuk haklarından belirgin bir vurguyla bahsedenler, diğer tarafta kadın-erkek ilişkilerinde tipik örneği geleneksel toplumda olan rol kalıplarını savunan, modern yaşamla birlikte kadın özgürlüğü adı altında bunların değişmesinin her türlü olumsuz yönelime zemin hazırladığını ileri sürenler…

Bir kısmımız, hatta çoğumuz ortada bir yerlerde dursak, ikisine birden hak versek de hemen kutuplaşma oluşuverir. Konu, döner dolaşır Mark Poster’in sözünü ettiği yere gelir. Aile hayatının geleceği konusunda endişeye kapılırız.

Yakın bir gelecekte ailenin öleceğinden, insan ilişkilerinin ve rollerinin şimdikinden radikal biçimde değişik olacağından bahsedenler var. Dünyanın gidişatına bakınca pek haksız da sayılmazlar. Evet, kendi adıma yakın gelecekteki asıl ayrışmanın aile konusuna bakışımızda, ona göre yaşantımızı organize edişimizde olacağına inanıyorum ama çok endişeli değilim.

Nasıl kapitalizmin sürekli kışkırttığı bireysel hırs ve tamahkârlığa rağmen içimizdeki iyiliğin, cömertliğin, minnet ve şükranın sonuna bir türlü gelinmiyorsa eninde sonunda kazanan aile olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü aile de insanın ahlaki koreografisi gibi fıtridir. Yeter ki biz aile ocağımızın tütmesi için çabalamayı sürdürelim.



Erol Göka, Prof. Dr, 21.10.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,

Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı