14 Eylül 2017 Perşembe

SA4865/KY35-YTK217: Anasını Geçen Darbe

“Yaşandı bitti saygısızca” deyip geçmek kolay bir şarkıya bağlayıp bu tartışmayı.


27 Mayıs’tır şüphesiz darbelerin anası. O olmasa diğerleri olur muydu, şüpheliyim. Sonrakilere bir prototip de oluşturmuştur üstelik hem biçim hem içerik olarak. Arada 12 Mart Muhtırası ve sonra da tabii ki 12 Eylül yine onun sayesinde yapıldı, yaşandı.

Ama 12 Eylül anasını da geçti. 27 Mayıs’tan kat be kat darbeydi.

Trenin yolundan çıkmasını, sapmasını sağlayan 27 Mayıs’tı ve trenin neredeyse uçurumdan aşağı düşmesine neden olansa 12 Eylül oldu.

Klasik cümledir; sağdan sola ama en çok sola bir buldozer gibi dalmıştı. İdealizme, siyasal bir hedefe dair ne varsa silip süpürdü ezdi parçaladı. 

O kaba kurallar, o kaba şiddet, idamlar işkenceler yasaklar zindanlar insan aklı ve ruhuna ve birikimine bu kadar ters işler maalesef çok işe de yaradı üstelik. 12 Eylül sonrasında ülkesine milletine dair bir başka yüksek amacı olan ya kalmadı ya örgütlü hale gelme imkânını bir daha bulamadı, bulanlar da pek sürdürülebilir işler yapamadı.

Klasik olan ve doğru çıkan o cümlelerden geriye bakmaya çalışalım bu yıldönümünde de. 11 Eylül’e dönelim. 

Ülkücüler ne düşünüyordu acaba o gün. Komünizme teslim etmeyeceklerdi ülkelerini, öyle değil mi? 

Devrimciler de sosyalizmi kuracak, emeğin hakkını yükselteceklerdi. Ülkeyi son birkaç yıldır artarak dayanılmaz hız ve şiddette kana boyayan, sokakları tekinsiz, evleri huzursuz, geleceği belirsiz hale getiren o silahlı çatışmaların olduğu güne dönelim.

Acaba, taraflardan biri yetmez, ikisi birden silahlı mücadele yöntemini kullanmasa darbe olur muydu?

Asla olmazdı… çünkü gerekçesiz kalacaktı.

Peki bu mümkün müydü?

Bugünden bakarak bugünün koşullarında düşüncesiyle arada edinilen onca tecrübeyle bunu sormak ve cevaplamak kolay, ama ya o gün?

Üstelik başta da söyledim, darbelerin anası da var artık işin içinde. Bir darbe geleneği var yani.

Onu da sonrakileri de mümkün kılan bir Seferberlik Tetkik Kurulu vardı meselâ. Soğuk savaş vardı. Afganistan’ın işgali, İran İslâm Devrimi vardı. Ortadoğu’nun Amerikancı ve Sovyetçi diye bölünmüşlüğü, Yunanistan’ın pozisyonu vardı. Var oğlu vardı yani.

Tamam hepsi vardı ve belli ki uzun yıllar boyunca sandığımız anlamda bir “derin devlet” yokmuş (yani aklı başında, uçurumlara düşmemizi önleyen, vatan millet çıkarını gözeten bir ‘görünmese de varolan bir devlet aklı’ falan yokmuş, bu bizim kendi kendimize bir şeylere bakarak yarı efsanelerle yarı yanlış anlamalarla yarı çaresizlikle icat edilmiş bir mite sarılmamızdan başka bir şey değilmiş de) yine de o gençlik başka bir yol seçse ne olurdu?

Türkiye kendi demokratik yolunu nasıl kurardı?

Kürt meselesi diye bir meselemiz bugünlere kadar taşınır mıydı? Kalır mıydı? Çözülmüş olmaz mıydı?

Yağmur yağsa ikiye bölünme reflekslerimiz çoktan buhar olup bahara karışmış olmaz mıydı?

Hedeflediğimiz onca şeye çoktan varmış olmaz mıydık?

Türkiye kontrgerillanın oyuncağı bir ülke olarak sallanıp durur muydu onca yıl? 90’lar yaşanır mıydı ki o zaman zaten?

28 Şubat?

Ya 15 Temmuz terörist darbe girişimi?... olur muydu?

İster 27 Mayıs ister 12 Eylül… hangisi yaşanmasa, hangisi önlenebilse sonraki tarihimiz çok farklı akacaktı belli ki ve bugün bulunduğumuz yerden çok farklı bir yerde olacaktık. Orası kesin.

Bunu isterseniz dönemin Ülkücü ve Devrimci gençlerine soralım. Acaba onlar o gün yaşananlardaki sorumlulukları hakkında, “başka seçenekler” hakkında neler düşünüyordur.

Kendileri bir tercih yaparken bir ülkenin bir milletin kaderinin bu kadar farklı, bu kadar onların hedef, amaç, niyetlerinden uzağa, olumsuz bir yöne direksiyonun kırılmasına neden olmaları hakkında ne düşünüyorlar acaba?

“Yaşandı bitti saygısızca” deyip geçmek kolay bir şarkıya bağlayıp bu tartışmayı.

Mesele, almadığımız dersler.

Başımıza yeniden yeniden açılmasına epeyce de sebep olduğumuz, sadece başkalarını suçlayıp sorumluluğundan kurtulamayacağımız dertler.



Yaşar Taşkın Koç, 14.09.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Ankara'nın Ruhu

Yaşar Taşkın Koç Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Yaşar Taşkın Koç Beyefendi'nin yazılarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 16.07.2015


İlk yayınladığı yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı