15 Temmuz 2017 Cumartesi

SA4583/KY38-SevDur67: Temmuz’un 15’inden 16’sına geçemedik



Takdim

İstisnasız bütün şehit yakınlarının ve gazilerin ağzından “Yine olsa yine gideriz” sözleri dökülüyor. Çünkü öyle bir geceydi ki yaşanan… Manevi alemlere kapı açan, cesaretin kitabının yazıldığı gecelerden bir gece… Çanakkale Savaşı’nda Seyyid Onbaşı’nın 200 küsur kiloluk mermiyi tek başına taşıdığını tarih kitaplarından okuduk. Ama Ömer Halisdemir’in darbecilere tek başına direnmesini, Sabri Ünal’ın üzerinden iki tank geçmesini, kafasının üstünden kurşunlar yağarken Allahu Ekber diye bağıran, çıplak elleriyle tankları durduran insanları gözlerimizle gördük. 

Kalplerinden korkusu alınmış insanların karşısında kim durabilir ki? Cuntacılar da duramadı zaten, sabaha karşı aziz millete teslim oldular. Aradan koskoca bir yıl geçti. Her aklımıza geldiğinde gözlerimizin yaşarmasına, kalbimizin nefretle çarpmasına engel olamıyoruz hala. Henüz 17 yaşındaki ay yüzlü evlatlarımızın acısı yüreğimizi dağlıyor. Bu güzel. Duygularımızı diri tuttukça, düşmanlar korksun bizden çünkü. 

Bir de ailesinden birini kaybetmiş olanlar var ki, onlar hala 15’ten 16 Temmuz’a geçememişler. Bitmeyen 15 Temmuzlarını anlatırken, bazı sitemler de birikmiş heybelerinde. “Vatan sağ olsun” diyorlar yine de. En çok bedel ödeyen şehit yakınları ve gazilere üzerinden bir yıl geçen 15 Temmuz’u sorduk.


Gazi bile olamadım, kardeşimi kıskanıyorum

35 yaşındaki işçi Cengiz Hasbal, 15 Temmuz akşamı Boğaziçi Köprüsü’nde cuntacıların açtığı ateş sonucu göğsünden ve kolundan vurularak ağır yaralandı. 19 gün süren yaşam mücadelesini kaybederek şehit olan 2 çocuk babası Cengiz Hasbal’ın kardeşi Hüseyin Hasbal, gözlerinin önünde vurulan kardeşini unutamıyor.

Şehit Cengiz Hasbal

“Haberi aldığımızda abimle beraber köprüye gittik. Kafamıza kurşunlar yağarken bir ses geldi arkamdan. ‘Eyvah’ dedim, bir baktım ki kardeşim vurulmuş, yatıyor. Hastaneye vardığında kalbi durmuş doktorların söylediğine göre. Kalp masajıyla tekrar hayata döndürülmüş, ama beyinde ödem oluşmuş. 19 gün boyunca yoğun bakımda yattıktan sonra şehadetine kavuştu. Kardeşimin eksikliğini çok hissediyorum. 35 sene aynı çatı altında oturduk, hiçbir zaman ayrılmadık. Ben ondan razıydım, bir gün bile tartışıp kavga etmedik. Gözlerimin içine bakıp, ‘abi’ diyerek gözlerini kapayışı… kolay değil bunlar.

Şu an o geceyi hatırladığımda hala tüylerim diken diken oluyor. Biz o gece orada her türlü maneviyatı yaşadık. Rabbim davetini verdiklerini oraya çağırdı. Davetleri alanlar da o mertebeye kavuştu. Bize nasip etmedi Allah. Ben de çok istedim şehit olmayı. Yeri geliyor kardeşimi kıskanıyorum, Allah biliyor. Ben de yalvarıyorum, Allah bana da şehit olmayı nasip etsin diye. O gece mermiler tepemizden uçup gidiyordu, ama bir tanesi bile denk gelmedi, gazilik bile nasip olmadı. Ecdadımız nasıl vatanı için canını feda ettiyse, benim kardeşim gibi şehit olanlar da vatan için oraya çıktılar. Siyasi bir bayrak altında çıkmadılar. Ben hala bir tedirginlik içinde bekliyorum. Türkiye üzerinde oynanan oyunları görüyor ve çok rahatsız oluyorum.”

Takvimler 1 yıl geçti diyor ama

Saraçhane’de şehit olan oğlu Murat Kocatürk’ü siyah kareli gömleğinden tanıyan babası Mehmet Kocatürk, şehidin naaşıyla karşılaştığında ona gülümsediğini, az daha doktor çağıracağını söylüyor.  

Şehit Murat Kocatürk

2 çocuk babası olan Murat Kocatürk, daha önce Türkmen Dağı’nda da şehadeti aramış.

“Aradan bir sene geçti diyorlar, takvim de öyle söylüyor ama bizim için hiç geçmedi. Hep aynı günü yaşıyoruz. Akşam olduğunda resmine bakıp ağlıyorum, sabretmekten başka çaremiz yok. Tek tesellimiz ve sevincimiz şehit olması. Rabbim defalarca rüyamda makamını gösterdi. Güneş ışığı çok mat kalırdı o parlaklıkta. Hatta bir gün ramazan ayında, sahurdan sonra namazı kıldıktan sonra uzandım. Sırt kısmıma dokunan oldu.‘Oğlum sen mi geldin’ dedim. Bir kucakladı ki, görüntü yok, ama vücudumda kemiklerim birbirine geçecek şekilde sıkıldı. Bu kadar hissediyoruz yanımızda olduğunu. Çünkü şehitler ölmez, biliyoruz. Hatta bir gün kabristana gittiğimizde kızımın 2 yaşındaki çocuğu, ‘abi abi’ diye parmakla gösteriyor. Kızım dönüp bakıyor kimse yok. Sonra diğer tarafa dönerek ‘abi abi’ diyor, yine biz bir şey göremiyoruz. Çocuklara gözüküyor mübarek. Hüzünle sevinci bir arada yaşıyoruz böylece.

Bunca şehit verildi, vatan elden gidiyordu, bunları bizimle birlikte yaşayan Kemal Kılıçdaroğlu ‘adalet’ yürüyüşü diye bir yürüyüşe başladı. O teröristlerle beraber yürümesi bile resmen suçtur. Yasalar bir şey yapamıyor, bu bizim kanımıza dokunuyor. Gittiğimiz bazı devlet kurumlarında bazen alay edilip, aşağılanıyoruz. Devletin vaad ettiği başka, memurların, görevlilerin davranışları daha başka. Bu bütün şehit ailelerinde böyle. Ama kim fazla bağırırsa, kim öne çıkarsa onun istekleri yapılıyor. Bizim gibi savunmasız, hakkını arayamayan kişilerle dalga geçiliyor. Ülkemiz savaşta olduğu için bir şey söyleyemiyoruz. Recep Tayyip Erdoğan, o güzel kardeşimiz gerçekten Allah’ın bir lütfu. Yüz yılda bir gönderilir böyle insanlar. Abdülhamit Han’dan sonra 100 yıl geçti ve Tayyip Erdoğan gönderildi. Allah yar ve yardımcısı olsun.”

İyi ki vurulmuşum

Hamile eşini bırakarak 15 Temmuz gecesi Sabiha Gökçen havaalanına giden Gazi Serkan Aytemiz, kolundan yaralanarak gazilik mertebesine ulaştı. 6 ameliyata giren Aytemiz’in, 5. ameliyatı sırasında eşi de doğum yapıyordu. 46 kemiği kırılan Aytemiz, 73 gün hastanede yattı.

“Ben Kürt kökenliyim. Ama Kürt ve Türk diye bir derdim yok. Vatan millet için çıktım dışarı, bin kere de ölürüm. Beni cesaretlendiren hanımımdı o gece. Ben onun yüzüne baktım, ‘Beni bırak, sen çık git’ dedi. O cesareti alarak çıktım ben. Sabiha Gökçen gişelerinde yaralanan polisi kenara çekerken hain askerlerden biriyle göz göze geldik. ‘Vurma’, ‘çekip çıkıyorum ben’ demeye kalmadan, sıktı. Aradan bir sene geçti, kolumu gördükçe unutamıyorum ama yine olsa yine çıkarım, hiç affetmem. Duruşmaya gittiğimde beni vuran Şahadet Kılınçer’le yüzleştim. Beni vurduğu sırada 35 metre yoktu aramızda. Mobese kameralarından zaten tek tek fotoğraflamışlar. Mahkemede ‘sen beni vurdun, ben sana yalvardım vurma diye’ dedim. ‘Hayır, ben vurmadım’ diyor. İnkar ediyor utanmadan. Ben Allah’a havale ettim, bu dünyada olmasa da öbür dünyada iki elim yakasında.

Gazi Serkan Aytemiz

İnşallah bir gün karşılaşırsak Kılıçdaroğlu’na da söyleyeceğim şeyler var. PKK’nın yanında oldu, teröristlerin yanında oldu ama bizi hiç savunmadı. Atatürk Havalimanı’ndan kaçışı bana çok dokundu. Şimdi adalet için yürüyormuş. Niye şehitler, gaziler için de yürümedi? 15 Temmuz’dan sonra benim yanıma ne CHP, ne MHP, ne HDP’den bir tane yetkili gelmedi. Diğer arkadaşlarımın yanına da gitmemişler. Biz onların evlatları değil miyiz? Biz bu vatan için, onlar için de vurulmadık mı? Onlar için de sokağa çıkmadık mı? Onlar niye bir kere de bizim yanımızda olmadılar. Devletimden Allah razı olsun, bir an bile bizi yalnız bırakmadılar. Ne zaman başımız sıkışsa her zaman ilgilendiler. Şu an yine aynı şeyi yaşasak, hiç sorgusuz sualsiz çıkarım. İyi ki vurulmuşum, şehit olmak daha güzel de, iyi ki hiç olmazsa vurularak gazilik mertebesine ulaşmışım diyorum.”

Kimseye güvenmiyorum, herkes FETÖ’cü olabilir

Pendik belediyesinde kepçe operatörü olarak çalışan Yalçın Aran, o gece tankları durdurmak için çağrılmış evinden. Darbeci hainlerden biri kepçenin kapısını açarak yakın mesafeden kafasına ateş ederek şehit etmiş. 3 kızıyla hayata tutunmaya çalışan eşi Asalet Aran “O gün benim eşimin nefesi zaten bitmişti, şerefli bir şekilde ölmeseydi, yatağında ölecekti” diyor.

Şehit Yalçın Aran

“O geceyi hiç anmak istemiyorum, günde beş yüz kere karşıma çıkıyor. Bu da benim sınavım diyorum. Birileri Yalçın’ın nasıl vurulduğunu öğrenmiş, anlatmak istiyor. Ben duymak, bilmek istemiyorum. Üç küçük çocuğum var, hepsinin acıları farklı farklı. Her zaman güçlü gözükmek zorundayım, bunun farkındayım. Eşimi kaybedince büyük çocuğum ‘Anne yiyeceklerimizi dikkatli yiyelim, biterse ne yapacağız, babam çalışmıyor artık’ demişti. Ortanca kızım ‘arabamızı kim sürecek şimdi’ dediği için gittim ehliyet aldım. 2 buçuk yaşındaki kızım bile her şeyi hatırlıyor. Sürekli babasının geleceğini düşünüyor. Yeryüzünün görüp göreceği en mükemmel eşti benim eşim. En ufak bir şeyi bile ailesiyle paylaşırdı. Dışarıda boğazından yemek geçmez, paket yapıp kızlara getirirdi. Çocuklar bunun farkındaydı. Biz şehit yakınlarıyla oturup konuşuyoruz, biri eşini anlattığı zaman ‘benim Yalçınım öyleydi’ diyorum. Bir başkası, ‘Hayır benim eşim öyleydi’ diyor. Şehitler birbirlerine çok benziyor. Yüce Rabbim sanki hepsini tek tek seçmiş.

Baştan beri çok önemsemeyenler vardı 15 Temmuz’u, ama kimisi, ‘Bu adam şehit oldu, arkasında yetimler kaldı, biz bunlara destek olmalıyız’ gözüyle baktı. Maddi destek demiyorum, yanımızda olduklarını hissettirdiler. Cumhurbaşkanımız tarafından ilgilenildi, özel kalemi, bakanları, milletvekilleri gelip gittiler. Sokağa çıkıp adalet isteyenler hangi şehidin evine gitmiş de bir başsağlığı dilemiş. Bu süreçte insanlara bakış açım çok değişti. Artık benim gözümde herkes FETÖ’cü. Benim yanıma kaymakam geliyor, ‘Biz senin yanındayız’ diyor. Ertesi gün adam tutuklanıyor. Kime güvenebilirim ki? Benim öz akrabalarımın içinde de var, bu da mı FETÖ’cüymüş diyorum. Adalet deyip de adaletsizlik yapanlar, biz senin yanındayız deyip de sadece gösteriş için yanımda olanları da biliyorum. Ben artık kendi yoluma bakıyorum. Allah’ın izniyle kocam en güzel, şerefli bir şekilde gitti, ben de ona layık olup şerefli bir eş olarak ömrümün sonuna kadar böyle devam edeceğim.”

Adalet mi demiştiniz, bizi öldürdüler, sakat bıraktılar

Darbe gecesi Çengelköy’de esnafı organize ederek direnişi başlatan Çengelköy Muhtarı Gazi Can Cumurcu, tek gazi muhtar olması dolayısıyla yabancı basının da ilgi odağı. Cumurcu, 15 Temmuz’dan beri bu ruhu diri tutmak için dolaşıp, o gece yaşananları anlatıyor.

Çengelköy Muhtarı Gazi Can Cumurcu

“Yabancı medya benimle röportaj yapmaya geldiğinde ‘haksız yere hapiste yatanlar var’ gibi sorular soruyor. Şu an Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi. Ne haksızlığı? Onlar bizi öldürdüler, sakat bıraktılar. Bu anasız babasız kalan çocukların hakkını kim verecek? Bunu soran yok. Neymiş, işsiz kalmışlar, aşsız kalmışlar. Bu insanlar babasız kaldı, anasız kaldı, eşsiz kaldı. Mağduriyet edebiyatı yapmaya çalışıyorlar. Böyle bir dünya yok. En azından biz cuntacıları yargılıyoruz. Onlar yargısız infaz yaptılar bize. Benim yeğenim şehit oldu, üç tane bebesi var. Bütün gün yemeğimi taşıyan kardeşim Burak Cantürk şehit oldu. Hangisini sayayım ben size, bunlar benim ailem. Bize böyle yaklaşmasınlar.

Yabancı basın zannediyor ki Recep Tayyip Erdoğan için çıktık dışarı. Müslüman Türk’ün mukaddesatının bayrağı, dini, vatanı olduğunu anlayamıyorlar. ‘Tiyatro muydu’ diye soran oluyor. İnsan en çok sevdiklerini kaybetmek ister mi? Cumhurbaşkanımızın en sevdiği insanlar öldü bu girişimde. Bu nasıl bir tiyatrodur? Bunu Kemal Kılıçdaroğlu da anlayamıyor. Çünkü bunlarda vatan, bayrak diye bir olgu yok. O gece bir kurtuluş savaşı yaşandı. Çoğu yabancı devlet, Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olmasını istedi o gece. Ama Allah’ın izniyle Türk milleti buna izin vermedi. Biz kolay kolay vatanımıza düşman ayak bastırmayız. Bizi bir Suriye, Irak yapamazlar. O geceyi de Allah’ın izniyle hiç kimseye unutturmayacağız. 1 yıldır da bunun için şehir şehir, okul okul gezip, o geceyi anlattık.”

Müebbet değil, idam istiyoruz

İbrahim’in en ön safta mücadele edeceğini biliyordu kardeşi İsa Yılmaz. Nitekim Saraçhane’de şehit olmak düştü bahtına. Bir çocuk babası, imam şehit İbrahim Yılmaz’ın kardeşi o geceyi ve sonrasını şu ifadelerle anlatıyor:

Şehit İbrahim Yılmaz, İmam

“Biz sadece kardeş değil, aynı zamanda dava arkadaşıyız İbrahim’le. Ne yapacağını bildiğim için hemen aradım onu. Beni bir süre beklemiş, ben gitmeyince abdestini alıp, şehit olacağını anlamış gibi herkesle vedalaşıp arkadaşlarıyla Saraçhane’ye gitmiş. Ben de oraya giderken, telefonda hocam aradı, İbrahim’e bir şey olmuş, haberin var mı, dedi. Belki de şehit olduğunu duymuştu, bana söyleyemedi. Hastaneye gittiğimde babam kardeşimin başında kendinden geçmişti.

15 Temmuz, bu vatanın gördüğü ve görebileceği en ahlaksız darbe girişimiydi. Darbe bile değil, işgal girişimiydi, bunun sonrası vardı çünkü. Ülkemizi Suriye’ye çevireceklerdi, yüz binlerce insanı öldüreceklerdi belki de. Bundan sonra böyle bir ihanete şahitlik eder mi bu topraklar, bunu da bilmiyorum. O gece vatan, millet ve bayrak kurtuldu ama her şeyden önce ümmet kurtuldu, İslam kurtuldu.

Aradan bir yıl geçmesine rağmen, her şey ayan beyan ortadayken bu hainlerin hak ettikleri cezayı görememiş olmaları bir şehit yakını olarak kanıma dokunuyor. Bu ceza kana kandır, cana candır.  Cumhurbaşkanımızı bu konuda suçlayamam, eminim ki o elinden geleni yapıyor. Ama devlet aygıtının yavaş işlemesi kanıma dokunuyor. Müebbet falan değil, idam edilmelerini istiyoruz. Olayın bir başka boyutu da, bir partinin başkanı çıkıyor, bu ‘kontrollü darbe’dir diyor. Bu bizi çok incitti, çok rencide etti. Bu, ‘senin kardeşin pisi pisine gitti’ demek. Biz kendi şehidimiz için bunun hesabını ahirette soracağız.  Bütün millet de soracak.”

Yeri geldiğinde tarih yazar, sonra unuturuz

Kendisi de o gece dışarıya çıkıp gazi olan Oğuz Ayanoğlu, abisi Onur Ensar Ayanoğlu’yla birlikte 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne gidenlerden. Babası yaralanan bir kızın feryadı üzerine, yerde yatan yaralıyı kurtarmak için üzerine kapaklandığında 2 kurşunla şehit oluyor 27 yaşındaki Onur Ensar.

Şehit Onur Ensar Ayanoğlu

“Biz o gece reisimiz sokağa çık demeden önce sokağa çıkanlardanız. O zaman boş çıkmıştık, şimdi olsa böyle çıkmayız. Abim nişanlıydı şehit düştüğünde, eylül-ekim gibi evlenecekti. İnsan yokluğunu her zaman arıyor. Benden bir yaş büyüktü ama biz beraber büyüdük, her şeyi birlikte yapardık. Aynı okullarda yetiştik, aynı yerlerde gezdik. Ama Elhamdülillah benim kardeşim şehit oldu. En büyük tesellimiz bu. Hiçbir zaman keşke olmasaydı demedim. Bu şeref bize ömrümüz boyunca yeter. Benim kardeşim inanılmaz derecede iyi niyetli bir insandı. Aşırı derecede yardımseverdi. Daha çok ben ona abilik ederdim, çünkü çok başına buyruktu. ‘İyi niyetini kullanırlar, bu kadar saf olma’ derdim ona. O gece de yerdeki yaralıyı almaya giderken vuruluyor. Herkes yaşadığı gibi ölür derler ya, benim kardeşime de yaşadığı gibi şehit olmak nasip oldu. Bu yüzden mutluyuz, gururluyuz. Bu gururu ömrümüzün sonuna kadar taşımak için elimizden geleni yapacağız. Zaten 15 Temmuz’u unutturmamak için sürekli programlar yapıyoruz. Biz Türk milleti biraz unutkanız. Yeri geldiğinde bütün imkansızlıklara rağmen 15 Temmuz gibi tarih yazarız, ama o yazdığımız tarihi çok çabuk unutabiliriz de. 15 Temmuz da yavaş yavaş unutuluyor gibi.

CHP’nin FETÖ’cülerle işbirliği halinde olması biz şehit yakınlarını ve gazileri en çok rahatsız eden şey. Önce darbenin karşısında olduğunu söyleyip, Yenikapı’da ortak mitingde buluşup, sonra da çıkıp ‘kontrollü darbe’ demesi insanın ister istemez zoruna gidiyor. Şimdi bir de Adalet Yürüyüşü çıktı başımıza. Eminim ki amaç meydanları karıştırmak. Ama insanlarımız uyandı artık, bir daha böyle bir şeye yeltenebileceklerini düşünmüyorum.”

15 Temmuz’u bitirip 16’ya geçemedik

15 Temmuz Kurtuluş mücadelesinin en küçük şehitlerinden Mahir Ayabak. Henüz 17 yaşındaki Mahir, Atatürk Havalimanı’nda ilk şehit düşenler arasındaydı. “Hayalleri her aklıma geldiğinde yıkılıyorum” diyor babası Zahir Ayabak, ay yüzlü oğlunu anlatırken.

Şehit Mahir Ayabak, 17 yaşındaydı

“Bir sene geçti aradan, ama bizim için hiç geçmedi. Aynı günü her gün yaşıyoruz. Yurt dışından gelen müşterilerimiz var. Her geldiklerinde onu soruyorlar. Biz hiç 15 Temmuz’u bitirip 16’ya geçemedik. Sabretmeyi öğrendik o günden beri. Evlat acısının ne olduğunu öğrendik. O gece yine olsa biz yine aynı şekilde davranırdık. Ben kendimi kilitlemedim ki çocuğumu kilitleyim. Birlikte değildim çocuğumla ama vurulana kadar telefonda konuştuk. ‘Baba üzerimize ateş ediliyor’ demişti telefonda. Hangi arabadan ateş açıldığının bilgisini bile vermişti. Biz onun geleceği için hazırlık yapıyorduk. Çocuğumun geleceği elinden alındı. ‘Baba merak etme, artık ben yetiştim, sen daha çalışamazsın’ derdi bana. Hayalleri her aklıma geldiğinde bir kez daha yıkılıyorum.

Vatan için şehit olmuş benim oğlum, yine olsa yine gideriz. Bir beklentimiz yok da, her şey görüldüğü gibi de değil, herkesin kendi derdi var. Arayan soran oluyor sağ olsun, ama benim bildiğim kadarıyla sözde kalmış birçok şey. Toplum içinde, bak size halk sahip çıktı, o kadar yardımlar toplanıldı deniyor. Neler toplandı, neler yapıldı diye sormaları bile bizi rahatsız ediyor. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok çünkü.”

Edebi edepsizlerden öğrendik

15 Temmuz akşamı babası Tarkan Ecebalın ile birlikte Saraçhane’de bulunan İ.B.B. binasının önüne giden 2 çocuk babası Tolga Ecebalın, sağ gözünün altından vurularak şehit oldu. Şehit olmadan önce babasına, “Bu iş başka bir şey baba, belki Allah bize şehit olmayı nasip eder” dedi. O gece oğluyla birlikte mücadele veren baba Tarkan Ecebalın, yardım ettiği genci kurtardı ancak oğlunu kurtaramadı.

Şehit Tolga Ecebalın

“Hiç unutmadık ki o günü biz, bir yıldır o günle yaşıyoruz. Vatan için, bayrak için güçlü bir liderin arkasında çıktık o gece. Pişman mısın deseniz, hayır değilim. Allah bu ülkeye böyle bir şey göstermesin ama yine olsa, yine çıkarız. Bir bedel ödenmesi gerekiyor bu ülke için. Atalarımız bir bedel vermiş, sıra bizdeyse biz de vereceğiz. Allah bize nasip etmiş şehit ailesi olmayı, layık olmayı da nasip etsin inşallah.

Her şeyden önce söze bakarım söz mü diye, söyleyene bakarım adam mı diye. Ağzına gelen konuşuyor. Herkes diliyle konuşuyor, ama Sayın Cumhurbaşkanı kalbiyle konuşuyor. Devletimizden Allah bin kere razı olsun. Bu süreçte bizi hiç yalnız bırakmadı. Olmasalardı da bir şey fark etmezdi. Biz vatan için çıkmıştık. Darbeci hainleri duruşmalarda gördükçe aklıma bir velinin sözü geliyor, edebi edepsizlerden öğrendim, diye. Onlar edepsiz. Ama onlar burada yapıyorlar. Bunun bir de öteki tarafı, Allah’ın mahkemesi var. Orada ne yapacaklar acaba? Biz hesabı öteki tarafa bıraktık. Burada da devletimize güveniyoruz. Onlar oyun oynuyorlar. Şehit ailelerine bir sürü tiyatro yapıyorlar ki sinirlensinler, bağırıp çağırsınlar. İşte burada sabırlı olmak lazım. Onların oyunlarına gelmemek lazım.”

Darbecileri içeride beslemek ağırıma gidiyor

Rüyasında üç gün üst üste vurulduğunu gören Gazi Levent Deveci, darbe gecesi ‘şehit olurum’ düşüncesiyle evden çıkmış. Şehit olmayıp ağzının içinden vurularak gazi olan Deveci’nin, darbecilerin mahkemelere bakımlı bir şekilde getirilmesinin ağırına gittiğini anlatıyor.

Gazi Levent Deveci

“Önce bir kaya parçası başıma isabet etti. Sabah ezanları okunurken silah sesleri oldu, arkamdaki iki genç alnından vuruldu. Onları görünce ‘Allahu Ekber’ diye bağırırken ağzımın içinden vuruldum. Yüzümün sol kısmı uçtu. Beynim çıktı sandım önce. Yanağımdan fışkırır gibi kan akıyordu. Beni vuranı gördüm ben, yaşlı bir albaydı. 1 hafta sonra yakalandı zaten. Bir buçuk ay önce 12 saat süren 10. ameliyatımı geçirdim.

Bu ülkede kim böyle bir operasyon çekerse, asla izin vermeyiz. Bugün de aynı şey olsa, yine sokağa çıkarım, ama bu sefer boş çıkmam. Şimdi davaları görülüyor hainlerin, bir kez gittim, bir daha da gidemedim. Çünkü çok ağırıma gidiyor. Onlar yakalandığında yanakları içeri göçmüştü, sefil ve rezil durumdaydılar. Şimdi adamlar takım elbiseli, kilo almışlar, saçlarını taramışlar, iyi bakılmışlar. Resmen besliyoruz. Bunların asılması lazım. Bunlara acırsak yine acınacak duruma düşeriz. Gaziler için konuşulan çoğu şey de lafta kaldı. Konuştuklarının dörtte ikisini yerine getirdiler, ama kalanı duruyor. İşçi kazalarıyla aynı tutuyorlar bizi, yüzde 60 arıyorlar. Gazi emekliliğimiz reddediliyor bu yüzden. İşimi kaybettim, maaş da alamıyorum. Biz bir şey istemedik, onlar açıkladılar yapacaklarını. Ama bu yapılanlar beni bağlamıyor. Bugün olsa yine dışarı çıkar, mücadelemi yaparım.”

Verdiğimiz bedele değsin

Cumhurbaşkanının çağrısıyla dışarı çıkan Muhammed Fazlı Demir, Acıbadem Türk Telekom’un önünde şehadet şerbetini içmiş. 2 çocuk babası olan Demir’in eşi Fatma Demir, ödedikleri bedele değsin istiyor, geride kalanlar rahat etsin hiç olmazsa.

Şehit Muhammed Fazlı Demir

“15 Temmuz gecesi eşim Türk Telekom’un önüne gittiğinde beni aradı, ‘Hakkını helal et, burası çok karışık’ dedi. O esnada insan bir şey olacak diye konduramıyor, ‘Ben seni Allah’a emanet ettim, inşallah geri geleceksin’ dedim. Ama maalesef o şekilde olmadı. Bir insan canının yarısının eksikliğini her yerde hisseder. Onu her zaman yanımızda hissediyoruz, mutlu oluyoruz o zaman. Yokluğunu hissettiğimizdeyse de üzülüyoruz. Hem ağlamayı hem gülmeyi öğrendik çocuklarımla.

Aradan bir sene geçmiş, ben ve benim gibi birçok insan eşini, babasını, annesini kaybetmiş. Darbeciler ise bizimle dalga geçiyor. İnsanların ne kadar açgözlü olduğunu öğrendim ben. Bu zamana kadar bu ülkede yiyip içip, bizimle beraber gezdikleri halde, daha da fazlasını isteyerek bu işi yaptıklarını düşünüyorum. Aynı zamanda bizler bir bedel ödedik. Hiç olmazsa geride kalanlar rahat etsin istiyorum. Benim başıma geldi, neden sizin başınıza gelmedi diye bir kavga içerisinde değilim. Ama en azından biz Allah için bir can verdiysek, herkesin de bunu bu şekilde bilerek, değer vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hiç olmazsa verdiğimiz bedel yerine gelsin, vatan kurtulsun istiyoruz. Taziyeye gelenlerden bazıları ‘neden gönderdin, niye gitti’ gibi sorular soruyorlar. O tür konuşmaları duyduğumda, Allah hidayet versin diyorum. İnsanlar at gözlüğünü çıkartıp sadece çıkar amaçlı yaşanmadığını öğrenmeleri gerek. Bu vatanda hepimiz yaşıyoruz, ama evini kilitleyip oturanlar olmasına rağmen biz yine de tek vatan, tek millet beraber yaşayalım diyebiliyoruz.”


Sevda Dursun, 15.07.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı