8 Temmuz 2017 Cumartesi

SA4552/DT35: Hâlâ Çocuk, Hâlâ İsyankâr Olamayan İtaatkâr Bir Çocuk ve Leylek

"Kırmızı ayaklı, uzun bacaklı, uzun gagalı, beyaz tüylü leylek bizim hayatımız işte... öğren artık bunu; yükseklerden uçar, yükseklere yuva yapar çamurda nimet ararız, bazen tek bazen sürüyle yaşarız."


Gözlerim ekrandaki yaşlı adama takıldığında, gördüğüm şey beni durdurdu, kumandanın tuşlarında gezinen parmaklarım hareketsiz kaldı, onu dikkatle izlemeye ve anlattıklarını dinlemeye karar verdim. İzledikçe ve dinledikçe gülümsemeye bir süre sonra da kahkahalarla gülmeye başladım.

Akla gri arası, geriye taranmış sık olmayan, uzunla kısa arası saçları, konuşurken sık sık sağa sola çevirdiği başı, bazen kapalı gözkapaklarının arasından geriye doğru, geçmişine, çocukluğuna uzattığı, bazen de beş yaşındaki çocuk heyecanı ve bilumum duyguları ile program sunucusu kadına yöelttiği bakışları ve en çok da birdenbire geçmişe gömülüp kesilen, duran ve sonra ağır ağır, kelime ararcasına dağılan, ama sonrasında büyük bir vakarla yükselen sesi... şöyle diyordu: "Hayatta ben ne istediysem olmadı, Allah buna izin vermedi."

Yaşlı adam yetmiş yaşında bir profösördü, felsefe profösörü ve beni kahkahalarla güldüren de bu cümlesiydi: "Hayatta ben ne istediysem olmadı, Allah buna izin vermedi."

Söyleme biçimindeki içtenlik, "Allah buna izin vermedi" deyişinde fark ettiğim Allah'la kurduğu sıcak diyaloğun izleri ve biraz kırgınlık biraz da kul aczi ile kabullendiği gerçek ve en fazla bu hususta benzeşen hayatımızdı bana kahkahalar attıran...

Evet yaşlı dostum, Allah aklını kullanarak iman edenlerle böyle bir çerçevede kendisiyle 'ilgi' yaratır, onları böyle sınar ve zekanın, bilgiyle donanarak yükseldiği yerde onları bir çocuk kadar saf, samimi, dosdoğru bir noktada tutarak, onlara onların istediklerini değil, yüklendikleri yükün gereklerini yerine getirmeleri için gerekli olanları verir... ve evet; emin ol bunu kendisi istediği için değil, biz istediğimiz için bize verir, yani açıkçası ne senin ne benim ne de benzerlerimizin "Hayatta ben ne istediysem olmadı, Allah buna izin vermedi" demesi de yine bir tür kaçıştan başka bir şey değil; bu gerçekten kaçış... bizi derinden istediklerimizle, dışavurmadıklarımızla donatıyor Allah ve tabi ne istediğimizi bilmediğimiz yahut daha net olarak istediğimizin sonuçlarının neler olabileceğini düşünemediğimiz için zannediyoruz ki olanlar istediklerimiz değil de istemediklerimiz...

Hangi bir gün bu yaşadıklarımızı yaşamayı reddedip gittik ki? Gitmedik, gidemedik...

Bu yükü yüklenmeyi biz istedik ve Allah da istediklerimizin gerçekleşmesi için gerekenleri bize verdi, ama biz beğenmedik bu sonuçları, beğenmeyince istediklerimizi vermedi diye sitem edebiliyoruz Allah'a... hepsi bu, sadece bu.

Kim bize her şeyi didik didik ederek düşünmemiz gerektiğini salık verdi ki ta çocukluktan? Niye denize ve ufuklara ya da dağa, ormana ve akarsulara vurgundun ki çocukken benim gibi... kaç çocuk merak eder ötesini, kaç çocuk kötülüğe kapatır kendisini bu kadar çok.... ve kaç çocuk babasına, büyüklerine itaati sorgusuz kabul eder, söylesene? Ve sonra fırsatını bulduğu en olmaz zamanda kararlarını verir?

Ünlüydün, ama ben ilk kez gördüm seni ekranda, sen o çocuktun konuşurken, anlatırken büyüdün gençleştin...  ama asla yetmiş yaşına gelemedin anlattıklarınla... ve işte sitemkâr sen anlatıyorsun öğrendiğin bir sürü bilgiyle arandaki ilişkinin sana kazandıramadığı esası... ve evet kaderci geçiniyorsun sana verilen akla aykırı bir düzlemde, hâlâ çocuk hâlâ isyankâr olamayan itaatkâr bir çocuk... ve sen anlatırken dinledim, ikimiz de hayatın köşe başlarında hep kendi kararlarımızı verdik -diğer ayrıntılarda hükümdâr olamasak da- o kararların sonuçlarını yaşadık.

Gel bak, kırmızı ayaklı, uzun bacaklı, uzun gagalı, beyaz tüylü leyleklere uluslararası festival yapacaklarını söylüyorlar birileri... ben geriye gittim çokça uzun zaman öncesine, çocukluğuma, gökte leylek sürüsünü izlediğim zamanlara...

Gel, yağmur sonrası yumuşamış topraklara inerek solucan arayan o kırmızı gagaların hareketlerini, kırmızı parmakların çamura batışını ve en çok en yükseklerde yuva kuran o muhteşem zarafetin yukarıdan aşağıya süzülürken çamura  ve solucana nasıl muhtaç olduğunu birlikte izleyelim. Onu çocukken yakalayıp dikkatle incelemek ve sevmek isterdik değil mi?

Leyleğe benziyor muyuz sence?

İşte bak, Leylek elimizde, bu Leylek hayatımız, onu sevebiliyor muyuz?

Kırmızı ayaklı, uzun bacaklı, uzun gagalı, beyaz tüylü leylek bizim hayatımız işte... öğren artık bunu; yükseklerden uçar, yükseklere yuva yapar, çamurda nimet ararız, bazen tek bazen sürüyle yaşarız.

Üzme daha fazla kendini...


Not: Yazıda bahsedilen yetmiş yaşındaki adam Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı'dır, program ise 07.07.2017 cuma günü 21:10'da 24 TV'de yayınlanan 24 Portre programıdır.

Doğa Toprak, 08.07.2017, Sonsuz Ark , Kırlangıç Zamanları, 




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı