28 Haziran 2017 Çarşamba

SA4512/KY38-SevDur64: Karanlık Yürüyüş



Takdim

CHP Milletvekili Enis Berberoğlu “MİT TIR’ları görüntülerinin yayınlanması” davasında suçlu bulunarak 25 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde protesto amacıyla Adalet için yürüme kararı aldı.  

15 Haziran günü Ankara Güvenpark’tan başlayan yürüyüşün, Enis Berberoğlu’nun yattığı İstanbul Maltepe Cezaevi’ne kadar süreceği planlandı. Kılıçdaroğlu ve yürüyüş ekibi ergen solcu heyecanıyla adımlarını atarken, gerçek Gandi’nin milleti arkasına aldığı “Tuz Yürüyüşü”ne göndermeler yapmayı da ihmal etmedi. Fakat ne Kılıçdaroğlu Gandi’ydi ne arkasında millet vardı ne de sömürgecilere karşı yürüyordu. Yürüyüşü duyurmak için hazırladıkları afişte millet yerine orduyu arkasına alması ise bunun apaçık göstergesiydi. 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletveki


Ülkenin ana muhalefet partisinin protesto hakkını kullanarak yürüyüş yapması değil, protesto haklarını genelde ülkenin çıkarlarının tam karşısında kullanmaları CHP’nin son yıllardaki en büyük sorunu oldu.

CHP’nin devletle arası açılınca

Bir FETÖ kumpası olarak bilinen Deniz Baykal’ın kaset olayından sonra FETÖ’cüler tarafından CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin bekasına kasteden terör örgütleri ve Türkiye düşmanı Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket etti. Kılıçdaroğlu göreve geldiğinden beri, ülke etrafında dönen her türlü ihanet oyununda CHP’nin tarafı vatan hainleri veya Türkiye karşıtı odaklarla oldu. 

Sömürgecilere kafa tutmasıyla bilinen Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin başkanına öykünerek “Gandi” sıfatıyla anılan Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına geçtiğinden beri yerli bir çizgiden çok uzak, adeta ülkesini sömürgecilere teslim etmek için her türlü oyunda başrol oynadı. Böylece kuruluşundan beri milletle arasında mesafe olan CHP’nin, bütün kurumlarıyla kaybettiği devletle de arası açılınca, çareyi dış güçlerde arama serüvenine girişti. Bu konuda en büyük yön göstericisi ise FETÖ terör örgütü oldu.

MİT Krizi’nden beri yerli bir tavır göremedik

Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında daha fazla demokratikleşme mesajı veren CHP, muhalefet yapacağım diye kısa süre içinde terör örgütlerinin oyuncağı oldu. Yeri geldi PKK’yı destekledi, yeri geldi DEAŞ’ın söylemini kullandı en çok da kendisine bu makamın verilmesinde büyük payı olan FETÖ terör örgütüyle iş tuttu. 

Kılıçdaroğlu’ndan önceki CHP’nin de halk arasındaki sicili çok temiz sayılmasa da, kuruluşundan beri her türlü devlet kurumundaki üstünlüğü menfaatine devletinin yanındaydı. Kılıçdaroğlu CHP’si ise açıktan devlete ve millete karşı bir tavır sergilemekten çekinmedi.

Bunun ilk örneği, Eylül 2011’de MİT ile İmralı arasındaki Oslo görüşmelerinin FETÖ ve yabancı istihbarat örgütleri tarafından sızdırılmasıydı. Olayın ardından CHP ihanetin karşısında açıkça durarak devletinin yanında olmak yerine, “devlet terör örgütleriyle görüşemez” tezini savunarak devleti kriminalize edenlerin yanında durdu. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın FETÖ’cü savcılar tarafından ifadeye çağrılmasıyla tezgahlanan MİT Krizi’nde de CHP’nin FETÖ’yle ittifakı aynen devam etti. Gezi Parkı’nın düzenlenmesine yönelik tepkilerle başlayan ve FETÖ’cü polislerin kasıtlı davranışları tarafından büyütülen Gezi Kalkışması’nda da bu ittifak perçinlendi. FETÖ’nün tezgahladığı olaylara CHP ve toplumsal uzantıları otoriterleşme ve tek adam söylemi üzerinden destek verdi. Gezi Kalkışması’nın ülkeye verdiği maddi ve manevi zarar hiçbir zaman ilgi alanına girmedi.

Teröristi değil iktidarı suçladı

Bütün bunların ardından 17-25 Aralık darbesi yaşandı. Tahmin edildiği gibi, CHP yine ne devletin ne de milletin yanında yer aldı. FETÖ’nün himayesinde, aslında ülkeyi büyük bir çıkmaza sokup istila etmek isteyen yabancı düşmanların emriyle, otoriterleşen iktidar söyleminin yanına bir de yozlaşmayı ekledi. 

Sloganları elbette FETÖ üyeleri tarafından itinayla hazırlanıyordu. İşte tam da bu olaylar üzerinden çok da geçmemişken MİT TIR’ları operasyonu patlak verdi. Otoriter, hırsız, yolsuz diyerek içeride yıpratılan iktidar, bu operasyonla birlikte dışarıda da teröre destek veren konumuna getirilmek istendi. Bu ihanet sırasında CHP’nin aktif görevinin ne olduğu netlik kazanmasa da, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu MİT TIR’ları baskın görüntülerini Can Dündar’a veren kişi olarak henüz tutuklandı. 

O günlerde CHP tüm dünyanın ağzında sakız olan “Türkiye DEAŞ’e destek veriyor” söylemini büyük bir hazla benimsedi ve yaydı. Geçtiğimiz günlerde meydana gelen Katar Krizi vesilesiyle de bir kez daha büyük bir iştahla dolaşıma soktu. Üstelik Mısır’daki darbeye direnen Mısırlıların toplandığı Rabia Meydanı’ndan ismini alan “Rabia işareti”ne de terör işareti dedi. Yetmedi 6-8 Ekim Kobane olaylarıyla birlikte Hendek, Suruç, Ankara Tren Garı başta olmak üzere DEAŞ ve PKK kanlı terör eylemlerinde terörü ağız dolusu lanetleyemezken, suçu iktidarda aradı.

CHP’nin tek derdi AK Parti gitsin

15 Temmuz darbe girişimine de “kontrollü darbe” diyerek içini boşaltan Kılıçdaroğlu, darbe gecesi gerçek Gandi gibi sokağa çıkmak yerine CHP’li Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine sığınmayı tercih etti. Şimdilerde aldığı yeni bir akılla “Sarayın 15 Temmuz’u, halkın 15 Temmuz’u” diyerek günah çıkartmaya çalışıyor. Bilindiği gibi Kılıçdaroğlu mecburen Yenikapı mitingine katılsa da, darbecilerden çok AK Parti iktidarını eleştirerek darbeye tepkisini dile getirmişti. Darbe sonrası süreçte ise darbecilerle mücadele etmek adına çıkartılan OHAL başta olmak üzere bütün KHK’ları ve atılan her adımı eleştirdi. Başkanlık sistemi referandumu da bu dönemde atılan adımlardan biriydi. 

CHP her zamanki gibi tüm dünyayla birlikte olup tam da ondan istenilen davranışları sergiledi. MİT Krizi’nden, 16 Nisan referandumuna kadar hiçbir yerli refleks göstermeyen CHP, Türkiye’nin en köklü partisi olarak biliniyor. Milletinin yanında hiç olmadı, artık devleti de umursamıyor. Tek derdi var, AK Parti gitsin de, ülke batarsa batsın.

Barışçıl yürüyüş anında halk devrimi olabilir

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerlilik sorunu yaşamasına Katar krizinden örnek veren Mehmet Acet, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara yerli tepki verememesini hatta bu oyunların gönüllü parçası olmasını şu ifadelerle açıklıyor: 

“En son Katar krizinde bunu yaşadık. CHP lideri Kılıçdaroğlu, sanki önceden yine bir sufle almış gibi Katar’a yöneltilen suçlamaların hemen aynısını Türkiye’deki hükümete yöneltti. İhvan ve Hamas üzerinden suçlamalarda bulundu, hedef gösterdi. Sanki ‘Siz Katar ile uğraşıyorsunuz ama asıl uğraşmanız gerekenler burada’ mesajı veriyordu CHP lideri. 

CHP’nin Meclis Grup Başkanvekili Engin Altay, daha geçen hafta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı açıkça uluslararası mahkemelerde yargılanmakla tehdit etti. Bütün bunların birçok sebebi var elbette, ama şu ikisinin altını çizebiliriz:

  1.  CHP mevcut iktidarı sandık yoluyla devirme ümidini önemli ölçüde kaybetmiş durumda. Bu nedenle sandık dışı yöntemlerle iktidarı alaşağı etme fikrinin her türlü versiyonu CHP yönetimini heyecanlandırıyor. “Adalet” temalı Ankara/İstanbul yürüyüşünü yapanların kafasını asıl meşgul eden soru da şu: Acaba buradan yeni bir Gezi süreci çıkartabilir miyiz? Bunun mümkünatını gördükleri anda, barışçıl yürüyüşü anında halk devrimi süsü verilmiş bir darbe girişimine çevirmekte tereddüt etmeyeceklerdir.
  2. CHP’nin sırtını yasladığı devlet iktidarı/müesses nizam 2010’dan itibaren karakter değiştirdi. Ordu/Yargı/Üniversiteler/Medya/İstihbarat gibi bileşkelerin CHP’ye hizmet ettiği dönem kapanınca, CHP’nin dayandığı duvar da yıkılmış oldu. Bu CHP yönetiminde ve kısmen tavanda büyük bir travma üretti. Bunun psikolojisi de, “Bu adamlardan hele bir kurtulalım da memleketin sonu ne olursa olsun, ülkenin başına ne gelirse gelsin” noktasına evrildi."


Yerli olamayınca sandıktan ümit kesilir

Türkiye siyasetinde “yerli ve milli” olana seçmenin gösterdiği ilgi veri alındığında, bu kimliğin uzağında kalanların toplumsal desteklerinin zayıf kaldığını ifade ediyor Tanju Tosun. CHP’nin bir türlü iktidara gelemeyişinin sebepleri de bunun altında yatıyor. Tosun, CHP’nin yerlileşememe meselesini şu şekilde açıklıyor: 

“Türkiye’de bir süreden beri devam eden ‘milli ve yerli’  tartışmaları bugünlerde Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’ bağlamında da değerlendirmelere tabi tutulmaktadır. CHP’nin yürüyüşünü yerlilik/evrensellik refleksini referans alıp değerlendirmek elimizdeki bulguları dikkate aldığımızda kolay değil. Bu nedenle meseleye bu çerçeveden bakmak yerine, CHP’nin siyasete dair yaşadığı iddia edilen yerlilik sorunu üzerinde durmak gerekir.

Türkiye’de 1980’lerden itibaren merkez sol siyaset önce SHP ekseninde, ardından Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’li sosyal demokrasiyi evrenselleştirmeye çalışırken, DSP yerlici ve ulusalcı demokratik sol tez üretmeye çalışarak yoluna devam etmiştir. DSP’nin sosyal demokrasiyi yerlileştirme-ulusallaştırma tezi bir dönem seçmene cazip gelirken, aynı başarıyı solu Anadolulaştırma projesine yönelen Baykal yakalayamamıştı.

Bugünün CHP’sinin Türkiye’ye karşı zaman zaman yönelen politik saldırı ve oyunlar karşısında yerli bir refleks üretmeme nedeninin, 2000’lerde varoluşsal -ideolojik olarak kendi sol siyaset anlayışını evrenselcilik ekseninde konumlandırmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu meseleye yaklaşımında yerlici ya da pragmatik bir tutum sergileme yerine, meseleye ilkesel evrenselci yaklaşan CHP, bugünkü ideolojik kimliğiyle tutarlı bir çizgide olmakla birlikte, bunun seçmen nezdinde prim yapıp yapmayacağı ayrı olarak değerlendirilmelidir.

Orta kuşak Gezi eylemi çıkmaz

Kılıçdaroğlu’nun Adalet yürüyüşü Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte siyasi iktidara karşı birikmiş olan enerjinin boşaltılma arayışı olarak değerlendirilebilir. 16 Nisan referandumunun ardından YSK kararına karşı proaktif bir siyasa üretemeyen, bu nedenle parti içi ve seçmen nezdinde eleştirilen CHP ve Kılıçdaroğlu için bu yürüyüş bir çıkış yolu olmuştur denilebilir. Tabii ki bu gelişme yürüyüşün nedeni değil, fakat sonucudur. Yürüyüşün ardında yatan dinamikler CHP’nin dillendirdiği üzere, Türkiye’de yargı kurumunun özellikle kamu hukuku alanında verdiği kararların toplumun belirli kesimlerinin vicdanında adalet duygusu yaratmamasıyla ilgilidir.

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşünün siyaseten olası çıktıları ve sonuçları üzerinde düşündüğümüzde, Türkiye’de yargı kurumunun kendinden beklenen işlevleri yerine getirememe ve adalet dağıtma sorununu dillendirme, bunu kamuya mal etme anlamında bir etkisi olacağı açık. Fakat bu veri durumun siyaseten CHP’nin toplumsal tabanını genişletme olasılığı ya da Hayır bloğunu konsolide etme gibi işlevsel etkileri olacağını öngörmek kolay değil. Yürüyüşün kitleselleşip, kimilerinin ifade ettiği gibi bir Orta kuşak Gezi hareketine dönüşeceğini de düşünmüyorum. Eylemin en somut etkisi nedir diye baktığımızda, Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki genel başkanlığını liderliğe dönüştürme gibi bir etki yaratmış olup, hakimiyetini pekiştirici rol oynamıştır denilebilir.”

Soğuk savaş bitti sıcak yaşam vaad edin

CHP’nin soğuk savaş dönemine göre düzenlenmiş bir siyasi oluşum olduğunu söyleyen Tarık Çelenk, Yeni Türkiye’nin ihtiyaçları ve beklentilerini karşılamadığını söylüyor:  

“Soğuk savaş döneminden sonra Türkiye hem sosyal hem de siyasal çok ciddi bir yapısal değişime girdi. Bu yapısal değişimi CHP soğuk savaş kodlarıyla okuyamayacağını anladı anlamasına ama yapısal değişimdeki konumunu tam olarak belirleyemedi. Burada bir kafa karışıklığı var. Nerde ve nasıl yer alacakları konusunda net değiller. Sadece reaksiyonel davranarak, Erdoğan karşıtlığı veya savunduğu bir takım toplumsal konularla konumlandırıyor kendisini. Fakat bu yeterli değil, sonuçta insanlar günlük yaşamına ilişkin çözümler ister. AK Parti dönemiyle beraber hayat kolaylaştı. 

Kemal Beyin bürokrat geçmişinden kaynaklı olabilir, Özal gibi, Tayyip Bey gibi yaşamın içinden bir şey üretemiyor. CHP sadece nerelerde hata yaptığını, özellikle de muhafazakar kesime karşı, okumaya çalışıyor. Orada iyi niyet var. CHP seçmeninin yaş ortalamasına baktığınız zaman Kadıköy’de, Ankara’da, İzmir’de iyi eğitim almış, bir veya iki çocuğu olan, çocuklarını da yurt dışına okumaya gönderen ileri yaşta seçmenleri var. Toplumun dinamik kesimlerini yansıtmıyorlar. Onlar hala soğuk savaş kodlarıyla CHP’ye oy veriyorlar ama CHP onlarla Türkiye’yi taşıyamaz. CHP onlara saygı göstererek, yeni şeyler ortaya koymak durumunda. Belki kendisini de değiştirebilir. Türkiye’de bir sosyal demokrat, bir liberal muhalefete ihtiyaç var ama bunun adı CHP de olmayabilir.

Yürüyüşte verilen demeçler şık değil

Adalet duygusu konusu başta hükümet olmak üzere herkesin şikayet ettiği, düzeltmek istediği, bir problem. MİT TIR’ları olayı haberini ilk veren Aydınlık gazetesi. Aydınlık gazetesine bir işlem yapılmayınca adalet duygusu incinir. CHP burada hiçbir şey yapamadık, bari bunu yapalım modunda. Basmak istedikleri yara, toplumsal duyarlılık, doğru bir duyarlılık ama bunun şekli de zamanlaması da her zamanki gibi sıkıntılı. En büyük yanlış kendi milletvekillerinden yola çıkmalarıydı. Yürüsünler, sorun değil, ben yürüyüşün yapılması konusunu çok umutsuz görmüyorum.

Şunu da unutmayalım ki, Gezi, Kobani gibi olaylar, bu beklentilerin peşinde olan insanları da aşan, kontrollü yangın çıkarmaya çalışıp da yangın kontrolsüz olduğunda toplumda herkesi, başta bu beklentilerin peşinde olanları yakan çok ciddi sosyal olaylardır. 

CHP’nin böyle bir olayı ne kontrol edebileceğini ne de bekleyebileceğini düşünmek istemiyorum. Orada verilen demeçler, özellikle Sayın Cumhurbaşkanı aleyhine söylenen sözler ya da bazı kontrolsüz ifadeler şık değil. Gezi de ilk başta sivil bir eylemdi, ama sonra değişik sol ve terör grupları tarafından provoke edildi. Bu tür sıkıntılar olabilir, ama gördüğüm kadarıyla hükümet o konuda çok hassas. Dışarıdan sızmalara izin vermiyor. Yürüyüşün güvenliği konusunda önlemler alınmış. Bence bu da demokrasi örneği açısından güzel bir şey. Kemal Beyin de buna dikkat etmesi gerekiyor. Bu yürüyüşü CHP adına değil, bütün toplum adına yaptıklarını söylüyorlar. Eğer herkesin adına eylem yapıyorlarsa, Sayın Erdoğan’ı suçlamalar, provokatif ifadeler bu yürüyüşün anlamını yitirecektir”


Sevda Dursun, 28.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı