16 Haziran 2017 Cuma

SA4467/KY31-FG15: Katar Krizi Nasıl Bitecek?

Sonsuz Ark'ın Notu:
14 Haziran 2017'de medyaya düşen haberin içeriğine göre ABD Başkanı Trump'un Katar'a ablukayı başlattığı ve 12 Milyar dolarlık F-15 savaş uçağı satmak için şantaj yaptığı tescillenmiştir; Trump teröre destek verdiğini iddia ettiği Katar'a savaş uçağı satarak destek vermektedir: 
"Suudi Arabistan'ın başını çektiği ülkelerin yalnızlaştırdığı Katar, ABD ile yeni savaş uçakları almak için anlaştı. Washington'da imzalanan anlaşmaya ABD Savunma Bakanı James Mattis ile Katarlı mevkidaşı Halid bin Muhammed El Atiye imza koydu. ABD, Doha yönetimine 12 milyar dolar tutarında F-15 savaş uçağı satacak. Amerikan medyası, Katar'ın imza atılan son anlaşmayla 72 jet alacağını duyurdu. ABD Başkanı Donald Trump, Katar'ı tecrit hamlesinde düğmeye kendisinin bastığını itiraf etmiş ve Doha yönetimini 'terörizmin sponsoru' olmakla suçlamıştı. Söz konusu anlaşma, bu açıklamalara rağmen gerçekleşti. Amerikan tarafı, anlaşmayla 42 eyalette 60 bin kişiye yeni iş olanağı sağlamayı hedefliyor. ABD Kongresi, geçen yıl 21 milyar dolar değerinde uçak satışını onaylamıştı."
Seçkin Deniz, 16.06.2017


Hafta başında, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) bölgesinde ve hatta daha ötesinde koordineli bir biçimde Katar’ı tecrit etme süreci başladı. Kriz ilk olarak Bahreyn’in Katar ile bağlarını koparmasıyla başlasa da arkasındaki asıl güç, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de güçlü desteğini arkasına alan Suudi Arabistan idi. Tecrit büyük ölçüde tamamlandı: Riyad, Manama ve Abu Dabi, Katar vatandaşlarından topraklarını terk etmesini istedi, Katar ve Suudi Arabistan arasındaki kara bağlantıları kapatıldı, uçuşlar iptal edildi ve hava sahası kapandı. 

Mısır gibi ülkeler de olaya dahil olarak Katar ile bağlarını kopardı, hava sahalarını ve limanlarını tüm Katar araçlarına kapattı -Katar vatandaşlarının sınırdışı edilip edilmediği ise netleşmedi. Bu daha önce benzeri hiç görülmemiş bir durum, ama sonuç büyük ölçüde kaçınılmaz görünüyor.

Aslında bu noktaya nasıl gelindiği hemen hemen açık. KİK, kuruluşundan bu yana tamamen Suudi Arabistan’ın hakimiyeti altında ve Körfez ülkeleri için dış politika açısından ‘orta-zemini’ tanımlıyor. Bu, orta zeminin iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor; sadece bunu Suud’un belirlediği anlamına geliyor. Kimi zaman bölgesel politikayla ilgili konularda Riyad’la görüş farklılıkları olabiliyor- örneğin, Abu Dhabi Suriye’de Riyad’dan kısmen farklı grupları desteklerken, Muskat bölgedeki birçok konuda tarafsız kalıyor.

Ancak Doha farklı. Katar, bugüne kadar kendi ağırlığının üzerinde hareket edebilen küçük bir devlet. Bunda servetini finansal yatırımlara ve bilhassa el Cezire ve daha yeni bir girişim olan el Arabi el Cedid gibi medya kuruluşlarına aktarmasının payı büyük. Suud ve BAE ile çatışan dış politikalara girişmek her zaman bir çatışma patikası yaratacaktı. 

Bu çatışma patikası 2014’te büyükelçilerin geri çekilmesine ve sözlü bir savaşın başlamasına kadar varmıştı. Ancak o zaman kriz kağıt üzerinde bitti. Riyad ve Abu Dabi, Doha’nın Suud ve BAE’yi yatıştırmak için daha fazlasını yapacağını varsaydı. Ancak bugün olanlar, bu ülkelerin artık tatmin olmadıklarını gösteriyor.

Meselenin özeti şu: 2012’den beri Riyad ve Abu Dabi Doha’yı ‘serseri bir mayın’ gibi gördü. Bunda Katar’ın çeşitli ülkelerde İhvan’a destek vermesi, Katarlı olmayan İhvan üyelerine ev sahipliği yapması ve Suud ile BAE’ye kıyasla İran’la daha yakın ilişkiler kurması etkili oldu. 

BAE ve Suudi Arabistan arasında İhvan dahil olmak üzere birçok konuda farklılıklar var. Ancak iki ülke, İhvan konusunda Doha ile olduğundan çok daha uyumlu. Hem Abu Dabi hem de Riyad, İran’ı bölgede muazzam bir tehdit olarak görüyor. Doha’nın bu iki konudaki görüşü ise farklı, ancak güç dengesi Katar’ın lehine değil.

Yakın zaman öncesine kadar genel kanaat, Doha’nın ‘başıbozukluklarının’ zaman içinde ılımlı hale geleceği yönündeydi; özellikle 2014’teki krizden sonra. Bu kanaat artık yok oldu: Yaşananlar gösteriyor ki Riyad ve Abu Dabi, radikal bir eylem olmadan Doha’nın ‘hizaya gelmeyeceği’nden artık emin.

Bunlar olurken aynı anda diğer bir önemli gelişme daha yaşandı: Trump’lı Beyaz Saray. Hiç kimse Washington’ın Doha’ya karşı atılan adımları açıktan desteklemesini beklemedi. Gerçekten de Washington’ın zamanlama dahil tüm detaylardan çok önceden haberdar olduğu kesin değil. 

Ancak Trump’ın Riyad ziyareti ve Suudi Arabistan’ı bölgedeki kilit güçlerden biri olarak daha açık bir şekilde kucaklamasından sonra şu beklenti kesinlikle oluştu: Washington olaydan kendini mümkün olduğunca uzak tutacak ve konunun en kısa zamanda, Suud’un lehine sonuçlanmasını bekleyecek. Doha bu bağlamda, önemli bir Amerikan askeri üssünün varlığına rağmen, tamamen kendi başına.

Öyleyse asıl soru şu:  Muhtemel sonuç ne? 

Burada cevap büyük ölçüde kaçınılmaz. 21. yüzyılın, teknoloji yoluyla küçük ülkelere kapasitelerinin üzerinde hareket etmeleri için sunacağı çok şey var. Ama sunamayacağı bazı şeyler de var. Katar, karadan herhangi bir şey ithal etmek için Suudi Arabistan’a bağlı, başka bir kara sınırı yok. Doha çok büyük oranda ithalata bağımlı, aksi halde hayatta kalamaz. 

Bunun yanı sıra Katar, havayolu merkezi olabilmek için serbest hava sahasına da ihtiyaç duyuyor. Şu an BAE, Suud ve Bahreyn’den böyle bir erişimi yok ve kriz bitene kadar da buralardan Katar’a, veya Katar’dan buralara uçuş olmayacak. Doha’nın bu konudaki boşluğu doldurabileceği bir müttefiki yok. İlk etapta bir seçenek olsa bile, İran bu açığı gideremez. Doha ile bir takım dış politika konularında (özellikle İhvan meselesi) yakın olan Türkiye ise, tıpkı ABD gibi Suud’a karşı çıkmak yerine arabulucu rolü oynamak istediğini gösteren bir pozisyon almış durumda.

Tüm bunların ışığında, Doha’nın boyun eğip eğmeyeceği sorusu gereksiz bir tartışma – bunun nasıl ve ne kadar çabuk olacağı sorusu daha makul. Güç dengesi şu anda Doha’nın lehine değil ve manevra alanı oldukça dar.

Olası bir uzlaşma anlaşması muhtemelen şunları içerecek: Katarlı olmayan İhvan üyelerinin ülkeden ayrılması (Yusuf el Karadavi gibi bazı istisnalar ise çok daha düşük profil çizebilir), Katar medyasının yeniden yapılandırılması (el Cezire bir şekilde hayatta kalırken ‘Yeni Arap’ tamamen bitebilir), Katar’ın bölgede Suud’dan ayrı hareket etmesinin sona ermesi ve tüm bunların ötesinde Doha’dan çıkan ve Suud’un kabul edilemez gördüğü gruplara giden fonlar üzerindeki finansal kontrolün güçlendirilmesi. Kısaca, Doha’nın Suud’a karşı ‘başıbozukluk alanı’ muazzam oranda daralacak gibi.

Anlaşmazlık konuları çok iyi bilindiğinden, uzlaşma hızlı bir şekilde gerçekleşebilir. Ama şu net olmalı: Bu, KİK bölgesinin yeniden yapılandırılması ve Suudi gücünün yeniden tesis edilmesi demek. Bunun da KİK’in çok daha ötesine geçen muhtemel etkileri olacaktır. Bu etkilerin ne olacağı tartışması ise henüz bilinmeyen beklenmedik sonuçlar üzerine bir tartışma olur.

 H.A. Hellyer, 5 Haziran 2017,  Atlantic Council.



Feyza Gümüşlüoğlu, 16.06.2017, Doha - Katar, Gazeteci-Yazar,  Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çeviri
Feyza Gümüşlüoğlu Yazıları




Çeviri Metin: Körfez Gündemi

https://korfezgundemi.wordpress.com/2017/06/07/574/



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı