8 Haziran 2017 Perşembe

SA4434/KY59-MLÖZ1: Aleksandr Dugin ve Yeni Rus Şovenizmi: Sınırsız ve Kızıl Faşizm

"Neo-Avrasyacılık hareketi ve dolayısıyla Rusya, Yeni Dünya Düzeninin kurulma çarkının neresinde yer alıyor?"


İsmini sıkça duymaya başladığımız Aleksandr Dugin geçen yüzyılın 80’li yıllarında Rusya’da şekillenmeye başlayan ve hızla büyüyen Neo-Avrasyacılık hareketinin başındaki kişidir. Neo-Avrasyacılık, Bolşevik devriminden sonra Rusya’da çıkan klasik Avrasyacılık hareketinin devamı olarak algılansa da, bu iki akım arasında ciddi fikir farklılıkları bulunmaktadır. 

Sovyetlerin dinsiz politikaları hafızalarda henüz taze olduğu zamanda, Dugin sıkça dini ve “hümanist” söylemler kullanmaya özen göstererek bu hareketin büyümesini ve fikirlerinin oldukça geniş kitleler tarafından kabullenilmesini sağladı. 


Son zamanlarda Rusya’da neo-faşizmin hızla yayılmasında, sosyal medyanın da etkisiyle Rus şovenizminin doruk noktasına ulaşmasında da “Rus Dünya” söyleminin rolü inkar edilemez. 

Dünyada son zamanlarda yaşanılan gelişmeler ve Rusya yönetiminin Orta Doğu’da, Kafkaslar’da, Orta Asya Ülkelerinde, Doğu Ukrayna’da uyguladığı politikalar Neo-Avrasyacılık hareketinin fikirlerinin benimsendiğini ve teker teker hayata geçirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Neo-Avrasyacılık kendisini Atlantikçiliğin anti-tezi olarak konumlandırarak, Rusya’nın emperyalist politikasını gerçekleştirmek için zemin hazırlamaya çalışıyor. 


Bu hareket ideolojisini küreselci çetenin karşıtlığı üzerine kurduğunu söylese de, sorulması gereken soru şu olabilir: 


Neo-Avrasyacılık hareketi ve dolayısıyla Rusya, Yeni Dünya Düzeninin kurulma çarkının neresinde yer alıyor?


1997 yılında yayınlanan “Proleter Tampliyerler” kitabından bir bölüm, A. Dugin’in faşizme bakışını ve Rus toplumu için bu ideolojinin tek uygun yönetim şekli olduğu düşüncesini gözlerimizin önüne seriyor. 


Sadece bu kitapta değil, diğer konuşmalarında da Dugin Rus ırkının üstünlüğünü savunan ve Rus hegemonyasının kurulmasını arzulayan biri olarak karşımıza çıkıyor.


İnceleyelim;




Aleksandr Dugin ,"Sınırsız ve Kızıl Faşizm."  (“Proleter Tampliyerler” kitabından, 1997)

1. Nasyonal kapitalizme karşı.

2. Rus sosyalizmi.
3. Yeni nesil.

XX. yüzyılda sadece üc ideolojik yapı, devlet-siyaset alanında prensiplerin geçerliliği açısından kendini ispatlamış bulunuyor. Bunlar Liberalizm, Komünizm ve Faşizmdir.


Her ne kadar istesek bile, bu üç ideolojiye dahil olmayan ve aynı zamanda gerçek dünyada varlığını sürdürebilen başka herhangi bir toplumsal yapıdan söz etmek mümkün değildir. Liberal komünist ve faşist (milliyetçi) devletler var. Başka yok. Ve olamaz.


Rusya olarak iki ideolojik aşama geçirdik – komünizm ve liberalizm. Kaldı faşizm.


1. Nasyonal Kapitalizme karşı


Sanırım Rus toplumunun bugün bile kabul edebileceği, ya da neredeyse kabul eder hale geldiği faşizmin versiyonlarından biri nasyonal kapitalizmdir.


Şüphesiz, nasyonal kapitalizm ya da  "sağ faşizm" projesi iktidar mücadelesi içinde olan ve zamanın gereksinimlerini net bir şekilde algılayan elit kısmın ideolojik girişimidir.


Ancak nasyonal kapitalizm, yani faşizmin "sağ" versiyonu bu ideolojinin özünü tam olarak yansıtmıyor. Hatta, daha da fazlası, bazı analitikçilere göre ileride Rus faşizminin temelini olusturacak olan milli burjuvazinin ve entelijansiyanın birlikteliği,  bakış açısı, tarzı, doktrin olarak faşizme tamamen yabancı bir düşüncenin net bir örneğidir. "Ulusal sermayenin hakimiyeti" söylemi faşizm fenomenin Marksist tanımıdır. Bu tanım faşist ideolojisinin spesifik kendini yansıtma refleksini kesinlikle hesaba katmıyor, faşizmin temel, köklü coşkusunu görmezden geliyor.


Faşizm – milliyetçiliktir. Ama herhangi bir milliyetçilik değil, devrimci, asi, romantik, idealist, büyük bir efsaneye dayalı, duyguları aşan, akılla anlaşılamaz, imkansız bir rüyayı hayata geçirmeye, kahraman toplumu ve  insanüstü varlığı doğurmaya, dünyayı değiştirmeye ve yeniden yapılandırmayı amaçlayan bir milliyetçiliktir. 


Ekonomik düzeyde ise faşizm için insanların kişisel ekonomik çıkarlarını toplumun, adaletin, kardeşliğin yararına terk ettiği sosyalist ya da ılımlı sosyalist özellikler daha uygun. Ve nihayet kültüre karşı faşist bakış, hümanist, aşırı insancıl, yani entelijansiyanın özünü oluşturan zihniyetten vazgeçilmesini amaçlıyor. 


Faşist, aydından nefret eder. Faşist, aydını kripto burjuva, gözü doymaz zengin, geveze ve sorumsuz korkak olarak görür. Faşist, acımasız olanı, insanüstü ve aynı zamanda meleksi olanı sever. O, soğuğu ve trajediyi sever. Sıcağı ve konforu sevmez. Başka bir deyimle nasyonal kapitalizmi oluşturan ne varsa, her şey faşizme terstir. 


Faşizm, ulusal sermaye için değil, milli idealizmin hakimiyeti için, burjuvazi ve aydın kitleyle mücadele ediyor. Mussolini'nin meşhur "Kalk, faşist ve proletaryan İtalya!" sözü faşizmin coşkusunu net olarak yansıtıyor.


"Faşist ve proletaryan". Faşizmin tanımı budur. Çalışkan ve kahramanca, militan ve yaratıcı, idealist ve fütüristik bu ideolojinin devletin ekstra konforunu tüccarlara (binlece kez milli olsalar bile) ve sosyal parazit olan aydınlara sağlayan sistemle hiç bir ortak yanı bulunmaz. 


Faşist devletin, faşist efsanenin merkezinde çiftçi, işçi ve asker bulunuyor. En üstte ise kaderle ve kozmik entropiyle trajik mücadelenin yüce sembolü olarak ilahi lider bulunur. İnsanüstü varlık, Duce ya da Führer milletin tüm kahramanca isteklerini olağanüstü kişiliğinde birleştiriyor. 


Elbette kenarda bir yerde dürüst bir esnafa ve üniversite profesörüne de yer bulunur. Onlar da partinin simgelerini takar ve bayram mitinglerine katılırlar. Ama faşist realitede onların kişilikleri solar, kaybolur, arka plana çekilir. Milli devrim bu insanlar için değildir ve bu insanlar tarafından yapılmaz.


Tarihte temiz, ideal faşizm hayata geçirilemedi. İktidara gelme ve ulusal düzeni sağlama sürecinde hem Mussolini, hem Hitler, hem Franco, hem de Salazar gelenekçilerle, nasyonal kapitalistlerle, toprak zenginleriyle ve büyük şirketlerin yöneticileriyle anlaşmalar yapmak zorunda kaldılar. Ama bu tavizler faşist rejimler için her zaman kötü sonuçlar doğurdu.  


Alman kapitalistlerin kışkırtmasıyla Hitler'in güttüğü fanatik antikomünist politika ona SSCB ile savaşını kaybetmesine mal oldu. Büyük burjuvazinin çıkarlarını temsil eden Kralın dürüstlüğüne güvenen Mussolini 1943 yılında aynı Kral tarafından Bardoli ve Ciano'ya teslim edildi. Onlar ise Duceyi hapse atıp Amerikalıların kucağına koştu.


En uzun süre Franko dayandı, o da liberal kapitalist İngiltere ve ABD'ye tavizler vererek ve ideolojik olarak yakın olan faşist blokuna desteğinden vazgeçerek. Ayrıca Franko gerçek faşist değildi. 


Nasyonal kapitalizm, faşizmin içindeki virüstür, onun düşmanıdır, tükenme ve ölümün garantisidir. Nasyonal kapitalizm faşizmin hiç bir karakteristik özelliğini taşımıyor. Tam tersi o, faşizmin iç yapısında rastgele ve tutarsız bir olgudur.


Dolayısıyla burada da, hızla büyüyen Rus nasyonal kapitalizm döneminde faşizmden söz edemeyiz. Şimdi yaşanan, sadece  kaçınılmaz olanı erkenden engelleme ve bozma girişimidir. Bu sözde faşizmi “önleyici” olarak adlandırabiliriz. 


Rusya’da hakiki, gerçek, radikal, devrimci ve tutarlı faşizm, yani faşistçe faşizm doğmadan ve güçlenmeden önce sözde faşizm onun yerini almaya çalışıyor. Nasyonal kapitalistler arasında yönetmeye ve halkı aşağılamaya alışmış olan eski parti görevlileri bulunuyor. Sonra onlar konformizm gereği liberal demokratlara geçiş yaptılar, şimdi ise liberal dönemin de geçtiği için milliyetçi bir görünüme bürünmeye çalışıyorlar.


Eski parti çalışanlardan oluşan bu kesim, köle ruhlu aydınlarla birlikte demokrasiyi saçmalığa çevirerek, yaklaşan nasyonalizmi tamamen kirletmeye ve zehirlemeye kararlı görünüyorlar. 


Faşizmin özü, yeni hiyerarşi, yeni aristokrasidir. Yenilik şu ki, yeni hiyerarşi doğal, organik, açık prensipler üzerinde kurulur. Bunlar haysiyet, onur, cesaret ve kahramanlıktır. Kendini nasyonalizm çağına taşımaya çalışan eski hiyerarşi ise esneklik, dikkat, entrikacılık, dalkavukluk ve bunlar gibi konformist özellikler üzerine kurulur. İki farklı stil, iki farklı insan tipi, iki farklı değerler sistemi arasında açık bir çatışma kaçınılmaz.


2. Rus Sosyalizmi


Faşizmi “aşırı sağ” ideoloji olarak nitelendirmek son derece yanlış olur. Bu fenomen daha çok “muhafazakar devrim” gibi paradoksal bir isimle ifade edilebilir. Bu gelenekçiliğin, yani toprağa, köklere, ulusal değerlere sadakat gibi sağ kültürel politik eğilimin ve “sol” ekonomik programla kombinasyonudur. 


Sol ekonomik program sosyal adaleti, piyasanın gücünün sınırlanmasını, faizden kurtulmayı, borsa spekülasyonlarını, tekelliliği yasaklamayı, iş hayatında liyakatı öngörüyor. Nasıl ki Nasyonal sosyalizimden söz ederken sıkça “Alman sosyalizmi” tabiri kullanılıyorsa, Rus faşizmini de “Rus sosyalizmi” olarak adlandırabiliriz. Bu durumda “Sosyalizm” tabiri özel bir anlam taşıyor. 


Sosyal ekonomik doktrin en başından beri soyut dogmaların ve rasyonalist yasaların üzerinde değil, toplumun organik yapısını oluşturan belli manevi ahlaki ve kültürel ilkeler üzerinde kurulmalıdır. Rus Sosyalizmi; sosyalizm için Ruslar değildir. Ruslar için sosyalizmdir. Marksist-Leninist dogmaların aksine Rus nasyonal sosyalizm ırkımızın, tarihsel geleneğimizin ve ekonomik etiğimize uygun sosyal adalet anlayışından yola çıkıyor. Böyle sosyalizm proletaryandan daha çok köylü, devletçiden daha çok kooperatif, merkezciden daha çok bölgeseldir. Bütün bunlar sadece hayata değil, aynı zamanda doktrine de yansıyacak olan Rus ulusal özgünlüğünün şartlarıdır.


3. Yeni Nesil


Böyle bir Rus sosyalizmi inşa etmek yeni insan neslinin, yeni insan türünün, yeni insan sınıfının görevidir. Kahramanlar ve devrimciler sınıfı. Komünist partisinin kalıntıları ve eski düzeni, sosyalist devrime kurban gitmelidir. Yani Rus nasyonalist devrime. Ruslar tazeliğe, modernliğe, samimi romantizme, büyük davaya hasret kaldılar. Bugün Ruslara sunulan her şey ya arkaik (nasyonal milliyetçiler), ya da sıkıcı ve sinik (liberaller).


Dans ve hücum, moda ve saldırganlık, aşırıcılık ve disiplin, fanatizm ve ironi; genç, öfkeli, komik, korkusuz, tutkulu ve sınır tanımayan nasyonal devrimcilerde hayat bulur. Onlar inşa edecek ve yok edecek, yönetecek ve itaat edecek, ırkı düşmanlardan temizleyecek ve Rus yaşlılara ve çocuklara şefkatle bakacak. Öfkeli ve sevinçli adımlarla çürümüş eski sistemin kalesine yaklaşırlar. Evet, onlar iktidara susamış. Onlar iktidarı ne yapacaklarını biliyorlar. Onlar topluma hayat üfleyecek ve halkı tatlı bir tarih yazma sürecine sokacak. Yeni insanlar. Nihayet. Zeki ve korkusuz. Olmaları gerektiği gibi. Dış dünyayı darbe olarak algılayan (Golovin’in deyimiyle).


Fransız faşist yazar Robert Braziyyak ölümünden hemen önce garip bir kehanette bulundu: 


“Doğuda, Rusya’da faşizmin yükselişini görüyorum. Sınırsız ve kızıl faşizmin yükselişini.”


Dikkat edin, nasyonal kapitalizmin sönük kahverengimsi pembe değil, yeni Rus devrimin göz alıcı şafağı. Toprağımız gibi sınırsız ve kanımız gibi kızıl faşizm." (Aleksandr Dugin, “Proleter Tampliyerler” kitabından, 1997)




Melek Öz, 08.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çevirmen, Çeviri, Çeviri-Analiz

Melek Öz Yazıları

 


Yararlanılan metin:

http://my.arcto.ru/public/templars/arbeiter.htm#fash


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı