26 Mayıs 2017 Cuma

SA4380/KY57-AHCZD8: İslâm'ın Kavramları: Nifâk-Münâfık

"Burada önemli olan menfaatlerine göre konum alan, îman etme kabiliyetlerini yitirmiş, kalpleri hastalıklı, yalancı ve iki yüzlü tiplerin toplumu ifsat edecek faaliyetlerine Hz. Peygamber’in metodu uyarınca engel olmaktır." 


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Allah’a hamd, Resûlüne salât u selâm olsun.

Küfür, şirk ve nifaktan âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınırız.

Kur’an, münâfıkların doğru ve dürüstlüğün aksi istikametinde yer alan bu sıfatları yanında kibirli (Münâfikun 63/5.) ve gösterişe düşkün olduklarını da ifade etmektedir. Bu iki erdemsizlik insanın iç yüzü ile görünümü arasındaki farklılığı yansıtır. Kur’ân-ı Kerîm’de münâfıklar hakkında yapılan açıklamalar incelendiğinde genelde her biri başka bir ahlâkî bozukluk ve kötülük olan pek çok tutuma dikkat çekildiği görülür. Bu tutumların çoğu ise onların temel karakteri olan iki yüzlülük ekseni etrafında gelişen kötü tabiatlardır.[1] 

Kur’ân-ı Kerîm’de hem münâfıkların kâfir olduğu ve cehennemin en alt tabakasında yer aldığı beyan edilmekte,( Nisâ 4/145.) hem de îman ile küfür arasında gidip geldikleri zikredilmektedir. (Nisâ 4/143.) Ayrıca vahiy, münâfıkların cimri,( Ahzâb 33/19; et-Tevbe 9/67.) dünya malına düşkün (Ahzâb 33/19.) ve menfaatperest bir yapıya sahip olduklarını da bildirmektedir.( Nisâ 4/141.)

Aslında bütün bu erdemsizliklerin temelinde, kalplerinde hastalık bulun[2] şüphe içinde bocalayan[3], anlamaz/ idrak yoksunu/meselelerin özünden habersiz bir topluluk olan[4] münâfıkların faydacı bir yapı taşımaları yatmaktadır.[5] 

Münâfık, küfrünü ya da şüphesini gizleyip müslüman olduğunu izhar eden kişidir.[6] Münâfıklar, îmanın insan ruhuna verdiği güven ve iç huzurundan yoksun olan, korku dolu, kararsız ve tedirgin hal içinde, diğer insanlara karşı olumsuz hisler duyan, müminleri sevmeyen, dış görünüşün aksine kalplerinde inananlara karşı kin ve nefret duyguları[7] hakim olan acınası varlıklardır. 

Şahsiyet bütünleşmesine eremeyen, ahlâkî açıdan zaafları bulunan, îman hayatları açısından sürekli bir ikilem yaşayan, sözlü olarak kabul ettiği dinin samimi bir temsilcisi olmayan, dünyevî amaçlara göre hareket eden, iç dünyasında çelişkiler yaşayan, kendi iç dünyalarında sükûnete erememiş, kendileriyle bile barışık olamayan, servete aşırı düşkünlükleri, kendilerine mal/makam/mevki verildiğinde memnun olan, verilmeyince de öfke duyan, fizikî açıdan beğenilecek bir görünüme sahip olup insanın hoşuna gidecek cümleler de sarfedebilen[8], Allah’ı pek az anan[9], müminlerle karşılaştıklarında îman ettiklerini belirtmelerine rağmen asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay eden (Bakara 2/14.), hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişen (Hac 22/11.), sosyal bir kimlik olarak dindarlığı gerekli görmeleri sebebiyle belirli ibadetleri yerine getirme durumunda kalan, naslarda ibadetleri isteksiz bir tavırla yerine getiren, âdeta bir vazifeyi baştan savarcasına hızlıca ifa eden/hatırlayan,[10] namaza üşene üşene kalkan[11], özellikle sabah ve yatsı namazları kendilerine ağır gelen[12], ikindi namazını güneşin batmasına yakın dakikalarda kuşun tane toplaması gibi hızlıca eğilip kalkarak kılan[13], malını Allah yolunda harcamak istemeyen[14], zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irâde eksikliği yüzünden îman ile küfür arasında yer değiştiren, şüphe içinde bocalayan,[15] toplum için fedakârlıkta bulunmaya çağrıldığında îmandan çok küfre yakın olan (Âl-i İmrân 3/167.), zekat vermek istemeyen, bilgi verirken yalan söyleyen, vaadinden cayan, emanete hıyânet eden[16], münâkaşa ve husûmetinde haddi aşan (hak yoldan çıkan)[17], samimiyetten uzak, ölümden çok korkan/ ölüm baygınlığı geçiren[18], gösteriş delisi, ikiyüzlülüğü prensip edinen, müminlerle de alay eden, kendini uyanık sanan, eyyâmcı, Hz. Peygamber’e ve müminlere kin duyan,  gerçekte inanmadığı halde mümin görünen ikiyüzlü, istikrarsız kimselere Münâfık denir.

Hadiste münâfık için, “böylesi oruç tutup namaz kılsa ve müslüman olduğunu zannetse de durum değişmez” denilmiştir.[19] Hasan-ı Basrî’ye göre münâfık “dünya işlerine düşkün olup ilâhi cezadan korkmayan, îmanı ciddiye almayan kişi” [20] olup,  İbn Ömer’e göre ise “münâfık iki sürü arasında gidip gelen, hangisine ait olduğunu bilemeyen şaşkın bir koyuna” [21]benzer.

Kur’an-ı Kerim’de “Münâfikûn” adını taşıyan müstakil bir sureyle beraber pek çok ayetin münafıklarla ilgili olması, hadis kaynaklarında da münâfıklar hakkında bir hayli rivayetlerin bulunması, İslam’ın nifak konusuna verdiği önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Münafıklardan bahsedilen nasslarda nifak konusuna geniş yer verilmiş, münafıkların nitelikleri ve hileleri uzun uzun anlatılarak, müminlerin bu konuda uyanık olmaları istenmiştir. 

Buradan hareketle de müminler için, münafıkların niteliklerini ve tehlikelerini bilmenin, hem nefsini hem de dinini nifak fitnesinden koruma bakımından önemli olduğu anlaşılabilir. Böylesine hayati önem arz eden bir konunun Kelam İlmî açısından değerlendirilmesi, Asr-ı Saadet’teki nifak anlayışı ile nasslarda münafıkların amel bakımından özelliklerinin belirlenmesi, İslam adına yapılacak önemli çalışmalardan biri olmalıdır. 

Görünüşte iman ettiğini iddia edip Müslümanların ibadetlerine ve cemaatlerine katılan münafıklar, inançlarında olduğu gibi amellerinde de samimi değildirler. Onlar ibadetlerini de gösteriş ve kendilerini gizlemek için yaparlar, ibadet anlayışlarında Allah rızası, cennet ümidi ya da cehennem korkusu bulunmaz, yaptıkları ibadetlerin karşılığında bir sevap beklemedikleri gibi azaptan da korkmazlar. Hz. Peygamber bir hadisinde İslam’ın üzerine kurulduğu beş temeli “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve ramazan orucu tutmak” şeklinde açıklar. [22]

Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli yönleriyle ortaya konan bu sıfatlarla, her halükârda “hayatını içinde bulunduğu şartlarda kendisine pratik faydalar sağlayacak vaadlere göre düzenleyerek manevî ve sosyal yükümlülüklerden her zaman kolayca sıyrılma yollarını arayan bir kişilik yapısı anlatılmış olmaktadır.”[23]

NİFAK VE MÜNAFIK

 “Sözlükte "(tarla faresi yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek" anlamındaki nifak masdarından türemiş bir sıfat olan münafık kelimesi "inanmadığı halde kendisini mümin gösteren" kimse demektir. Kelimenin. "tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağ­lamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması" biçimindeki kök manasından hareketle münafık, "dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse" olarak da tanımlanmıştır. Münafık kelimesi Cahiliye döneminde mevcut olmakla birlikte terim manasında kullanıldığı bilinmemektedir.

Câhiliye döneminde ıstılahî anlamda kullanılmayan münâfık vahyin iniş süreci içinde dînî bir terime dönüşmüştür.( İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “nfk” md.; Zebîdî, a.g.e., a.y.) Kur’ân-ı Kerîm’le oluşan semantik sistemde münâfık, “küfrünü ya da şüphesini gizleyip müslüman olduğunu izhar eden kişi” anlamına gelmektedir. Kelimenin mastarı olan nifak “dine bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkmak”( Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nfk” md.) “kalbinde küfrünü gizlediği halde diliyle îmanını izhar etmek”( Cürcânî, et-Ta‘rîfât, “münâfık” md.) “kâfirin küfrünü gizleyip, zâhirde mümin ve müslüman görünmesi”( Fîrûzâbâdî, Kamus Tercümesi, “nifak” md.) “için dışa muhâlefeti”( Tehânevî, Keşşâf, a.y.) gibi ifadelerle Kur'an’daki kullanımına uygun bir şekilde tanımlanmıştır.”[24]

“Nifak kavramı Kur'an-ı Kerim'de kök halinde üç, çekimli fiil olarak iki ve münafık şeklinde yirmi yedi ayette geçmekte olup beş yerde münafık erkeklerin yanında münafık kadınlar da zikredilmiştir (M. F Abdülbaki, el-Mu'cem, "nfk" md.). Ayrıca Kur'an, diğer birçok ayette müminler ve kafirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan da bahsetmektedir. Münafikün adlı müstakil bir süre de mevcuttur. 

Bu ayetlerde münafıkların itikadi durumları, psikolojik yapıları ve ahlaki bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber'e ve müminlere karşı tutumları, ahiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır. Kur'an terminolojisinde münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. 

İlki halis münafıklar olup bunlar, "Aslında inanmadıkları halde Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler" (el-Bakara 2/8). 

İkincisi zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan (en-Nisa 4/137, 143; krş. et-Tevbe 9/ 44-45), imandan çok küfre yakın olan (Al-i imran 3/167) çifte şahsiyetli insanlardır. Bazı ayetlerde "münafıklar" ve "kalplerinde hastalık bulunanlar" diye ikili ifade tarzının yer alması da bu farklılığı göstermektedir (el-Enfal 8/49; el-Ahzab 33/12) Halis münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler (el-Sakara 2/14). 

Diğerleri ise Resûl-i Ekrem'e inandıklarını sanmakla birlikte önemli iş­lerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte, fakat başlarına bir felaket gelince Hz. Peygamber'e başvurmakta (en-Nisa 4/60-62) böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevi menfaatlerine göre değişmektedir (el-Hac 22/11).[25]

“Çeşitli âyetlerde münafıkların psikolojik durumunun toplumsal hayata yansıyan görünüm ve etkilerine temas edilmekte, meselâ dış görünüşlerinin aksine onların her şeyden korktukları, özellikle savaştan endişe duydukları belirtilmektedir (et-Tevbe 9/56-57; Muhammed 47/20-21; el-Haşr 59/11-13; el-Münâfikūn 63/4). Yine onların cimri, yalancı ve kibirli oldukları (et-Tevbe 9/67; el-Münâfikūn 63/1, 5), gösterişe önem verdikleri, maddî menfaat için namaz kıldıkları, gerçekte ise dua ve ibadet hayatında isteksiz davrandıkları (en-Nisâ 4/142), ekini ve nesli (ekonomiyi ve kültürel hayatını) bozmaya uğraştıkları (el-Bakara 2/205), kötülüğü yaygınlaştırıp iyiliğe engel olmaya çalıştıkları (et-Tevbe 9/67), Allah’ı ve müminleri alaya aldıkları (et-Tevbe 9/65, 79), müslümanlara yardım edilmesini engellemeye gayret ettikleri (el-Münâfikūn 63/7), müminlere karşı kin besledikleri (Âl-i İmrân 3/119), kötü haberler yaydıkları (el-Ahzâb 33/57-60), günah, düşmanlık ve Hz. Peygamber’e isyan konusunda gizli faaliyetler yürüttükleri (el-Mücâdile 58/8; krş. en-Nisâ 4/108) ifade edilmektedir.

Medine döneminde yapılan savaşlarda ve diğer bazı olaylarda ortaya koydukları olumsuz tutum sebebiyle bazı kişilerin münafık olduğuna hükmedilmişti. Ancak bunların bir kısmının yakınları Müslümanlığı benimsemişti. Hz. Peygamber, toplumsal birliği sağlamak ve İslâm’a sempati duyan gönülleri incitmemek düşüncesiyle münafıkların cenaze namazını kılmak, onlar için dua etmek istemişse de nâzil olan âyetlerle bundan menedilmiş ve onlar için birçok defa dilese bile asla bağışlanmayacakları bildirilmiştir (et-Tevbe 9/80, 84; krş. Taberî, VI, 434, 439-440).

“Nifak kavramı hadislerde de geniş biçimde yer almış, vahyin birinci müfessiri konumunda bulunan Resûl-i Ekrem’in münafıklarla ilişkisi ve onlar hakkındaki değerlendirmeleri hadis kitaplarında çeşitli başlıklar altında anlatılmıştır (Wensinck, el-Mu’cem, “nfķ” md.). Ca‘fer b. Muhammed el-Firyâbî bu konudaki rivayetleri Sıfatü’l-münâfıķ adlı eserinde bir araya getirmiştir (aş. bk.). 

Resûlullah’ın münafıklar hakkında vahiy yoluyla kısmen de olsa bilgilendirilmesine (et-Tevbe 9/101; Muhammed 47/29-30) ve onlara karşı tedbirli davranmasına rağmen bazı sebeplerle münafıklar için ayrı bir statü belirlemediği bilinmektedir. Bu uygulama ile İslâmî müsamaha ve sabrın enginliği gösterilmekte, ayrıca iman etmeleri ihtimali göz önüne alınmakta ve neticede açıkça İslâm düşmanlığı yapmaları da engellenmiş olmaktaydı (Elmalılı, I, 240-241). Bununla birlikte Hz. Peygamber münafıkları şahsen değil tip olarak tanımlıyordu. Bir hadiste imanla küfür arasında kalan münafık iki sürünün ortasında durup nereye katılacağını bilemeyen koyuna benzetilmiştir (Müsned, II, 88; Müslim, “Sıfâtü’l-münâfıķīn”, 17). 

Diğer bir hadiste ise münafık bir nehir kenarına gelen üç kişiye ait bir temsille tasvir edilmiştir. Buna göre mümin suya atlar ve karşıya geçer, ardından münafık atlar, mümine yetişmek üzere olduğu sırada bir yandan kâfirin, diğer yandan müminin, “Bu tarafa gel!” çağrıları ile ikisi arasında bocalarken kuvvetli bir su dalgasıyla boğulur (Taberî, IV, 334; İbn Kesîr, II, 325).”[26]

“Münafığın alâmetleri hakkında bilgi veren rivayetler de mevcuttur ve bunların genellikle ahlâkla ilgili olduğu görülmektedir. Meselâ bir hadiste münafıklık alâmetleri yalan söylemek, sözünde durmamak ve emanete hıyanet etmek şeklinde özetlenmiştir (Buhârî, “Îmân”, 24; Müslim, “Îmân”, 107-108). Diğer bir rivayette bunlara anlaşmazlığa düştüğünde haksızlığa sapma unsuru da eklenmiştir (Buhârî, “Îmân”, 24, “Mežâlim”, 17), Müslim’in naklettiği hadisin devamında, “Böyle bir kimse oruç tutup namaz kılsa ve müslüman olduğunu zannetse de durumu değişmez” denilmiştir (“Îmân”, 109-110). 

Bir başka hadiste hayânın ve az konuşmanın imanın iki tecellisi, çirkin sözün ve gereğinden fazla konuşmanın ise nifakın iki alâmeti olduğu belirtilmiş (Müsned, V, 269; Tirmizî, “Birr”, 80), münafıklarda iç açıcı bir görünüm ve dinî kavrayışın bir arada bulunamayacağı beyan edilmiştir (Tirmizî, “İlim”, 19).[27]

“Sahâbîlerin zaman zaman kendilerinde nifak olup olmadığı hususunda endişeye kapıldıkları (Buhârî, “Îmân”, 36), meselâ Hz. Peygamber’e kâtiplik yapan Hanzale b. Rebî‘in onun yanında iken hissettiği huzur ve mutluluğu sohbetinden ayrıldıktan sonra hissedemediği, bunun bir nifak işareti olmasından korktuğu ve durumu Resûl-i Ekrem’e sorduğu, onun da bu halin nifak alâmeti olmadığı cevabını verdiği nakledilmektedir (Müslim, “Tevbe”, 12; Tirmizî, “Ķıyâmet”, 59). Bu tür rivayetlerde yer alan nifak kavramı genellikle itikadî bozukluğa değil amelî eksikliğe işaret etmektedir. Nitekim bazı İslâm âlimleri nifakı itikadî ve amelî olmak üzere ikiye ayırmış (İbn Hacer, I, 111; II, 47), bazıları da büyük ve küçük nifaktan söz etmiştir. İbn Hacer, bu konudaki farklı görüşleri belirttikten sonra hadiste geçen nifakın amelî nifak olduğu şeklinde yorum yapan Kurtubî’nin telakkisini benimsediğini söylemiştir (Fetĥu’l-bârî, I, 113).”[28]

Münafıklığın Çeşitleri

“Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde geçen nifak kavramı incelendiğinde naslarda münâfık kelimesinin tek bir tipi sembolize etmediği, Tehânevî’nin kapsamlı tanımına uygun olarak her durumda “için dışa muhâlefeti” söz konusu olmakla birlikte nifak halinin birbiri içinde farklı kategorilere ayrıldığı görülmektedir. 

Şöyle ki Kur’ân-ı Kerîm’de hem münâfıkların kâfir olduğu ve cehennemin en alt tabakasında yer aldığı beyan edilmekte,( Nisâ 4/145.) hem de îman ile küfür arasında gidip geldikleri zikredilmektedir.( Nisâ 4/143.) Diğer taraftan hadislerde nifak alâmetleri hakkında bilgi verirken yalan söylemek, vaadinden caymak, emanete hıyânet etmek, münâfığın vasıfları olarak sayılmaktadır.( Buhârî, “Îmân”, 24; Müslim, “Îmân”, 107-108.) 

Benzer hadisin başka bir rivâyetinde münâkaşa ve husûmetinde haddi aşmak (hak yoldan çıkmak) unsuru da eklenmiş, bunların hepsinin mevcut olduğu kimsenin hâlis münâfık olacağı, birinin bulunması durumunda ise onu bırakıncaya kadar bir nifak özelliği taşıyacağı ifade edilmiştir.( Buhârî, “Îmân”, 24; “Mezalim”, 17.) 

Müslim’in rivâyetinin devamında “böylesi oruç tutup namaz kılsa ve müslüman olduğunu zannetse de durum değişmez” denilmiştir.( Müslim, “Îmân”, 109-110.) Bir başka hadiste ise hayâ ve suskunluğun îmanın iki tecellisi, çirkin ve gereğinden fazla konuşmanın ise nifakın iki görünümü olduğu ifade edilmiştir.( Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 269; Tirmizî, “Bir”, 80.) 

Ayrıca sahabenin zaman zaman kendilerinde nifak olup olmadığından endişe ettikleri (Buhârî, “Îmân”, 36.) Hz. Peygamber’e kâtiplik yapan Hanzala b. Rebî’in Resûlullah’ın sohbetinden ayrıldıktan sonra aynı ruh hâlinin devam etmemesi sebebiyle kendisinin münâfık olmaktan korktuğu ve bunu Peygamber’e sorduğu, onun da bu halin nifak alâmeti olmadığı cevabını verdiği nakledilmektedir.( Müslim, “Tevbe”, 12; Tirmizî, “Kıyâme”, 59.) Bu tür rivâyetlerde yer alan nifak genellikle itikadî bozukluğa değil, amelî eksikliğe delâlet etmektedir. Kişinin zihnî ve kalbî fonksiyonlarıyla samimi olarak benimsediği dînî değerlerin teşkil ettiği derûnî gerçeklikle (itikad) tembellik, alışkanlık ve çevrenin tesiri gibi âmillerin olumsuz yönde etkilediği iradî-zâhirî hayat (amel) arasında bazı farklılıkların ve bir tür dualizmin meydana gelmesi insan fıtratı açısından fazla yadırganmamalıdır. Nitekim bazı İslâm âlimleri nifakı itikâdî ve amelî olmak üzere ikiye ayırmışlardır.( İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 111.) Bazıları ise bu ayrımı büyük ve küçük nifak olarak da isimlendirmişlerdir (Meydânî, Zâhiretü’n-nifâk, I, 72-73.).[29]

Buna göre îmanda nifak kişiyi îman çerçevesinden çıkarırken, amelde nifak böyle değildir. Amelî nifak, hadislerde de belirtildiği gibi insanın îmanı ile uyuş- mayan davranışlar içinde bulunduğunda ortaya çıkmaktadır. Ehl-i Sünnet âlimleri her ne kadar ameli, îmanın olmazsa olmaz bir şartı kabul etmemeleri sebebiyle böyle bir durumdaki kişinin îman dairesi dışına çıkmadığını belirtmişlerse de, amelî nifakın zamanla sahibini itikadî nifaka götürme tehlikesine dikkat çekerek sakınılması gerektiğini her zaman vurgulamışlardır. O halde hadislerde münâfıkların özelliklerinin sayılmasının bir anlamı da müslümanları bu konularda uyarıp ikaz etmekten ibarettir.( Adnan Demircan, Hz. Peygamber Devrinde Münâfıklar, s. 13.)[30]

“İslâm âlimlerinin yaptığı tasniflerde genelde böyle ikili bir ayrım mevcut olmakla birlikte Kur’an âyetleri incelendiğinde yukarıda işaret edildiği gibi itikatta olan nifakın da tek bir biçimi bulunmadığı görülmektedir. Kur’an terminolojisinde münâfık iki farklı yapıdaki insanlar için kullanılmaktadır. 

Birincisi hâlis münâfıklar olup aslında inanmadığı halde “Allah’a ve âhiret gününe îman ettik” derler.(Bakara 2/8.) Diğeri ise zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irâde eksikliği yüzünden îman ile küfür arasında yer değiştiren, şüphe içinde bocalayan,( Nisâ 4/137,143; et-Tevbe 9/44-45.) toplum için fedakârlıkta bulunmaya çağrıldığında îmandan çok küfre yakın olan (Âl-i İmrân 3/167.) istikrarsız insanlardır. 

Buna göre Bakara sûresinde ateş yakmaya çalışan fakat ateş çevresini aydınlatmaya başlayınca, Allah’ın, görme imkânlarını yok edip karanlıklarda bıraktığı insanın misâli (Bakara 2/17.) birinci tip münâfığın durumunu anlatırken, şimşek ve gök gürültüleriyle yağan sağanak altında yıldırım korkusuyla kulaklarını tıkayan, şimşek önünü aydınlatınca yürüyen, karanlık çökünce dikilip kalan kişinin misâli (Bakara 2/19-20.) îman ve inkâr arasında gidip gelen ikinci tip münâfığı sembolize etmektedir.( İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’ani’l-azîm, I, 73.) Bazı âyetlerde “münâfıklar” ve “kalplerinde hastalık bulunanlar” biçiminde ikili bir ifadenin yer alması da aynı farklılığı göstermektedir.( Enfâl 8/49; el-Ahzâb 33/12.) 

Nitekim Kur’an’da bir taraftan Hz. Peygamber’e münâfıklarla mücâdele etmesi ve onlara sert davranması emredilirken (Tevbe 9/73.) diğer taraftan kendilerine öğüt vermesi ve içlerine işleyecek güzel sözle hitap etmesi istenmektedir.( Nisâ 4/63.) Hâlis münâfıklar müminlerle karşılaştıklarında îman ettiklerini belirtmelerine rağmen asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler.( Bakara 2/14.) Diğerleri ise Hz. Peygamber’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli işlerinde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte fakat başlarına bir felâket gelince Peygamber’e başvurmakta,( Nisâ 4/60-62.) böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişmektedir.( Hac 22/11.)[31]

“Bütün bu açıklamalara göre itikadî nifakı da hâlis ve kısmî olarak iki kategori içinde düşünmek gerekir.[32]

Hâlis münâfık: Aslında îman etmemekle birlikte görünüşte müslüman olduğunu söyleyen kimsedir. Böyle bir kişinin gerçekte hiçbir zaman dininin sınırları içinde bulunmadığı dolayısıyla cehenneme gideceği konusunda İslâm âlimleri görüş birliğine varmışlardır.

Kısmî münâfık: Îman ve nifak arasında gidip gelen, kuşku ve tereddüt içinde, sürekli çatışma içinde kalan, bazen imânâ bazen ise küfre yakın olan, dolayısıyla îman hayatında ciddî zafiyetler taşıyan, kimsedir. Bu yapıdaki insan zamanla tam bir tasdik derecesi olan imânâ ulaşmazsa sonuç olarak hâlis münâfık kategorisine girer. Çünkü bütün İslâm âlimleri şüphenin îmanla bağdaşmadığı noktasında ittifak etmişlerdir.”[33]

"Nifak, kalbte olursa küfür, amelde olursa suçtur" (Kurtubî, Tefsir, VIII, 212).

Kur'an-ı Kerim'de özelliklerini tanıtıp haber verdiği münafıklar için Yüce Allah, peygamberini şöyle uyarmaktadır:

وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

"O münafıkların dış görünüşlerine aldanma. Onların liderlerini gördüğün zaman, yakışıklıdır, gövdeleri hoşuna gider. Konuşurlarsa güzel konuşurlar, dinlersin. İşte onlar sıra sıra dizili kereste gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar" (Münafıkûn, 63/1-4).

Değerlendirme ve Sonuç

Ânî ve hızlı kültür değişimlerinin yaşandığı veya mevcut gelenek ve sistemin yerine yeni bir oluşumun hâkim olduğu dönemlerde, bu yeniliğin karşısında net bir tavır alamayan, zayıf karakterli insanlar arasında nifakın zuhûr etmesi kaçı nılmaz bir sonuçtur. Nitekim İslâm ümmeti içinde toplu bir nifak hareketi müslümanların belirli bir güç ve hâkimiyet elde ettikleri Medine döneminde ortaya çıkmıştır.

Burada önemli olan menfaatlerine göre konum alan, îman etme kabiliyetlerini yitirmiş, kalpleri hastalıklı, yalancı ve iki yüzlü tiplerin toplumu ifsat edecek faaliyetlerine Hz. Peygamber’in metodu uyarınca engel olmaktır. Daha da önemlisi, nifak özelliklerinin kişinin îman hayatı üzerinde yıkıcı etkiler yapabileceği göz önünde bulundurulmalı ve inananlar nifaka benzeme şeklinde nitelenen bütün tutum ve davranışlardan mümkün mertebe uzak durmalıdır. O halde bir müminin öncelikli uğraşısı başkasının îman hayatı üzerinde değerlendirme yapmak değil, kendi îmanının kemâle ermesi olmalıdır.[34]

Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav) zamanındaki münâfıkların reisi Abdullah bin Übeyy bin Selûl'ün günümüz versiyonları dün olduğu gibi bugün de büyük tehlike arz etmektedir. Kabalacı sahte mesih Sabetay Sevi gibi bugünün dönmeleri, masonik, mistik, Müslüman görünen kripto örneklerine karşı,  Müslüman'ın yeni bin yılda geliştirilen İslam ve Müslüman düşmanı stratejilere karşı, birey olarak düşüncelerini koordine etmesi, karmaşıklaştırılmış inanç parametrelerini aklın ve bilimin desteklediği yeni stratejilerle yeniden tanımlaması, konum ve sıfat değiştiren 'mücadele paradigmaları' üretmesi özel birer ödev formasyonunun gereğidir.[35]

"Yeni Dünya Düzeni aslında kendilerini dünyanın efendisi gören bir avuç insanın dünyaya hükmetme ve yön verme düzenidir. Kendini hükümranlıklarının önünde engel teşkil eden her türlü din devlet ve organizasyonu tasfiye çalışmaları hızla sürmektedir." Günümüzün kendini Tanrı yerine koyan, modern tâğut/katil ve zalimleri olan bu yapılar için münafıklar ise bulunmaz bir nimet olarak önemlerini devam ettirmektedirler.

Kur’an-ı Kerim’in “görünüşleri iyi, konuştukları zaman kendilerini dinleten ama sıra sıra dizili kereste” (Münafıkûn, 63/1-4). diye bize haber verdiği münafıklar noktasında ne yazık ki yokluk çekmiyoruz. Rabbimiz bize münafıkların vasıflarını bildirmiş ve onlara karşı bizi uyarmıştır. Geriye kalan biz Müslümanların Rabbimizin bu emir ve uyarılarına dikkat kesilmemizdir. 

Rabbim şerlerinden Ümmet-i Muhammedi muhâfaza buyursun!


Ahmet Hocazâde, 10.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları




[1] Konu ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER, Nifak ya da İmanda Çatışma (Kur’ân-ı Kerîm Bağlamında Nifak Psikolojisi Üzerine Bir İnceleme), M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi 22 (2002/1), 5-24, s.19.
[2] Bakara 2/10; el-Mâide 5/52.
[3] Tevbe 9/ 44-45.
[4] Tevbe 9/124-127.
[5] Hülya ALPER, a.g.m., s.20.
[6] Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nfk” md.
[7] Âl-i İmrân 3/118-119.
[8] Bakara, 2/204; el-Münâfikûn, 63/4.
[9] Nisâ 4/142.
[10] Tevbe 9/54.
[11] Nisâ 4/142; krş. et-Tevbe 9/54.
[12] Buhârî, “Ezân”, 34; “Mevâkît”, 20; krş. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 424, 466, 472, 531, V, 57; Müslim, “Mesâcid”, 252; İbn Mâce, “Mesâcid”, 18; Ebû Dâvûd, “Salat”, 47; Nesâî, “İmame”, 45.
[13] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 185,247; Müslim, “Mesâcid”, 195; Ebû Dâvûd, “Salat”, 5; Tirmizî, “Salat”, 6; Nesâî, “Mevâkît”, 9.
[14] Tevbe 9/54.
[15] Nisâ 4/137,143; et-Tevbe 9/44-45.
[16] Buhârî, “Îmân”, 24; Müslim, “Îmân”, 107-108.
[17] Buhârî, “Îmân”, 24; “Mezalim”, 17.
[18] Muhammed 47/20.
[19] Müslim, “Îmân”, 109-110.
[20] Toshihiko Izutsu, İslâm Düşüncesinde Îman Kavramı, s. 69.
[21] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 143; Müslim, “Sıfâtü’l-münâfîkîn”, 17.
[22] Doç. Dr. Hasan KURT, AMEL BAKIMINDAN MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ, “İslam İnancına Göre Nifak ve Münafık, Konya 2003” adını taşıyan doktora tezi esas alınarak hazırlanan Makale, s.52.
[23] Muhammed Esed, Kur’an Mesajı Meâl-Tefsir, s. 806.
[24] Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER, Nifak ya da İmanda Çatışma (Kur’ân-ı Kerîm Bağlamında Nifak Psikolojisi Üzerine Bir İnceleme), M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi 22 (2002/1), 5-24, s.6.
[25] Hülya Alper, “Münafık”, DİA, XXXI/ 565.
[26] Hülya Alper, “Münafık”, DİA, XXXI/ 566.
[27] Hülya Alper, “Münafık”, DİA, XXXI/ 566.
[28] Hülya Alper, “Münafık”, DİA, XXXI/ 566.
 [29] Yrd. Doç. Dr. Hülya ALPER, Nifak ya da İmanda Çatışma (Kur’ân-ı Kerîm Bağlamında Nifak Psikolojisi Üzerine Bir İnceleme), M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi 22 (2002/1), 5-24, s.8.
[30] Hülya ALPER, a.g.m.,  s.8.
[31] Hülya ALPER, a.g.m.,  s.8-9.
[32] Hülya ALPER, a.g.m., s.10.
[33] Mesela bk. Ebû Hanîfe, el-Vasıyye, s. 87; Sâbûnî, el-Bidâye fî usûli’d-dîn, s. 81; Nesefî, Tebsıratü’ledille, II, 770; Mahmud Sâlim Ubeydât, Kadıyyetü’l-îmân, s. 38; Krş. İbn Hazm, el-Fasl, III, 232, 250.; Hülya ALPER, a.g.m., s.10.
[34] Hülya ALPER, a.g.m., s.24.
[35] SA135/SD20: Özgürleşme; Kabala, Ruhbanlık ve Tasavvuf Prangalarından Kur'an'a Sığınarak Kurtulmak
http://www.sonsuzark.com/2012/12/sa135sd20-ozgurlesme-kabala-ruhbanlk-ve.html



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı