15 Mayıs 2017 Pazartesi

SA4327/KY57-AHCZD4: İslâm'ın Kavramları: Putperestlik ve Günümüze Yansımaları

"Çağımız tam bir putlar galerisini andırıyor. Çağımız sanki bir pagan çağı. Eski zaman putlarıyla çağdaş putlar arasındaki benzerlikler, farklılıklardan ne yazık ki daha fazladır. Çünkü putların şekli, cinsi ve tapınma formu farklı olsa bile, meydana gelen haz ve bağımlılıklar aynı."


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Allah’a hamd, Resûlüne salât u selâm olsun.

Şirk, tarih boyunca insanların mensup olduğu bir din türüdür. Allah tarafından şiddetle yasaklanmasına rağmen “her çağda işlenen en popüler ve en sinsi suçlardan” birisi şirktir. 

Günümüzde inançtaki sapma ve bozulmalar (şirk, küfür, nifâk) tarihi çok eskilere dayanan sapma ve bozulmaları hatırlatıyor bize. Kitâp ve sahih sünnetten uzak, kendinden menkûl pagan, mistik ve bâtınî anlayışların yüzyıllarca verdiği  tahribât ise gün geçtikçe artmaktadır. Bunların bir kısmı da  öğretisine İslâmî bir renk katıp, İslâm dışı inanç ve yaşantılarına meşruluk örtüsü kazandırmayı da ihmal etmemişlerdir. Bazıları da cüretkâr olmaktan da ziyade; tamamıyla İslâm dışı bu inançlarına rağmen kendilerini İslâmın tam kendisi olarak ta pazarlamayı başarmışlardır.

İslam toplumunun coğrafi açıdan genişlemesiyle, İslam’a giren insanların sayısı artmıştır. Bu insanlar, Müslüman olmadan önceki eski inançlarının, bir kısmını İslam’dan sonra da devam ettirmişlerdir.[1] Bu Müslüman olan kitlelerin bir kısmı, sırf hâkim olan güce ilgi duyduğu için, bir kısmı İslam’ı tam idrak etmeden, özünü kavramadan İslam’a girmiş, bir kısmı da art niyetinden dolayı İslam’ın üstünlüğünü hazmedemediğinden dolayı İslam’ı kendi içinden yıkmak amacıyla Müslüman olmuştur.[2] Değişen şekil altında değişmeyen bir öz oluşur; o da İslam düşmanlığıdır. İntikamlarını, Müslümanların inançlarını bozmak, itikadlarına şüphe ve yabancı unsurlar katmakla elde etmeye çalışırlar.[3]

Hz. Peygamber’in vefatından sonra, İnsanlar vahiy İslam’ından, Kültür İslam’ına doğru bir yol izlemiştir. Burada tabii ki bazı istisnai kişiler çıkabilir, ama genel itibariyle bu böyledir. Kitlesel halde İslam’ a giren insanlar, Müslüman olmadan önceki dinlerini, kültürlerini, yaşantılarını vs. tamamen unutmuş değillerdi. Müslüman olduktan sonra da bu din,kültür ve yaşantılarının bir kısmını İslâm’a taşıdılar. (Türk,İran vb.)[4] Yozlaşmanın ilk işaretleri olarak, kitlelerin İslam’a girmesiyle birlikte tercüme faaliyetleri de başlamıştır. Tercümeleri ise çoğunluğu İslam’a düşmanlığı aleni olan Süryani ve Nasturi mütercimler yapar.[5] 

İlk olarak Emeviler Dönemi’ne denk gelen bu faaliyetlerle Müslümanlar ilmi açıdan çok geniş bilgi elde etmeye başlamıştır, ama bu durumun İslami açıdan olumlu mu olumsuz mu olduğu tartışılır. Bu dönemden itibaren Felsefe alanına bir anda büyük ilgi duyulmuş ve İran, Yunan, Hint, Mısır gibi kültürlerden çok sayıda Arapçaya tercümeler olmuştur ve tüm bu etkenlerin sonucunda berrak su bulanmıştır.! “Tercümeler öncesi anlaşılan İslam inancı, tercümeler sonrası anlaşılan İslam inancı diye ikiye ayırmak yanlış olmayacaktır.”[6]

Şamanist unsurlar[7], tenasuh, şath, hûlul düşüncesi, raks ve müzik[8], Vahdet-i vucûd[9], keşf[10], pagan toplumlardan öğrenilen sihir, tılsım, cifr, harflerin esrarı, simya, astroliji gibi[11] şeylerin yanında Yunan, Fars, Hint kültü ürünlerini kapsayan kitapların Arapçaya tercüme edilmesi, zamanın bazıları için değerli bir fırsat olur.[12] İlâhi sevgi, varlıkta birlik gibi inançları felsefî bir tarzda ifade edebilme şansı elde edilmiş olunur. çok farklı etkenlerden beslenerek gelişip büyümüş ve başlıbaşına inanç, yaşantı sistemi haline gelmiş bir olgudan bahsediyoruz. 

Bu ve benzer sebeplerle zaman içinde  din içinde din haline gelen, inanç, ibadet, teşkilat ve sistemiyle apayrı bir yapılar oluşur ve etkinliğini de günümüze kadar devam ettirir.

“Kaynaklar birbirine karıştı! Daha sonra gelen nesillerin beslenme kaynaklarına Grek felsefe ve mantığı, İran düşünce ve mitolojisi, Yahudi hurafeleri, Hristiyan metafiziği ve başka kültürlerin, medeniyetlerin tortuları karıştırıldı…Bu yabancı unsurların tümü Kur’an-ı Kerim tefsirine, Kelam ilmine, Fıkıh’a, Fıkıh Usulüne de karıştırıldı. Ve işte o ilk nesilden sonra gelen nesiller, o karma karışık kaynaklarla muhatap oldular.” [13]

"Bugünün veya geleceğin Vahiy İslamı mensupları eğer insanlara gerçek İslam’ı ulaştırmak istiyorlarsa (ki bu zorunludur) İslâm denildiğinde anlaşılan şeyin içerisinden bütün İslâm dışı unsurları ayıklamak veya bu unsurların İslâm’la hiçbir ilgisi olmadan Vahiy İslamını bütün safiyetiyle ortaya koymaları gerekir.”[14]

Celaleddin Vatandaş’ın sorusuna bir kulak verelim ve sonra da asıl konumuza giriş yapalım. 

"Tarihin, kültürün doğrularını değil, onların üstündeki mutlak doğruları elde etmek ve böylelikle vahiyde anlamını bulan Müslüman olabilmek için geçmişi ve bize bırakılan mirası sorgulamak zorundayız. Bu miras yanlış olmayabilir. Aynen kabulü ve yaşanması durumunda hidayete eriştirilebilir, ancak ya doğru değilse?!..."[15]

Bu cümleleri aktarırken Muhammed Mustafa’yı (sav) tamamen devre dışı bırakan, Peygambersiz bir din anlayışını reddettiğimi ifade etmek isterim.

Vahiyden kültüre geçiş, bilginin bozulması, sapmalara dikkat etmek ve bu kültürel mirası muhasebe edip, ayıklamak, temizlemek ne kadar önemli ise, İslâm dışı şeyler ile Peygamberi ve Kur’an’a aykırı olmayan sahih sünnetini aynı kefeye koymakta o kadar yanlıştır. Çünkü bu yanlışa başta Kur’an izin vermemektedir. İman ettiğim Kur’an-ı Kerim Allah’ın gönderdiği Peygambere tebliğ görevini yükleyip, en güzel örnek olduğu için itâati, ittîbayı olmayı emretmektedir.[16]  

Kur’an, Hz. Peygamber’i bize[17]; âlemlere rahmet olarak (Enbiyâ (21), 107.) ve bütün insanlığa gönderilmiş (Sebe’ (34), 28.) en üstün ahlâka sahip (Kalem (68), 4.), müminlere öz canlarından daha yakın(Ahzâb (33), 6.), ümmetine son derece düşkün (Tevbe (9), 128; el-Kehf (18), 6; eş-Şuarâ (26), 3.), müjdeci, korkutucu, etrafını aydınlatan nûr (Ahzâb (33), 45, 46.), keyfine göre konuşmayan (Necm (53), 3-4.) bir beşer (İsrâ (17), 93, el-Kehf (18), 110, Fussılet (41), 6.), görev ve yetkileri sınırlı (En’âm (6), 50, 107, Yûnus (10), 49.), diğer insanlar gibi Allah’ın emir ve nehiylerine karşı itaatle mükellef (A’raf (7), 6.), görevini adaletle tam ve eksiksiz bir şekilde (Enbiyâ (21), 109.) hiçbir karşılık almadan yerine getiren (Yûsuf (12), 104; Furkân (25),57, Sebe’ (34), 47, eş-Şûrâ (42), 23.) Allah’ın bir elçisi (Âl-i İmrân (3), 144.) olarak tanıtmakta; ayrıca ona salât ü selâm getirip (Ahzâb (33), 56.) emir ve hükümlerine itaat edilmesi gerektiğini (Haşr (59), 7.) ve ona itaatın Allah’a itaat sayıldığını (Nisâ (4), 80.) da belirtmektedir. Bununla beraber Peygamber’in gaybı bilmediğini ve Allah’ın hazinesine sahip olmadığını da bildirmektedir. (Hûd (11), 31.)

"Resûl size ne verdiyse alın, sizi neden nehyettiyse ondan kaçının!" (Haşr,59/7.) "Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur”(Nisâ,4/80) âyeti, peygambere itaatın neden gerekli olduğunu, itaatın zorunluluğunu ortaya koyar.  

“Allah’a ve ümmî Peygamber olan Resûlü’ne -ki o, Allah’a ve onun sözlerine inanır- iman edin ve ona ittiba edin ki doğru yolu bulasınız” (A’raf,7/158) 

“İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik” (Nahl,16/ 44.) 

“(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik” (İbrâhim,14/4.) 

İtaatsizliğin de cezası vardır. 

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın" (Muhammed,47/33) 

Peygamber'e itaatı sadece "Kur'ân konusunda Peygamber'e itaat gerekir" şeklinde anlamanın nassî bir delili bulunmamaktadır. Hz. Peygam­ber'e itaat mecburiyeti, ona (s.a.) itaatın, Allah'a itaat etme sayılmasın­dandır. Zira Hz. Peygamber, Kur'ân'ın ifadesiyle  sadece Allah'ın yolu olan sırât-ı müstakime götürmekte (Şûrâ,42/52.) ve yalnız Allah'tan kendisine vahyedilene uymaktadır.(En'âm,6/50.) 

Şâyet Resûl'e itaatten, sadece Allah'a itaat murad edilmiş ol­saydı, "Allah'a ve Resûl'üne itaat" olarak ayrıca âyetler bulunmazdı. Sadece, Resûlullah'a (s.a.) itaatı emreden âyetlerin bulunduğu da bir gerçektir. "Namazı kılın, zekâtı verin, Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz" (Nûr,24/56) âyeti gibi.

Öte yandan Peygamber'e itaat, mü'minlerin özelliklerinden biri ola­rak belirtilmiştir. 

".. mü'minler...iyiliği emreder, kötülüğü nehyeder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah'a ve Peygamber'e itaat ederler." (Tevbe,9/71)  

Allah’ı sevme alâmetinin Hz. Peygamber’e ittibâ olduğunu belirtilir: 

 "De ki Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”(Âl-i İmrân, 3/31) 

Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in hükmüne kayıtsız-şartsız kabul ve teslimiyet ile zerre kadar şüphe duymadan, kalpten inanıp râzı olmak gerektiğini emreder.

“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb,33/36) 

ve

"Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda, seni hakem tayin edip verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar.” (Nisâ,4/65) 

“Allah ve Resûlü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz ko­nuları, Allah'a ve Resûlü'ne arzediniz” (Nisâ,4/59) 

Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber’e isyan etmek ve koyduğu sınırları aşmak ve uymamak yasaklanmıştır. Bu yasaklar, Hz. Peygamber’e bağlanma gereğini doğurur. 

“Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar” (Nisâ,4/14) ve yukarıda zikrettiğimiz “Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar” (Nûr,24/63) ve “...Peygamber’e karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır” (Muhammed,47/32)

Şimdi beraberce düşünelim. 2017 de yaşayan bizler din,siyaset, yönetim, iktisat, adalet-zulüm, uluslar arası ilişkiler, ahlak, kültür, savaş-barış, sanat, spor, hak-batıl vb. birçok konuda yaşadığımız çağa birer şahit olarak çağı,olayları yorumluyor ve anlamlandırmaya çalışıyoruz, ki kesinlikle doğrudur bu.  

Şimdi, Allah tarafından gönderilen bir Peygamber düşünün ki, Onu en güzel örnek diye bize takdim etmiş, Ona itaati,tâbi olmayı bize emretmiş ve gönderdiği Kurân-ı açıklama ve tebliğ görevini yüklemiştir. Yine düşünmeye devam edelim, bazıları da o Peygambere getirdiği Kur’anı Kerim dışında hiçbir şeyini kabul etmiyorum desin! Kendimizde bulduğumuz hak ve yetkiyi Peygamberden sakınalım! 

Yani bu Peygamber Kuranı açıklamak için 23 sene vahiy dışında hiç konuşmamış, anlaşılamayan bazı ayetleri de hiç açıklamamış, kendisine hiç soru sorulmamış ve cevapta vermemiş, bizim kendi çağımıza şahitliğimizde olduğu gibi Peygamber hiçbir şeyi de yorumlamamış! Bu imkansız! İnşallah demek istediğimi anlatabilmişimdir. Peygambere izafe edilen, Kur’ana aykırı uydurma sözlerle bizzat kendi sahih sözleri arasında ayrım yapmayacakmıyız? Nasıl bir zihin ki Kur’anı okuduğu halde Peygamberi devre dışı bırakma ve işlevsiz kılma, postacı haline sokma hadsizliğine düşebilir? 

Konu uzun ama bu kadarla yetinelim. (Ayrıca bkz. Kur’an-ı Kerim de Efendimiz Muhammed Mustafa ile ilgili; Maide, 5/67.; A’raf,7/157, 158.; Âl-i İmrân,3/31,132; Tevbe, 9/29; Nûr,24/54,56.; Ahzâb,33/21,36; Nisâ, 4/13,14,59,64,65,80,113; Nûr,24/ 51,56; Şûrâ,42/52.; Fetih,48/17; Hucurât,49/1.; Muhammed, 47/32; Haşr ,59/ 7. vb.)


PUTPERESTLİK VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

Bu yazımızda Hasan Tahsin FEYİZLİ’nin, konu ile alakalı gerçekten doyurucu ve ufuk açıcı “Kur’an Perspektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi”[18] adlı makalesinden, biraz da makaleyi özetlemek adına geniş çaplı istifade edilmiştir. Yoğun emeği ve berrak bakışı için kendisinden Rabbim razı olsun. Çağımız tam bir putlar galerisini andıran halini, bugünü, sapmaları, tahrîfin hangi süreçlerden geçtiğini ve arınıp, asla dönmenin ne kadar elzem olduğunu  daha iyi anlamak için konumuza başlayalım. 

Haydi Bismillah.

İnsanların, Allah Teâlâya yapmaları gereken ibadet, göstermeleri gereken saygı, sevgi ve korkuyu, Onun dışında herhangi bir mahluku ma’bud kabul ederek ona yöneltmeleri halidir.

“Putperestlik çok tanrılı dinlerde tanrı -­ sal varlıkları sembolize eden çeşitli figürlere tapınmayı ifade eder. Batı dillerinde idolatry ve paganizm, İslami kaynaklarda veseniyye terimlerinin karşılığıdır. Yunanca eidolon (put, idol) ve latreia (tapınma) kelimelerinden türetilen idolatry, "suret ve temsiliere yanlış şekilde ve yanlış sebeplerle değer verme veya tazirnde bulunma" şeklinde tanımlanır (Barfield, s. 110-111 ). Latince pagandan (köylü, taşralı) türeyen paganizm ise Ortaçağ başlarından itibaren kilise tarafından hıristiyan olmayanlar, XVIII. yüzyıldan itibaren ise çok tanrılı dini geleneklerdeki putperestlik için kullanılmıştır. İslami kaynaklarda put karşılığında kullanılan, insan suretindeki putun kastedildiği vesen (çoğul u evsan) kelimesinden türetilen veseniyye de genel anlamda putperestliği ifade eder. Putperestlere de abedetü'l-evsan denir.”[19]

Düşman/şeytan  (Fatır, 35/6)  insanoğluyla sürekli uğraştı. Onları kâfirler ve müminler şeklinde iki gruba ayırana kadar mücadelesine devam etti. Öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettirip putperest bir toplum yapıncaya kadar savaşını sürdürdü. 

Allah Teâlâ, Nûh kavminin durumunu şöyle anlatmaktadır; 

"İnsanlara, sakın tanrılarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yağus, Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin” dediler" (Nûh, 71/23). 

İbn Abbas şöyle demektedir: Bu isimler Nûh kavminin salih kimselerinin isimleridir. Onlar öldüklerinde şeytan bu kavme oturdukları yerlere onların hatırasını canlı tutmak için putlarını dikmeleri fikrini verdi. Onlar bunu yaptılar, ancak onlara hiç bir zaman tapınmadılar. Bu ilk nesil geçtikten sonra gelenler, dikiliş gayelerini unutup onlara tapınmaya başladılar (Buharî, Tefsir, 71).

Bu putların aslının bazı salih ve veli kimselerinin suretleri olduğu ortaya çıkmıştır. Müşrikler, onların Allah'ın indinde büyük bir makama sahip olduklarına inanıyorlardı. Onları, Allah Teâlâ ile kendi aralarında aracılar ve şefaatçılar edindiler. Onlara göre Allah Teâlâ, ancak bu putların aracılığı ve şefaati ile halkı rızıklandırıyor, hidayet ediyor, fayda sağlıyor ve zarara uğramalarını engelliyordu. Onlar bu putları o salih kimselerin hatıralarını canlı tutmak, bu vesile ile ibadet ve dualarını daha bir şevkle yapabilmek için edinmişlerdi. Bu putlara tapınırken, aslında bu salih kimselere tapınıyorlardı. İbadetleri kendi elleriyle yaptıkları putlara değildi. 

Nitekim Allah Teâlâ, putperest bir kavimden bahsederken onların meleklere, cinlere ve peygamberlere tapındıklarını bildirmekte olup, bunların tamamı Kur'an-ı Kerim'de mevcuttur. Bu müşrikler, tapındıkları ilahların yarattığına, rızıklandırdığına, diriltip öldürdüğüne inanıyor değillerdi. Allah Teâlâ onların bu durumlarını hikâye ederek şöyle buyurmaktadır:

"Yemin olsun ki, eğer onlara; gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ay'ı hizmete amade kılan kimdir?" diye sorsan, mutlaka; Allah'tır" derler" (el-Ankebut, 29/61); "...yemin olsun ki, eğer onlara; gökten su indirip onunla yeryüzüne öldükten sonra tekrar hayat veren kimdir?" diye sorsan, mutlaka; "Allah'tır" derler" (el-Ankebut, 29/63).

 Kur'an-ı Kerim'de bu tip misaller çoktur .[20]

Put, putlaştırmak isteyenlerin arkasına gizlendikleri birer işaret ve alametten başka bir şey değildir. Yoksa putun mutlaka bir ağaçtan dikilmiş yahut bir taştan yontulmuş olması zaruri değildir. Allah'ın dışında tapınılan herşey puttur. 

"Allah"ı bırakıp da kendilerine kıyamete kadar cevap veremeyecek şeylere tapanlardan daha sapık kimdir?" (el-Ahkaf, 46/5). 

Allah tarafından gönderilmiş bir delil olmaksızın, O'ndan başkasına itaat eden, bir hükme sahip olduğuna inanan, O'ndan başkasına dua edip bir şey isteyen, Allah'a şirk koşmuştur. Dolayısıyla putçuluğun şirkle ve küfürle yakından bağlantısı vardır. Puta tapan bir kimse hem Allah'a şirk koşuyor, hem de küfre giriyor demektir. Göklerde ve yerde bütün otorite ve yetkilere sahip olan, ancak Allah'tır; yaratma O'na mahsustur; bütün nimetler O'nun kudret elindedir; bütün işler yalnızca ve yalnızca O'na aittir; kuvvet ve çare O'nun hükmündedir; göklerde ve yerde olan her şey ister istemez O'na itaat etmeye, emrine boyun eğmeye mecburdur. İşte bunun için O'ndan başka ilâh yoktur. 

Kur'an-ı Kerim, insanların ibadet ettikleri şeylerin Allah'ın kulu ve O'nun karşısında aciz olduklarını açıkladıktan sonra, insanları ve cinleri ibadet kelimesinin muhtelif manalarıyla yalnız Allah'a ibadete, sadece O'na kulluk etmeye, ancak O'na itaatte bulunmaya, kişinin O'ndan başkasını tanrı kabul etmemesine ve ibadetin hangi çeşidiyle olursa olsun O'ndan başkasına tapılmamasına çağırıyor: 

"Andolsun ki, biz her ümmete, Allah'a kulluk edin, putlara tapmaktan kaçının diye bir elçi gönderdik..." (en-Nahl, 16/36).[21]

“İslam kaynakları tarihi açıdan putperestliği genellikle Hz. Nuh dönemiyle başlatma eğilimindedir (Zemahşeri, IV, 164; İbn Kesir, es-Sîre, I, 68) Bu gelenek Hud. Ad ve Semud kavimleri zamanında sürmüştür (Hud 11/53-55; Fussı let 41114). Puta tapıcılığın yaygın olduğu Hz. İbrahim devrinde İbrahim'in babası Azer (Tevrat'a göre Terah) puta tapan (Yeşu, 24/2) ve geçimini put yapıp satarak temin eden biri olarak tanıtılır. Hz. İbrahim babasını, "Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" (el-En'am 6/74); "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?" (Meryem ı 9/ 42-44) diyerek uyarmış. putlara tapmanın mantık! bir temele dayanmadığını vurgulamış ve kavmini hak dine davet etmiş, ancak olumlu sonuç alamamıştır (mesela bk. el-En'am 6/80-81; el-Enbiya 21/51-73; eş-Şuara 26/70-89). Kur'an'a göre puta tapma geleneği İbrahim in soyundan gelenler ve başta Harraniler (Keldaniler / Nabatîler) olmak üzere başka milletler arasında da devam etmiştir. İsrailoğulları, Hz. Musa kendilerini Mısır esaretinden kurtarınca karşılaştıkları putperest kavme özenerek Musa'nın da kendilerine bir ilah (put) yapmasını istemiş (el-A'raf 7/ 138-140), ayrıca Hz. Musa'nın vahiy almak üzere Tûr'a çağrıldığı kırk günlük süre içerisinde Samiri'nin yaptığı altın buzağıya tapmaya kalkışmıştır (Taha 20/88) Tevrat'a göre bu altın suret Hz. Musa dağda iken sına çölünde Harun ve İsrailliler tarafından (Çıkış, 32/ 1 -35), Kur an-ı Kerim'e göre ise Samiri tarafından (Taha 20/85-89, 95-97) yapılmıştır.”[22]

Kur'an-ı Kerim putperestliği şirk, Allah'a ortak koşanları da müşrik olarak nitelendirmiştir. Kur'an'a göre şirk Allah'ın asla bağışlamayacağı en büyük günah (en-Nisa 4/48, l 16) ve büyük bir haksızlıktır (Lokman 3 1/ 13). Allah'a ortak koşanlar da ancak birer pislikten ibarettir (et-Tevbe 9/28). Allah ve resulü onlardan uzaktır (et-Tevbe 9/3). Müşriklerden yüzçevrilmeli (el-En'am 6/106; ei-Hicr 15/94). asla onlardan olunmamalıdır (Yunus 10/105; ei-Kasas 28/87) Onlar müminlere düşmanlık edenlerin en şiddetlileri arasında yer almaktadır (eiMaide 5/82). Müminlere rablerinden bir iyilik gelmesini asla istemezler (el-Bakara 2/1 05). İman etmedikleri sürece onlarla evlilik vb. ilişkiler kurulmamalıdır (el-Bakara 2/22 ı). Kur'an'da, müşriklerin Allah'a ortak koştukları putlar kimseye faydası veya zararı dokunmayan (ei-Maide 5/76; ei-En'am 6/71; Yunus I0/18, 106; Taha 20/89; el-Enbiya 2 1/66; Hac 22/1 2; ei-Furkan 25/55; eş-Şuara 26/73); hiçbir şey yaratmayan ve kendileri yaratılmış olan; kendilerine bile fayda veya zarar veremeyen; öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen (el-Furkan 25/3); hepsi bir araya gelse dahi bir sinek bile yaratamayan, hatta sineğin kendilerinden kaptığı bir şeyi ondan kurtaramayacak kadar aciz varlıklar olarak nitelenir (el-Hac 22/73). Putlara tapanlar da aynı şekilde aciz ve zavallı olup derin bir sapıklık içindedir (el-Hac 22/12). Müşrikler putlara kendilerini Allah'a daha fazla yaklaştırmaları (ez-Zümer 39/3). Allah katında kendilerine şefaatçi olmaları (Yunus 10/ 18) için taptıklarını, atalarının da onlara taptıklarına şahit olduklarını söylüyor ve Allah'ın istememesi halinde atalarının da kendilerinin de onlara tapamayacaklarını (en-Nahl 16/35; ez-Zuhruf 43/20) ileri sürüp kendilerini mazur göstermeye çalışıyorlardı.

Şüphesiz putperestliğe meyletmenin pek çok sebebi vardır. Fakat en önemli sebep putperestlerin Allah'ı şanına yaraşır biçimde tanıyamamaları (el-En'am 6/9 )  böylece tevhid inancını koruyamamalarıdır. Zira Allah, peygamberleri aracılığı ile bir olan Allah'a iman esasını (tevhid) getirmiştir. Bütün peygamberler toplumlarına Allah' tan başka tapınılacak ilahın bulunmadığı­ nı , kendilerinin de Allah'ın elçileri olduklarını anlatmışlardır. Peygamberlerin davetine icabet edenler tevhid çizgisinden ayrılmamış davete icabet etmeyenler veya peygamberlerini bulundukları konumdan farklı konumlara çekerek onlara başka fonksiyonlar yükleyenler tevhidi koruyamamış dolayısıyla yollarını şaşırmışlardır.” [23]

“İnsanların, tarihin tespit ettiği günden beri, çeşitli putlara tapmaları, fıtratındaki köklü bir inancın ifadesidir. Yukarıda söylendiği üzerine İlahi vahyin bildirilerinden uzaklaşmış, kopmuş insanlar güç anlarında korku ve sıkıntılarını giderecek ve kendilerini mutlu kılacak “Yüce bir Varlık” a duydukları ihtiyacı gidermek için çeşitli varlıklara tapmışlar ve onları görsel hale getirerek bir takım putlar icad etmişlerdir.” [24]

Put, Türkçeye Farsçadan geçmiş bir kelimedir. Tapınma konusu hâline getirilmiş maddi obje olarak, bir hayvan, bir resim veya heykel kısaca Allah'tan başka ilah edinilen veya hayatın amacı kılınıp ilah hâline getirilen her şey put diye tanımlanır. İşte putperestlik, insanın eliyle, diliyle, düşüncesiyle yaratıcısını yaratması/yapması sonra da bu yaptığı puta, onun kendini mutlu etme veya mutsuzluğunu giderme kudretine sahipmiş gibi bir çocuk zihniyetiyle tapınması ve onu hoşnut etmeye çalışmasıdır. 

Görülüyor ki hiç bir ilmi delile dayanmayan putperestlik aynı zamanda insan aklıyla alay edilmesinden başka bir şey değildir. Bir Çin atasözü şöyle der: Putları ve timsalleri yapan hiçbir sanatkâr bunlara tapmaz, çünkü bunların kendi eliyle ve hangi maddeden yapıldığını bilir.[25] Kuran'da da bu insanların halleri "Siz ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz? Hâlbuki sizin taptıklarınızın da yaratıcısı Allah'tır" (Saffat, 37/ 95-96) şeklinde bildirilmiştir.[26]

Tarihi tecrübe ve kaynakların bize gösterdiği şey, başlangıçta insan, halis olarak yaratıcısı olan güçlü bir Tek Tanrı'ya inanıyordu. Daha sonra tarihî ve sosyal şartlar neticesinde Tanrı ihmal edilmiş ve unutulmuştu. Bundan böyle insan yaratılışta içindeki inanma ve tapma duygusuyla kendisini, sayısız tanrılara, tanrıçalara, ruhlara ve mitolojik atalara, putlara tapmaya dayanan komplike hâle gelen inançlara bırakmış, insanları putlaştırmaya başlamıştır.[27]

a- İnsanları Putlaştırma ve Onlara Tapma:[28]

 “İlahi vahiyden ve Allah'a kulluktan uzak kalmış bazı toplumlarda bazı seçkin insanlar putlaştırılır. Bu ise ya onlara körü körüne boyun eğme ya da onları gerçek değerlerinin üstüne çıkartma, kusurlarını bile bir üstünlük, bir farklılık veya "onda da bir hikmet arama" biçiminde belirir.[29] 

Özellikle üstün önderler ve komutanlar, ona tam boyun eğme ve itaat alanında putlaştırılırken aynı zamanda da tabulaştırılırlar. Tenkit edilemezler, emirleri dine aykırı bile olsa! Nemrut, Firavun vb. gözlemlendiği üzere artık onlar gibisinin gelmeyeceği imajı oluşturulur.[30] Geçmişinde yahut bugün bu özellikteki liderlerce yönetilen ülkelerde yaşayan insanlar artık özerk değil bağımlı, zihinleri kelepçeli olurlar. Kur'an'da bu putlaştırılanlar "rab", "tağut" ve "endad" kelimeleri ile isimlendirilirler:

Birincisi, rabler:

Al-i imran suresinde: "Allah'tan başka biri diğerinizi rab edinmesin."( Al-i imran, 3/64) buyurulması ile yüce Allah, hükmün ve mutlak hâkimiyetin ancak kendisinde olduğu, "Allah Rabbinizdir"(Mümin, 40/62), "Rabbiniz de her şeyi yaratan Allah'tır"( Fussilet, 41/30), ayetlerine karşılık, kim Allah'ın bildirdiği ve yapılması gereken emirleri yasaklar veya yasakladığını serbest bırakırsa kendisi "eş rab", "paralel ilah" olmuş olur. İnsanlar da onu gönülden benimserlerse onu rab edinmiş olurlar.[31]

 İkincisi, tâğutu rableştirmedir:

Allah'ın koyduğu sınırları ve Allah'a kul olma sınırını aşan, Allah'a gidecek yollara engeller koyan, O'ndan uzaklaştıran her varlık tağuttur/sahte rabdır.[32] Tağutlaşanlar Allah'a ihtiyaç duymazlar ve dine ait esaslara itibar etmezler.[33] Bu her çağda kendini gösteren aynı zamanda Allah'ın hükümlerine aykırı ve onun yerine geçmek üzere kurallar koyan herkes tağuttur.[34]

Üçüncüsü, endâdı rableştirmedir:

Kur'an'da "İnsanlardan bir kısmı Allah'tan başka varlıkları O'na denk (nidd,çoğulu endad) yaparlar. Allah'ı sever gibi onları severler (onlara bağlılık gösterirler). Müminler ise ancak Allah'ı severler. Taberi tefsirinde Kadade ve Mücahid, ayetteki "endad", Allah'ın dışındakileri O'na denk hâle getirme dir. Süddi'ye göre bunlar da müşriklerin ileri gelenleri ve efendileridir. Çünkü bunlar Allah'a rağmen onların emirlerine itaat eder ve koyduğu ilkelere bağlılık gösterirler ve Allah derecesine yükseltirler. Allah'a inanırız deseler bile asıl saygıları onlaradır. Böylece onları rableştirmiş olurlar. Tarih boyunca görülmüştür ki bir insanın veya bir toplumun bir insana karşı aşırı sevgisi, bağlılığı ve eleştirilemezliği onu putlaştırmaya götürmüş ve o tanrı mertebesine çıkartmıştır.[35]

Öldükten sonra putlaştırılan insanların dışında, bir de kendilerini herkesten üstün ve önemli gören ve henüz yaşıyorlarken kendilerini putlaştırmış insanlar da mevcuttur. Halk bu tür insanların önce şahıslarına sonra heykellerine tapmışlardır. Bunların başında eski Mısır'da yaşamış Firavun gelir ki, halkına kendisini rab olarak tanıtmış "Ben sizin en yüce rabbinizim"(Naziat, 79/24) "Benden başka ilah tanımıyorum" ( Kasas, 28/38; Şuara, 26/29) gibi sözler sarf ederek, Musa'nın Tanrısının hükümleri/kuralları benim yönetimimde geçersizdir demek istemiştir.[36]

b -Putların İdeolojik Simge Oluşu [37]

İslam alimlerinden Fahreddin er-Razi ve Şah Veliyullah ed-Dehlevi gibi birçok alim bu görüşten yanadır. Her put ve heykel ona değer verenlerin ve tapanların kendi ideolojilerini sembolize etmektedir. Onlar kendi duygu ve inançlarını putlarına yansıtmış ve putların önünde eğilir gibi görünürken esasında kendi ideolojilerini yaşatmışlardır.[38]

Putların korunması; insanlara kabul ettirilmek istenen ideolojilerin beyinlerden silinmemesi, devamlı onunla karşı karşıya kalınması ve bu ideolojileri sahiplenen imtiyazlı (mutref) grubun bu putlar vasıtasıyla elde ettikleri menfaat ve makamların kaybolmaması içindir. Dolayısıyla her putlaşmış heykel, belli bir insanın düşünce ve ideolojisini simgeler.[39] 

Put heykele gösterilen saygı da o putlaşmış heykelin temsil ettiği kimsenin düşüncelerine olan bağlılığın göstergesidir. Böyle olmayacak olsa, insanların bir demir, bir taş parçası olan heykelin karşısında saygıya durmaları ne ifade ederdi? Gurur ve şahsiyet sahibi bir insan, bu cansız heykellerin önünde bir tapınma edasıyla saygıya durur muydu?[40]

Bu put heykeller, bir zihniyeti temsil etmiyorsa, Nemrud'un askerleri kırılan bu taş ve tahta putları için Hz. İbrahim'i niçin ateşe atsınlardı? Bundan dolayı puta tapıcılığın kökenini ve psikolojisini insan tabiatında aramaktan ziyade, onun iradesinin yanlış tercihinde aramak lazımdır. Aslı İlahi olan din mensupları da kendilerini görsel put edinmelerinden kurtaramamışlardır.[41]

c- Çağdaş Putlar [42]

“Günümüz insanı bugün bazı kavramları, ilkeleri ve sistemleri, tartışılmaz, eleştirilmez, sadece gereği yerine getirilir ve önünde boyun eğilir konumda görmekte, öyle algılamakta ve uygulamaktadır. "Yaptığından sorumlu tutulamayan" yegâne kudret sahibi, Allah Teâlâ iken, çağdaşlık, demokrasi, laiklik, teknoloji  gibi bazı düşünce, kavram ve sistemler böylesine bir tartışılmaz ve dokunulmaz konumda görülüyorsa, işte bu noktada yeni bir şirk türü ile karşı karşıyayız demektir. Bu ilkesel, sistemsel ve kavramsal şirktir. Müşrik, putunu kendi yapar, kendi tapar. Putları yontup isimlendirenler ile, bazı kavramları icad edip putlaştıranlar arasında tam bir amaç ve eylem birliği bulunmaktadır.[43]

Çağımız tam bir putlar galerisini andırıyor. Çağımız sanki bir pagan çağı. Eski zaman putlarıyla çağdaş putlar arasındaki benzerlikler, farklılıklardan ne yazık ki daha fazladır. Çünkü putların şekli, cinsi ve tapınma formu farklı olsa bile, meydana gelen haz ve bağımlılıklar aynı. Eski dönemlerde bir insanın taptığının nihayetinde bir tahta, bir taş ve bir madenin parçası hatta insan olduğu ona gösterilebiliyordu. Günümüzde bunlar mobilya, otomobil ve makine haline dönüşmüş olduğundan, bunların tutkusunun onları putlaştırdığını anlatmak zorlaşmıştır. Tevhid inancına sahip insanlar adı konulmuş büyük putlarla baş etme mücadelesi verebiliyorlardı. Şimdi ise bu günün adı konulmamış, küçük putlarına karşı açık bir mücadele vermek zor ve karmaşıktır. Çünkü Bugünün putları küçük, ama yaptıkları yıkım büyüktür, çağımızın temel paradoksu da budur. İnsanın kafası/gönlü Allah'tan ve dince kutsal sayılan değerlerden boşaldıkça, onun yerini profanlaşmış ikonalar alır. Putları görmek isteyen herkes önce kendisine bakmalıdır. Çağdaş denilen birçok insanın içi put mezarlığıdır. Radyo dalgası gibi yayılan bu putlar, boş kalp ve kafalara girip arada sesini duyuran ve insanları o sesin cazibesinde bağımlı hale getiren çağdaş putları kısa kısa sıralayalım.

 1. Paranın Putlaşması

İnsanlar parayı karınlarını doyurmaktan çok, zengin olmayı hedeflemiş, ve para, kazanmak gaye haline gelmiş, mal sevgisi bütün benliği sarmışsa, insan paranın hakimi değil mahkumu olmuşsa, yani insanlar para kazanmada Allah'tan bağımsızlaşmışsa, helâl-haram ayırımı yapmadan hile,(A’raf, 7/85) şans oyunları ve kumar vb.(Maide, 5/90) ile kazanma yoluna gidiliyorsa, artık o para o insanın taptığı bir put haline gelmiştir.

2. Irkçılık Putu

 İnsanlar birbirine karşı, kavim ve ırk üstünlüğü ile övünmesi için yaratılmamıştır. Kur'an'da bildirildiğine göre “onların birbirleriyle tanışması ve yardımlaşması için olup üstünlük ve şeref ise ancak takva (Allah'ın emrine uygun yaşamak) iledir”.(Hucurat, 49/13) ilkesi vardır. Üstünlüğü ırk yönüyle ele almak insanın içine gizlenmiş bir putun göstergesidir.  Muhammed Mustafa (sav) buyurdular ki: “Asabiyet (ırkçılık) dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davud, Edeb, 121) “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7) 

Vedâ  Hutbesinde de buyurmuştur ki: 

“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.” [44]

3. Bilimin Putlaşması

İnsanın dünyasında bilim, birçok engeli aşmış ve medeniyetin ilerlemesinde rolü büyük olmuştur. Böyle olmakla beraber "Bilimin ortaya koyduğu her şey gerçektir, bunun dışındakiler vehim ve hurafedir, duyumların verdiği bilgiden başkasına inanmam" demek, bilime kör bir inançla bağlılıktır. Eğer vahye gözünü kulağını kapatarak yalnız duyu ve deneye bağlı bilimin bildirdiğinin dışındakilere inanmam denirse o zaman bilim putlaşmış olur.( Bkz. Nuayma, a.g.e. s. 46 vd.) Francois Berger bu konuda "Atalarımızı tir tir titreten yalancı tanrıları, ilmin sayesinde parçaladık sanıyorduk. Hâlbuki putları kıran bu bilim denen balyoza, şimdi mabut diye tapar olduk" demiştir.

4. Devletin Putlaşması

Devletin asıl görevi, yönettiği fertlerinin duyduğu ihtiyaçlarını yerine getirmek, huzur ve refahlarını sağlamaktır. Devlet Allah'a ve millete karşı sorumludur. Bir devlet ki sorgulanamaz ve kendine söz söyletmezse, lideri/başkanı tenkit edilemezse, bu demektir ki o devlet ve lideri tabulaşmış ve tanrılaşmıştır.[45]

Gerek Hz. Ebu Bekir gerek Hz. Ömer sahabe olan cemaate "Ben Allah ve Resul'üne itaat ettiğim müddetçe bana itaatiniz caizdir; yoksa itaatiniz caiz değildir"[46] demişlerdi. Böylece devleti ve lideri tabu olmaktan korumuşlardır.

Çünkü Allah’a isyan edilen yerde kula itâat edilmez.[47]Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:"Allah´a isyanın söz konusu olduğu yerde kula itâat yoktur. İtâat ancak iyiliktedir[48].”[49]

5. İdeoloji Putu

İlimce bir temele dayanmadan zihinde oluşturulan ideolojiler, beşerî/seküler olan ilkelerdir. Bunlar bir grup, bir parti veya bir devlet tarafından benimsenir ve bir din tutkusu hâline gelirse o da tabulaşmış ve putlaşmış olur.[50] İdeolojide, idealde olduğu gibi, metafizik yoktur, ideolojiler uğruna kan dökenler bile vardır. İdeolojiler, kendi içlerinde birer dindir ve kutsal olanı aklileştirir, aklı da kutsallaştırır.[51] Milliyetçilik bugün ideolojilerin en keskinidir. Milliyetçilik, maddeciliğin teselli edemediği kitleler arasında, kaybolan dinlerin yerini tutmaktadır.[52] Bu bakımdan ideolojiler din gibi tutulan savunulan hâle gelince putlaşmış olur.

6. İzm'ler Putu

Vahyi hayatının dışına çıkaran, Yaratanıyla ilgisini kesen insanlar, maddeye tapan ve maddeyi mutlak varlık hâline getirmeye çalışan materyalizmi, bilime iman eden pozitivizmi, ırkı tanrı edinen faşizmi ve nasyonalizmi, insan aklını ve idrakini tek hakikat kabul eden ve bütün varlığın yaratıcısı hâline getiren idealizmi, hayal âlemindeki romantizmi, insanı paranın, ekonominin kulu yapan kapitalizmi, dini yok sayan ve insanı köleleştiren, robotlaştıran komünizmi, "dünya işlerinin hiçbirinde Tanrı‘ya ihtiyaç yoktur, o ahirete karışır" diyen sekülerizmi ve laisizmi,[53] ruhu alabildiğine yücelten ve onu mutlak varlık yapma çabasında olan spritüalizmi ve daha nice "izm"leri hayatın hâkimi yapmış ve bütün bunları putlaştırmış olarak yaşamaktadırlar.[54] Cemil Meriç'in tabiriyle "izm"ler, idrakimize giydirilmiş deli gömleğidir."[55] Bunların hepsi de ithaldir, batının putlarıdır. Bu bakımdan bunlara bağlılık ve onları savunma, onları putlaştırmaktır.

7. Gelenek, Toplum (El Âlem) ve Birisi Putu ('Ne derler?' Putu)

Kendini sosyal hayat ve yaşam tercihleri yönünden hür/özgür zanneden insanların çoğu, farkında bile olmadan kendilerini görünmeyen bir esaret zinciriyle bağlamışlardır. Bu zincire; 'elâlem ne der' zinciri de diyebiliriz. Her ne kadar insandan, sosyal bir varlık olarak, bulunduğu toplumla uyum içinde olması beklenirse de bu uyum, insanın ev dizaynında, düğün vb. de hayatını birtakım kalıplara koyacak veya dinini yaşamayı zorlaştıracak bir düzeyde olmamalıdır. Ebu Talip, ölüm döşeğinde iken Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Ey amcacığım artık müslüman ol, kurtuluşa er" davetine karşı "Mekkeli kadınlar buna ne der" diyerek iman etmeden ölmüştür. Gelenek, toplum, (elalem) ve birisinin beğenisi veya Allah’ın yerine çoğunluğun kuralları öne çıkarılıyor,[56] geçerli oluyorsa;[57] böylece bunlar, kişilerin görünmez putları haline gelmiş olur.

9. Aklın Tanrılaşması / Putlaşması

 Akılcılık (rasyonalizm), özellikle batıda 18. yüzyılın ortalarında aydınlanma çağı denilen çağda, bir atılım yaparak aklı, sağlam bilgilerin muhafaza edildiği bir yer olmaktan çıkartıp hakikati bulmaya, korumaya yarayan bir kuvvet olarak kabul etti. Bu bağlamda Lassoing, "Değişmez hakikatlere ancak akıl yoluyla ulaşılabilir, aklın bulgusu dışında hakikat yoktur." demiştir. René Guénon, ise bunlara karşı "Aklı hem izafi (göreceli) hem de her şeyin üstünde (yanılmaz) tutmak bir çelişkidir. Bu da aklın bilmediği, ulaşamadığı, ermediği hiç bir şey yoktur"[58] demek, vahyi kabul etmemek anlamına gelmektedir. Bu da gösteriyor ki, aklın sınırları dışında kalanı inkâr etmek ve yok saymak, aklı putlaştırmaktır. Hristiyan batılı aydınlar, insanlığın ufkunu genişletip onları ilme yöneltirken, onu öne çıkaran akılda kendisini putlaştırdı. Yani insan aklı, dinin yerine geçerek ve fizik ötesini yok sayarak kendi ihtiraslarını tanrılaştırmış oldu.

SONUÇ

Şimdiye kadar gördüğümüz bütün putperestlikler şirkin özel bir biçimidir. Şirk, tarih boyunca insanların mensup olduğu bir din türüdür. Bundan dolayı putperestlik şirk dininin alt ayrımı olarak görülebilir. Çünkü şirk, Allah'a teslim olma ve O’nu ta’zim etme yerine, insanların kendi elleriyle yontarak yaptıkları putlara veya putlaştırdıkları insanların heykellerine tapınmaları, onları yüceltmeleri, onların karşısında ta’zim ve teslimiyet göstermeleri ve bazen de bunları Allah'a aracı yapmalarıdır. Bütün peygamberler, putlara ve putperestlere karşı büyük savaş vermişlerdir. 

Müşrik Araplar Allah'a inandıklarını dilleriyle söyledikleri hâlde eylemde putlarının önünde seremoniler yaparlardı. Dilek ve şikâyetlerini dile getirirler, onlardan güç alarak birlik ve beraberliklerini yenilerler ve bu şekilde putlarına bağlılıklarını sunarlardı. İşte bu, hem Allah'a inanmak hem put heykellere tazimde bulunmak ikilemi şirkti. Kâbe'de 360 mücessem put, Mekke'nin fethiyle ve İslam'ın balyozuyla tarihin çöplüğüne atıldı, ama putlar şekil değiştirerek zihinlere ve gönüllere girerek devam etmektedir. 

Kur‘an'da “Allah'a ibadet edin, ona hiçbir şeyi eş koşmayın.” diye buyurulurken, açıkça tövbe edip dönmedikçe Allah'ın asla affetmeyeceği bildirilir. Allah'ın birliğine hüküm ve hâkimiyetine karşı başka kavram ve kuralları öne çıkarmak şirktir. Her şirkte ise, açık veya gizli bir putperestlik çeşidi vardır. 

Hz. Peygamber’in (s.a.v.), Allah’ın bildirileri doğrultusunda, puta sevgi ve saygı ile iman olmaz prensibi ile uzun mücadelesi sonunda bunu kabul ettirerek, kalplerdeki putun ve meydan putlarının yıkılmasını sağlamıştır. Bundan böyle İslam dinine, Allah'a gerçekten inanarak ve teslim olarak giren kimseler, ibadetlerini, dualarını, şükür ve şikâyetlerini Allah'a yapmışlar ve her türlü put sevgilerini ve saygı gösterilerini iman (Yusuf, 12/106) ve amellerine şirk karıştırmamak (Kehf 18/110) için terk etmişlerdir.[59]



Ahmet Hocazâde, 15.05.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları




[1] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.21,25,35,36.
[2] Celaleddin Vatandaş, Vahiyden Kültüre, Pınar Yayınları,İstanbul 2015,  s.23.
[3] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.23.
[4] Hatice K.Arpaguş, Osmanlı Halkının Geleneksel İslâm Anlayışı, Ensar Neşriyat, İstanbul 2006, s.90-93.
[5] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.51,53.
[6] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.53.
[7] Hatice K.Arpaguş, a.g.e., s.91.
[8] Türk Edebiyatı 126   [Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Yy. Haz. Dr. Orhan F. Köprülü, Nermin Pekin, 2. baskı, ötüken yy. Ist. 1980]
   -Mazeheri 9,199   [ Ali Mazeheri- Ortaçagda Müslümanların Yaşayışları, Çev:Doç. Dr. Bahriye Üçok, Varlık yy. Ist. 1972]
[9]  Prof. Dr. Macit Fahri, İslam Felsefesi Tarihi, Çev: Kasım Turhan, İklim yy. İst. 1987.
[10] Prof. Dr. Fazlur Rahman, İslam, Çev: Doç.Dr. Mehmet Dağ, Doç. Dr. Mehmet Aydın, Seçuk yy. ist. 1981
[11] Ibn Haldun, 68 (uludağın notu)   [Ibn Haldun, Tasavvufun mahiyeti, Çev: Süleyman Uludağ, Dergah yy.   ist. 1984.
[12] Prof.Dr. Subhi Salih, Ölümden sonar diriliş, Çev Doç. Dr. Şerafeddin Gölcük, Kayıhan yy. 2. baskı. ist. 1981
[13] Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler, Dünya Yayınları, İstanbul 1986, , s.18.
[14] Celaleddin Vatandaş, a.g.e., s.120.
[15] Celaleddin Vatandaş, a.g.e.,  s.10.
[16] Doç.Dr.Aynur Uraler, Sahabe Uygulaması Olarak Sünnete Bağlılık, M.Ü. İLAHİYAT FAK. VAKFI ,.İstanbul. (Doktora Tezi,Marmara)
[17] Cemal Ağırman, “Hz. Peygamber’e Sevgi Ve Bağlılığın Ölçüsü”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 2, Sivas – 2001, s. 131-151.
https://agirman.wordpress.com/2007/12/06/hz-peygamber%E2%80%99e-sevgi-ve-bagliligin-olcusu/
[18] Daha geniş bilgi için bkz. Hasan Tahsin FEYİZLİ, Kur’an Perspektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü DergisiYıl: 2015/1, Sayı:21,s.277-302.
[19] Ahmet Güç, “Putpersetlik”, DİA, C.34,S.365.
[20] Eymen ed-DIMAŞKÎ, “Putperestlik”, Şamil İslam Ansiklopedisi.

[21] Eymen ed-DIMAŞKÎ, “Putperestlik”, Şamil İslam Ansiklopedisi.
[22] Ahmet Güç, “Putpersetlik”, DİA, C.34,S.366.
[23] Ahmet Güç, “Putpersetlik”, DİA, C.34,S.367-368.
[24] Rasim Adasal, Yeryüzü Tanrıları, Liderler, Komutanlar ve Kahramanlar Psikolojisi, Minnetoğlu Yay. İst. 1979, s.61.
[25] Afif el Tabbara, Ruh-u din'il İslam-, Beyrut 2001 s. 98-99.
[26] Daha geniş bilgi için bkz. Hasan Tahsin FEYİZLİ, Kur’an Perspektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü DergisiYıl: 2015/1, Sayı:21,s.283.
[27] Mircea, Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Cabalcı Yay. İst, 2003, I, 54.
[28] Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.283.
[29] Hüseyin Atay, Cehaletin Tarihi, Atay Yay., Ankara, 2011,s.53.
[30] Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi,s.182; Said Havva, el Esas fi't-tefsir, Şamil Yay.,İst, 1989, I, 393-396.
[31] Tevbe,9/31 ve ayetin açıklaması için bkz Feyzü’l Furkan Açıklamalı Kur’an Meali (H.Tahsin Feyizli)
[32] Ahmet Güç,  D.İ.A., XXXIV, 365.
[33] Celaleddin Vatandaş, Tevhid ve Değişim, Pınay yay. İst. 1995, s.104-105.
[34] Ibn Cerir et-Taberi, Camiu'l-beyan, Trc. Heyet, Mısır 1324, III,13.
[35] N. Şazi Kösemihal, Durkheim Sosyolojisi, İst., 1971, s.134
[36] Felicien, Challey, Dinler Tarihi, trc. Samih Tiryakioğlu, Varlık Yay. 1966, s.40
[37] Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.283.
[38] Er-Râzî, Mefatihu’l gayb, Cin sûresi, 71/23; ed-Dehlevî, H’uccetu’l-lahi’l-baliğa, I, 122-131.
[39] Heyet, Bütün Yönleriyle Asrı Saadette İslam, Beyan Yay. İst. 1995, I, 106 (İhsan Süreyya Sırma, Mekke Dönemi)
[40] Heyet, a.g.e. I, 107-108.
[41] Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.291.
[42] Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.293-294.
[43] Prof. Dr.İsmail Lütfi Çakan, “Asıl Mesele”, Altınoluk, 1995 - Mart, Sayı: 109, Sayfa: 005.
[44] http://sonpeygamber.info/veda-hutbesi-tam-metin
[45] Seyyit Ahmet Şen, Devletin Tanrılaşması, Timaş Yay. İst. 1996, s. 1617.; Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.294.
[46] İbn. Hişam, Sîre, IV, 220.
[47]Prof. Dr. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 2/331-332 .
[48]Müslim, Kitabul- İmara, bab: 39, H.No:: 1840; Ebu Davud, Kitabul-Cıhad, bab: 87 H.No: 2625 .
[49] «لَا طَاعَةَ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ»
[50] İlhan Ayverdi, Misalli Türkçe Sözlük, Kubbealtı Neşr. İst. 2008, II, 1370.
[51] Emin Arık, Ateizmden İnanca, Marifet Yay. İst. 1997, s.28ظ
[52] Arık, a.g.e. s. 51-52.
[53] Cebra Fritjit, Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası, çvr. Mustafa Armağan, İst. 1989, s. 56.
[54] Sağıroğlu, a.g.e. s. 95 vd.
[55] Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yay. İst. 1985, s. 85.
[56] Bakara, 2/165.
[57] Maide, 5/50,54.
[58] Renê Guenon, Doğu ve Batı, trc. Fahrettin Arslan, Yeryüzü Yay. İst. 1990, s. 61
[59] Hasan Tahsin FEYİZLİ, a.g.m. ,s.299.



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı