1 Mayıs 2017 Pazartesi

SA4270/KY23-NN25: Nehir Nil Budapeşte'de; Nehirler ve Şehirler -1-

"Budapeşte güzelliği ve intizamıyla diğer popüler Avrupa şehirleri ile yarışır. Ama nedense onlar kadar reklamı yapılmamıştır."


BUDAPEŞTE

Nehirler… İçlerinden geçtikleri her şehrin güzelliğine güzellik katarlar. 

Deniz kenarı şehirler özel yerlerdir, doğru. Ama benim için içinden nehir geçen şehirler daha güzeldir. Hele bir de tıpkı Paris gibi, planı ve estetiği ile şehir nehrini kucaklamışsa ve inci gibi köprülerle onu süslemişse. 


Memleketim Adana’da çıkıp bir hava almanın ta kendisidir Seyhan Nehri kıyısı boyunca gezinmek. Kim bilir, içinden nehir geçen şehirlere özel bir ilgimin olmasının nedeni de Adana’dır. 


Adana

Sevdiğim şehirler listemde üst sıralarındaki Budapeşte’ye olan sevgimin en önemli nedeni kesinlikle Tuna Nehri’dir.


Budapeşte

2850 km ile Avrupa’nın en uzun 2. nehri olan Tuna, 4 başkente yani Budapeşte, Viyana, Bratislava ve Belgrad’a hayat verir. Ve en çok da Budapeşte’ye yakışır Tuna, şehrin Buda ve Peşte kısmını birbirine bağlar.



Balkanlardan sonra, Avrupa’da Osmanlı izlerine rastlayacağımız ülke Macaristan’dır.  

Budapeşte ve çevresi ziyaretiniz boyunca Kanuni’nin Mohaç seferi ile kazıdığı Osmanlı izlerini az da olsa görmeniz mümkündür.


Macarlarla bir Orta Asya akrabalığımız var. Zaten bu Orta Asyalılıklarından çok çekmişler. Dediklerine göre göçebe bir kavim olduklarından, Avrupalılar onları kabullenememişler.  


Macarlarla uzak da olsa bir dil akrabalığımız var. Bir yabancıya “Türkçe dışarıdan duyulduğunda en çok hangi dile benziyor?” diye sorduğumda, aldığım en popüler cevap Macarcadır. Kulağınıza çok çalınan “ö, ü” sesleri de iki dilin tınısının benzer olduğunun ispatıdır.


Budapeşte güzelliği ve intizamıyla diğer popüler Avrupa şehirleri ile yarışır. Ama nedense onlar kadar reklamı yapılmamıştır.


Demir Perde’nin yıkılmasının ardından  hızla komünist kültür silinmeye çalışılmış, fakat sistemin mimarisi dahil o her şeye bir standart getirme prensibinden mi nedir, tıpkı Varşova’da, Prag’da veya Doğu Berlin’de hissettiğim komünizmin o sinmiş kokusu, Budapeşte’de de kendini hala hissettirmektedir.



Buda Kalesi-Budin Tepesi

Budapeşte’yi gezmeye Budin tepesinden başlamak gerekir. Budin Tepesi’nde bizler için en önemli nokta Gül Baba Türbesi. Gül Baba, Kanuni’yi etkileyen bir şahsiyet, onunla birçok sefere katılmış. 


Gül Baba Türbesi

Asıl adı Cafer olan bu Bektaşi babası alperen, başının üzerinden gül eksik etmediği için bu ismi almış. Yine davetli olarak gittiği Budin'in fethi sırasında şehit düşmüş. Kanuni ölümüne o kadar üzülmüştür ki, fetih sevincini bu yüzden yaşayamadığı söylenir. Tuna’ya nazır bu huzur abidesi küçük türbe, adına yaraşır şekilde güllerle bezenmiş.  


Balıkçılar Kulesi (Tabyası)

Budin Tepesi'nin en güzel noktası, 100 yıllık Balıkçılar Tabyasıdır. Burası Budapeşte’deki en güzel manzaraya sahip noktadır. Muhteşem Parlamento Binasını ve spalarıyla meşhur Margaret Adası’nı buradan seyredebilirsiniz.  


Budapeşte Parlamentosu

İsmi, zamanında burada bulunan balık pazarından geliyor. Kuleden sonra tepenin en popüler yer Matthias Kilisesi'dir. Kilisenin tarihi 11. yüzyıla kadar gidiyor. 


Matthias Kilisesi, ,Osmanlı döneminde cami olarak kullanılmıştır

Budin Tepesi’nden aşağı doğru inerken bir patikaya “Atatürk” ismi verdiklerini görüyorsunuz.  


Gellert Tepesi

Bir diğer önemli tepe ise Gellert Tepesi. Macaristan’da Hristiyanlığı yaydığı söylenen azizden almış ismini. Yine buradan da Tuna’nın muazzam bir manzarası var. 


Gellert Tepesi

İzninizle burada çok sevdiğim bir insandan ve anımdan bahsetmek istiyorum. Budapeşte’ye her gittiğimde çalıştığım Klara isminde, çocukluğunu Türkiye’de geçirmiş dünya tatlısı yaşlı bir rehberim vardı. Klara’nın babası işsiz bir mühendisken genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Macar mühendisleri işe aldığını öğrenmiş ve Adana’da bir fabrikada iş bulmuş. Klara’nın Türkiye macerası da böyle başlamış. Çocukken öğrendiği Türkçeyi de hiç unutmamış. 

Gellert Tepesi benim için çok stresli bir yerdi. Çünkü oradan ayrılırken Klara’yı tepeye yakın sayılan Memento Park’a gitmeye ikna etmem gerekirdi. 



Memento Park

Memento, komunizm sonrası şehrin belli noktalarından sökülen komünist heykellerin sergilendiği parkın adı. Klara komünizmden ve o yıllardan nefret ettiği için mazi ile ilgili hiçbir şeyi görmek istemezdi. Ruslardan hep nefretle bahsederdi. Neticede ikna ederdim ama o gün akşama kadar benimle konuşmazdı. Çalışmak için çok yaşlı olmasına rağmen çok dinç ve enerji doluydu. Komünizmin o halka bıraktığı en güzel miras da bu sanırım, çalışma isteği ve disiplin. (Klara ile yapılan bir röportaj


Zincirli Köprü

Bir şehri tanımanın en güzel formülü, elbette o şehri yürüyerek gezmektir. Bir gün yolunuz Budapeşte’ye düşerse ve Buda tarafında kalıyorsanız, Zincirli Köprü'yü yürüyerek Peşte tarafına geçin. 


Gerbeaud Cafe

Şehrin İstiklal Caddesi diyeceğimiz Vaci Utca’da Macarlarla kaynaşın ve tarihi Gerbeaud Cafe’de bir şeyler için. 


Vaci Utca

Her ne kadar son göçmen krizinde kötü bir profil çizmiş olsalar da, Macarlar Avrupa’nın en cana yakın halklarındandır. Sosyolojik açıdan bize benzeyen bu ülkenin, medeniyet anlamında çok yol kat ettiğini söyleyebilirim.


O gününüze, Vaci’ye yine yürüyüş mesafesinde olan Macaristan Devlet Operası’nda bir temsil izleyerek güzel bir final yapabilirsiniz. Bolşoy’dan sonra gördüğüm en güzel opera binası burası, dünyanın en iyi 3.sü ve en iyi akustiğe sahip olanlardan bir tanesi olarak biliniyor.


Kahramanlar Meydanı (Hösök Tere)- 1000. Yıl Anıtı.

Opera binasının bulunduğu Andrassy Caddesi şehrin en ünlü ve şık bulvarı. Bulvarın sonunda Budapeşte’nin en meşhur yeri Kahramanlar Meydanı (Hösök Tere) var.

Meydanda Macar tarihinin en önemli liderlerinin heykelleri bulunuyor. Meydanın tam ortasında duran sütun ise, Macarların Avrupa’ya gelişlerinin 1000. yılı anısına dikilen 1000 Yıl Anıtı.


Şunu da belirtmek isterim; Osmanlı'dan dolayı Macarlarla bu kadar iç içe geçmiş bir tarihimiz olmasına rağmen, Avusturya’da hissettiğim tarihten gelen Osmanlı düşmanlığı hissine burada hiç kapılmadım. 


Budapeşte’ye gezi sadece şehir merkezi ile sınırlı değil. Tam günlük bir Esztergom (Estergon) gezisi olmazsa olmazlardandır. Esztergom, yaklaşık 50 km mesafedeki tarihi bir şehir, aynı zamanda Macaristan’ın ilk başkenti ve dini merkezi. 


ESZTERGOM Kalesi

Küçük köylerin, mezarlıkların ve Tuna kenarı sayfiyelerine bakarken, yolculuğunuzun nasıl geçtiğini anlamazsınız. Yol üzerinde durduğunuz Vişegrad’dan Tuna’nın dirsek yaptığı noktayı seyretmek de doyumsuzdur. 


Vişegrad

Esztergom’daki en önemli yapısı olan kalesinin Osmanlı tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Zira adına türküler yakılan bu kaleyi Osmanlı iki kez fethetmek zorunda kalmıştır. İçinde küçük bir savaş müzesi, yıkık minareli bir camii ve yeniçeri mezar taşları bulunmaktadır. Kalenin içindeki en önemli yapı ise Avrupa’nın en büyük dini yapılarından birisi olan 200 yıllık Esztergom Bazilikasıdır.. Gerek dıştan, gerekse içten gerçekten muhteşem bir yapı. 


ESZTERGOM Bazilikası

Kalenin Tuna’ya bakan tarafında  çok güzel bir manzara var. Nehrin hemen karşısı ise Slovakya. İki ülke Mária Valéria Köprüsü ile birbirine bağlanıyor. 

Mária Valéria Köprüsü

Kaleden sonra en güzel alternatif Szentendere isminde, yine Tuna kenarında bir köy. Burası Macarların meşhur el işlerini satın alabileceğiniz, kafelerinde vakit geçirebileceğiniz bir yer. 


Szentendre Köyü

Budapeşte’ye 3 gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Ve gittiğinizde mutlaka bir Çigan Müziği gecesine de gidin, asla pişman olmazsınız..




Nehir Nil, 01.05.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Gezi Notları




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı