8 Nisan 2017 Cumartesi

SA4185/KY14-MBY7: Paralel Dinler, Paralel Yapılar ve Bize 'Milli' Diye Yutturulanlar

"Umutlarımızı kullananların ve onları sinsice hırpalayarak yok edenlerin karşısına milli yapılarımızı dikmemiz için ne yapmamız gerekiyor?"


Evet arkadaşlar yeni bir konu ile gündeminizdeyim. Bu konu da diğer konular gibi günümüzde çok önemli bir yere sahip olan bir ilk konu ile başlıyor. Paralel yapılar. 

Biz, bir paralel yapı (ya da yapılar) gibi 'paralel bir din' olduğuna da inanırız. Bunun için gerekli olan argümanlar artık günümüzde kabak gibi ortada. Bu paralel dinlerin tezahürü ise paralel yapılarla gerçekleşiyor. 


Paralel yapılar bizlere hep 'derin devlet', 'ihtiyarlar heyeti', 'ak sakallılar' gibi devşirme kelimelerle karşımıza çıktı. İnsanlarımız bu konularda epeyce umutlandı: 


- Bizim de milli yapımız var. 
- Bu devlet, bu millet sahipsiz değil.

Bunun gibi bir sürü söylem halk nezdinde, özellikle vatansever sağcı kitlede nezir görüldü. 


Birer dervişler zinciri ile inisiye olanların (yani Platona göre 'mağara' dan çıkıp aydınlananların) bizleri yönetirken kendilerine ait sakladıkları bilgiler ve yöntemler ile mevcut hukuk ve düzenin dışında kökeni binlerce yıllık olan kanun ve paradigmalara dayanan yapılar var. Ve hukuksal olarak bu durum suç değil! 


Benim asıl anlatmak istediğim bu yapı bunlar milli mi, yoksa değil mi ? 


Konuya şununla girelim isterseniz ; 





Resimdeki şahıs "Gül Baba" 


Kendisi hurufi üstadı, 2.Bayezid'in av dönüşü Galata'da rastladığı Hurufi üstadı Gül Baba ona verdiği sarı ve kırmızı güllerle Galatasaray'ın tohumunu atmıştı. 


Hurufiler, ebced yaparak gaybden bilgi vermekte(!) çok mahir idiler.


Yahudi Kabbalah'ı ile aynı esasları kullanan Hurufilik'te üstad olan Gül Baba 2.Bayezid'e Galatasaray'ı kurmasını şöyle tavsiye etmişti ; 



Gerçekten de vakti gelince lazım oldular (Bknz. Bazı Galatasaraylı oyuncular-Paralel Yapı-FETÖ ilişkileri ve bunların olağan genel kurulda Galatasaray üyeliğinden ihraç edilmemesi sonrası, toplumun ve hükümetin sert tepkilerinden çekinen yönetim kurulunun yeniden toplanarak ihracı gerçekleştirmesi). Ancak bundan daha fazlası var, çok daha fazlası... 

Son dönemde Galatasaray'ın yaptıkları ise gündemde yerini buldu ve hepimiz olanları gördük. 


Bir de Galatasaray Üniversitesinde öğretim görevlisi Selman Kayabaşı var. Kendisini ve yazdığı kitapları biraz tanıyalım; Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Tarih ve siyaset konulu kitapları askeri kurumlar ile polis akademilerinde tavsiye edilmiştir. Pana Film tarafından hazırlanan Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin konsept danışmanlığını yapmıştır.  Halen de TRT1'de yayınlanan Payitaht Abdulhamid dizisinin konsept danışmanıdır.




Kitabın kapağında ne var? İç içe geçmiş 3 yıldız mı ? 

Selman Kayabaşı'na göre bizi yöneten derin ihtiyarların sembolü bu. Milli ve bize ait olan bu teşkilat, iç içe geçmiş 3 hilal ile sembolize ediliyor. 


Biz öyle düşüne duralım. Yaptığımız araştırmada gördük ki bu semboller hiç de öyle değil. (Bakınız; pagan sembolleri ve ilgili kavramlar: http://symboldictionary.net/?p=412)






Bu sembolün kökeni Kelt Mitolojisine dayanır. 3'lü tanrıçayı sembolize eder. 

Bu sembol aynı zamanda hayatın doğum, büyüme ve ölüm gibi üç ana yönünü belirtir. 


Aynı zamanda bu sembol 'cernunnos' ile ilişkilidir. (Hayat, büyüme, ölüm konusu zamanı yenme içgüdüsüdür )


'Cernunnos' Keltlerde 'zaman tanrısı'dır. Zaman ile içli dışlı olan bu akımlar tabi ki dönemin 'zaman gazetesi' sahibi Fetullah Gülen ile ilişkilidir. 


Ancak asıl bağlantı şurada; Zaman kelimesi Kronos, Kronos, Zeus'un babası, onun oğlu Herkül, Herkul org da böyle yorumlanabilir, Samanyolu, milkyway, bu samanyolu galaksi, sütlü yol anlamına gelir. Herkül tanrılaşmak için Hera'nın memesinden süt emerken, Herkül Hera'dan doğmamıştır, babası Zeus onu karısı Hera'ya emzirterek ölümsüz hale getirmek ister. Herkül annesinin memesinden koparılınca 'Samanyolu' yani gökyüzündeki yıldızlar oluşur. Açıkça putperest bir terminoloji var.


Gelelim Selman Kayabaşı'nın kurgusal teşkilatının sembolünün mottosu olan söze; 


"Çam da bizim Kozalak da" 


Çam burada ağaç metaforudur. Paralel dinin asıl sembolü ve inançlarının kaynağıdır. Kozalak ise Çam'dan çıkan bizim ilahi bilgiler aldığımızı varsaydıkları bir metafor.





Gördüğünüz gibi bu sembol Vatikan'dan Buddha'ya, Budhha'dan Sümerler'e kadar gidiyor.


Anlamı çok basit; Yahudi Kabalası (Kabbalah)'ndaki yaşam ağacı (tree of life) öğretisini kullanarak kozalağa yani '3. Göz' dedikleri şeye, diğer tabir ile 'adam kadmon' olacaklarına inanıyorlar. Yani 'üst insan'




Bu Kozalak denen şey Epifiz Bezi. Bu bez beyinde bizim son çakramız olduğuna ve çalıştığında 'aydınlanma' olacağına inandıkları bir bez. 



Kabbalah yaşam ağacında 'kether' dedikleri bu anlam insanların halk nezlinde '3. Göz' dedikleri saçmalık.


İşte böyle bir teşkilat var ve bu teşkilatın ana sloganı; 'Çam da bizim Kozalak da'


 Ötüken Dergisi'nden Yusufhan Güzelsoy'un “Derin” Palavralar başlıklı yazısında şöyle anlatılır:


"Mesela, Börü Budun, benim çocuk yaşlardan itibaren duyduğum, okuduğum  öyküdür. Ancak şurayı tekrar edeyim: Öyküdür! Hakkında da yüz binlerce uydurma bilgi vardır milli diye sanılan. En gülünç olanı, 2000 yıllık bu teşkilatın, sırlarının rakı masasında ortaya saçan üyeleri yüzünden dağılmasıdır. Murat Bardakçı'nın, “Börü Budun Palavrası” yazısından anladığım kadarıyla, bu uydurma örgütün Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki “İhtiyarlar” senaryosundan sonra uydurulduğunu düşünüyor. Oysa Börü Budun daha eski bir hikayedir.


Diğer bir uydurma ise, “İhtiyarlar Heyeti” denen örgüttür. Bu da Kurtlar Vadisi Pusu senaristlerinin hayal ürünü bir yapılanmadır. Keza “senaristin yazdığı senaryo” olur. Daha ötesi değil… Üstelik bu yapılanma, Necmettin Erbakan’ın ifadelerinin değiştirilerek sunulduğu bir senaryoyla tanıtılmıştır. “Fetullah Hocaefendi”, “FETÖ” oluncaya kadar başka, FETÖ olduktan sonra -kısmen de olsa- başka türlü tanıyacağınız bu örgütün üyeleri ihtiyarlıktan bunamış olsa gerektir. Yoksa onlar da mı aldatılmıştı? Senaryo işte…


Selman Kayabaşı’nın “Kafkas Ruleti-Fırat’ın Ayak Sesleri” romanını yayımlandığı 2005 yılında okumuştum. O kitapta dikkatimi çeken şu olmuştu: Gladio’dan, Ergenekon’dan söz ediliyordu. Kısa bir süre sonra, Türkiye Gladio kavramıyla, Ergenekon davasıyla tanışmıştı. 2005 yılı aynı zamanda o dönemde Türkiye’de ABD Büyükelçisi olarak görev yapan -sırasıyla- Edelman ve Wilson’un Ergenekon sürecine dair ilk mesajları verdiği yıldı. Bu arada aynı romanda -hatırladığım kadarıyla- romanın baş karakteri Sungur Fırat, “Yurt dışında Türkiye için çalışan cemaatleri cumhuriyet düşmanı diye fişlediniz. Onlarla beraber hareket etmek gerekir.” filan diyordu.


Selman Kayabaşı bu romanını devam ettirdi; Kafkas Ruleti’nin ikinci serisini yazdı. Sonra “Teşkilat” romanına geçti. “Çam da bizim, kozalak da!” romanın bir anlamda sloganıydı. Sungur Fırat, Türk devletini perde arkasında idare eden gizli bir teşkilata girip yükselmeye başlıyordu. Böylece Selman Kayabaşı, bizim Tolkien’imiz olmaya başlamıştı. Kendi kafasında “derin dünya” kurmuştu. Tarihi olayları değerlendirip yeni bir tarih yazdı. Tarihteki devletlere ve kişilere yeni roller verdi. Teorilerini gerçek gibi sundu ve hem kendini hem de memlekete dair ümitvar insanları bu şizofrenik hayallere inandırdı. Günlük hayatta tartıştığınız bazı insanlar, o romanlarda yazanları gerçek olarak beyinlerine kazıdığı için, memleket meselelerine dair gerçekçi yorumlar yapmak, gerçekçi sonuçlara varmak zorlaştı. Neticede, Selman Kayabaşı, kendisine ve çevresine yeni bir dünya meydana getirdi." 


Yani; 'Börü Budun', 'Teşkilat''İhtiyarlar Heyeti' ve daha birçok uydurma, kendi yapılarını milli gösterme palavrasıdır ya da Selman Kayabaşı sadece bir konsept danışmanıdır; konsept de mitolojik kökenli masallardan bir dünya inşa etmektir. Bu artık göze batan yerde onun izah edebileceği bir şey.


Baştan buraya kadar geldik. Her şey ortada. 


- Bizim de milli yapımız var. 

- Bu devlet, bu millet sahipsiz değil.

Diyerek umutlarımızı kullananların ve onları sinsice hırpalayarak yok edenlerin karşısına milli yapılarımızı dikmemiz için ne yapmamız gerekiyor?




Mustafa Bedri Yazar, 08.04.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Perdeler ve Gerçekler

Mustafa Bedri Yazar Yazıları






Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı